Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Âlim, âlemi aydınlatıyor

100 yaşında aramızdan ayrılan ’ın Fâtih Sultan Mehemmed Han’ı tarihçilerin pirinin 1950’lerde başladığı çalışmalarının 60 yıllık birikimini gözler önüne seriyor

Giriş Tarihi: 10.1.2020 ABONE OL
Âlim, âlemi aydınlatıyor
Her 29 Mayıs'ta çocukluğuma dönerim. Fatih Camisi'nin heybetli yapısının yanındaki padişahın türbesine girerken Peygamberimiz Hz. Muhammed'in sözlerini okur, dua eden devlet ricali ve vatandaşların arasına karışırdık.
Mehteran bölüğünün gösterisinden sonra dev kazanlarda limonata dağıtılırdı. İstanbul'un fetih kutlamaları bizler için bir bayramdı.
Bu bayramı bize armağan eden, tarihçilerin piri Halil İnalcık Hoca'nın "O olmazsa Osmanlı da olmazdı biz de var olmazdık" tespitiyle andığı Fatih Sultan Mehmed'ti.
Yaklaşık 3.5 yıl önce 100 yaşında kaybettiğimiz Halil Hoca, ölümünden önce Türkiye İş Bankası Yayınları'na teslim ettiği Fatih'i konu alan dev bir külliyatla kültür hayatımızı yine aydınlatıyor.
Üst başlığında; İki Karanın Sultanı, İki Denizin Hakanı, Kâyser-i Rûm sözleri yer alıyor.
Başlığı ise Halil İnalcık isteğiyle Fâtih Sultan Mehemmed Han olarak konmuş.
Hayatını Osmanlı'ya adayıp tarihini yeniden yazan ve dünyada ufuk açan İnalcık'ın 1950'lerde başladığı Fatih Sultan Mehmed çalışmalarının 60 yıllık birikimi bu kitapta yer alıyor.
Hiçbir yerde yayınlanmamış bölümlerin de yer aldığı 827 sayfalık kitap; hem tarihle amatör olarak ilgilenenler hem de akademik çalışmalar yapanlar için vazgeçilmez bir kaynak niteliğinde...
İmparatorluğun kurucusu Osman Gazi'den başlayarak, sırasıyla Sultan Orhan, I. Murad, Yıldırım Bayezid, Fetret Devri'ndeki iki başlı saltanat, II. Murad ve nihayet II. Mehmed'e kadar bütün Osmanlı sultanlarının Bizans'la ve İstanbul'un fethiyle olan ilişkileri ayrıntılarıyla yer alıyor.
Dönemin tarihçileri ve belgeleriyle desteklenen bu okuma adeta bir belgesel filme dönüşüyor.

İSTANBUL'UN FETHİ
"Konstantinopolis, Osman Gazi döneminden başlayarak Osmanlıların uzaktan hayranlıkla seyrettikleri ve bir gün ele geçirmeyi tasarladıkları büyük efsanevi şehir, Kızıl Elma idi" diyen yazar, İstanbul'u ele geçirme planlarının ilk başlangıcı olarak 1305-1306 yılları arasında Aydos Tepesi'ndeki kalenin akın merkezi olarak kullanılmasını gösteriyor.
Sonraki en önemli kazanım ise 1329'daki Palekanon Savaşı'dır. Gebze yakınlarındaki bu bölgede Bizans'a karşı kazanılan bu savaşla Pendik'ten Üsküdar'a kadar bütün sahil boyu Osmanlıların eline geçer.
İkinci tehdit I. Murad'ın Silivri fetihleridir. İlk ciddi kuşatmayı Yıldırım Bayezid yapar sonra, Musa Çelebi ve II. Murad. Ve nihayet Fatih Sultan Mehmed'le şehir düşer.
Ezcümle Halil Hoca diyor ki, dünya tarihini değiştiren bu büyük olayda yüzyıllara dayanan bir arka plan vardır.
Diplomasi, denge politikaları, bazen bir adım geriye bazen de iki adım ileri atılarak fetih sonucuna ermiştir.
Kuşatmadaki kritik üç gün; 20, 21 ve 22 Nisan 1453 tarihlerinde yaşanan bozgun ve moral bozukluğunun ardından genç Sultan'ın bunun altından nasıl kalktığı da ibret verici bir bölüm oluşturuyor.
Fethin kronolojisi ve o dönemin gözlemcilerinin raporu, tarihçilerin notları ayrı bir başlık olarak ele alınıyor.
Bu bahsi kuşatma ve fethi anlatan Osmanlı tarihçisi Neşrî'nin Cihânnüma'sındaki bir beyitle taçlandırarak bitirelim:
Feth-i Konstantiniyye fırsat bulamadılar evvelûn Feth idüp Sultan II Mehemmed yazdı târih âhirûn.
Osmanlı'yı gerçek anlamda Fatih Sultan Mehmed'in kurduğunu söyleyen Halil İnalcık, imparatorluk tanımını da yapıyor:
"Osmanlı İmparatorluğu öncelikli olarak Türk devlet geleneğini temsil ettiğinden, sonra bir İslam devleti olduğundan ve son olarak da Doğu Roma İmparatorluğu'nun yerini aldığından, imparatorluk anlayışı ilk bakışta bu üç kaynağa dayandırılabilir. Başka bir ifadeyle hakanlık, hilafet-saltanat ve imperium, bize tarihi ipuçlarını verecektir. Osmanlı İmparatorluğu tarihi bir varlık olduğuna göre, onun imparatorluk karakteri bizim soyut tanımlarımızdan değil, tarihi gerçeğinin çözümlenmesinden meydana çıkacaktır."

YAYINLANMAMIŞ YAZILAR
Halil Hoca'nın bugüne kadar hiçbir yerde yer almamış yazıları da ikinci bölümde yer alıyor.
Osmanlı'nın sağlam bir temel üzerinde emperyal bir güç olmasının, Fatih'in önceki dönemlerden gelen gelişmiş bir bürokrasiyi benimsemesinden kaynaklandığı vurgulanıyor.
Osmanlı bürokratik sistemi olan belgeler, tahrir defterleri, kadı sicilleri, kanunnameler ve vakfiyeler ele alınıyor.
Önemleri dolayısıyla Fatih'in devlet teşkilat ve reaya kanunnameleri metinleri de aynen veriliyor.
Osmanlı döneminin sosyal ve hukuki hayatını yansıtan en önemli kaynaklardan biri de kadı sicilleridir. Fatih döneminde Bursa kadı sicili burada orijinal haliyle birlikte aktarılıyor.
Araştırma ve İncelemeler bölümünde Fatih döneminde derviş tarikatları, Oğuzculuk, ateşli silahlar, kölelik, Rumlar, Yahudiler ve Cem Sultan hakkında daha önce yayımlanan makaleler de yer alıyor.
"Âlimin ölümü âlemin ölümü gibidir" derler ama âlim, âlemi aydınlatmaya devam ediyor.
Tarihçilerin şeyhi, kutbu olarak anılan Prof. Dr. Halil İnalcık, çok sevdiği Fatih Sultan Mehemmed Han'ın türbesinin haziresinde toprağa verilmişti.
Koca Sultan'a ve büyük alime rahmet ve selam olsun...

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Âlim, âlemi aydınlatıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN