Osmanlı büyük bir imparatorluktu, yüzyıllarca hüküm sürdü. Birikimli ve sağlam bir bürokrasisi vardı. Payitaht İstanbul'dan en ücra yerlere kadar devletin ağırlığı hissedilirdi. Değerleri, kültürü ve hukukuyla çok dilli, çok dinli, onlarca etnik halkı kaynaştırmıştı.
Padişahlar, bu sistemi gözetirdi. Kurallar katıydı ancak ara sıra esnetilirdi. Örneğin şehzadelerin hayatı başlarda çok zordu. Devletin esenliği ve taht kavgasına neden olmaması için öldürülürdü. Zaman içinde bu durum değişti. Gözetim altında tutulmaya başlandılar.
1. Ahmed döneminden sonra da şehzadelerin çocuk sahibi olması saray tarafından yasaklandı. Ta ki Abdülaziz'e kadar. 1857'de bir erkek çocuğu olduğunda ağabeyi Sultan Abdülmecid, şehzadenin bu sırrını bilmesine rağmen görmezden geldi.
Dört yıl sonra şehzade Abdülaziz tahta geçince çocuk sahibi olduğunu kamuoyuna açıkladı. Yusuf İzzeddin, Osmanlı şehzadeleri arasında inişli çıkışlı hayatıyla, ilginç bir kişilik olarak tarihteki yerini aldı.
Osmanlı tarihinde saygın isimlerden biri olan Prof. Dr. Ali Akyıldız, Timaş Yayınları'ndan çıkan yeni kitabı 'Yusuf İzzeddin/ İkbal, İdbar, İntihar'da şehzadeyle birlikte imparatorluğun bir dönemine ışık tutuyor.
Prof. Akyıldız, 10 yıl önce 'Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi' için Yusuf İzzeddin maddesini kaleme alırken, ilginç yaşam öyküsü ilgisini çekiyor ve araştırmalarını derinleştiriyor. O zamanlar kitap fikri aklına düşüyor. Araştırma; olgunlaştırma, hazırlık ve titiz çalışmayla en nihayet kitap 10 yıl sonra basılıyor.
Osmanlı'nın ekonomisinden bürokrasisine, padişah kızlarından paşalarına, hareminden bürokrasisine, ulaşımından merkez teşkilatlarına varan yazdığı onlarca kitabıyla değerli ödüllere layık görülen Ali Akyıldız Hoca'nın yabancı basına, hatıralara, arşiv belgeleri ve literatüre dayanarak hazırladığı son çalışması önemli bir eser.
Kitabın ana fikrinden yola çıkarak şehzadenin ikbali; yani yüksek bir makama ya da iyi bir duruşma erişmesi, doğumundan dört yıl sonra babasının 1861 yılında padişah olmasıyla başlıyor.
Olumsuz ve gizli tutulan hayatı bir anda masalsı bir ihtişama dönüşüyor. Dört yaşında askeriye kaydediliyor. Yedi yaşında özel bir daire hazırlatılıp Harbiye Mektebi'ne kaydediliyor. Yine yedi yaşında yüzbaşı, dokuz yaşında binbaşı, 10 yaşında yarbay, 11 yaşında albay, 13 yaşında mirliva (şimdiki tuğgeneral rütbesi) ve 15 yaşında da Hassa Ordusu müşiri, yani mareşal olması sağlanıyor.
Bu durumun meşruiyet kılıfı ise hazır. Rütbe verme istekleri askerlerden geliyor.
Şehzade, kışlaları gezerek denetim yapıyor. Okulların sınav ve ödül törenlerine katılıyor. Hepsi gazetelerin birinci sayfalarında yer alıyor.
İkbalin; Yusuf İzzeddin üzerinden döndüğünü gören, devlet adamları, yabancı işadamları, saray ve hükümetin yanı sıra onu da ziyaret ediyor.
Yazarlar, eserlerini padişahla birlikte şehzadeye de ithaf ve takdim ediyor. Bürokratlar, kışla, yeni kasaba ve kazalara onun adını verip, hediyeler gönderiyor.
Ancak Sultan Abdülaziz'in taht veraset sistemini oğluna göre hazırlaması trajik bir sonla bitiyor. Bir ihtilalle tahttan indirilen Abdülaziz; intihar ve öldürülme tartışmaları hâlâ süren kısa bir süreçte hayatını kaybediyor.
Kitapta çok iyi özetlendiği gibi; her ikbal ve zirve aynı zamanda bir idbar ve zeval noktasını gösterir.
Talihsizlik, bahtsızlık, işlerin ters gitmesi anlamına gelen idbarı uzun bir süre yaşar.
Şehzade Yusuf İzzeddin 19 yaşındadır. Kısa süren 5. Murad ve sonrasındaki 2. Abdülhamid döneminde gözlerden uzak, hafiyelerin sıkı denetimi altında 33 yıl süren bir inziva hayatı geçirir.
Bu dönemi başa geçme hayalleriyle geçiren şehzadenin şansı bu kez Sultan Abdülhamid'in tahtı kaybetmesiyle tekrar döner.
İttihatçılarla teması kesmeyen Yusuf İzzeddin, gelecekten haber veren şeyhler ve astrologların oyunlarına da alet olur. Yaşlı ve hasta olan Sultan Mehmed Reşad'ın durumu yıldızını parlatır. 2. Meşrutiyet döneminde veliaht olarak ilan edilip görev ve sorumlulukları, resmiyete dökülür. Bürokratlar ve yabancı elçilerle resmi olarak görüşmeye başlar.
Geleceğin hükümdarı olarak, yabancı devlet adamlarının ziyaretlerindeki törenlere katılır, ziyafet ve toplantılarda yer alır.
Sultan Reşad'a yurt içi gezilerinde eşlik eder. Orduya moral vermek için Balkan Savaşı sırasında Edirne'ye, Çatalca'ya ardından 1. Dünya Savaşı'nda Çanakkale cephesine gider.
Padişahı temsilen yurt dışı gezilerine çıkar ve bu Osmanlı tarihinde ilk kez olmaktadır.
Londra, Paris, Sofya, Belgrad, Roma, Berlin gibi başkentlerdeki ziyaretlerde üst düzeyde ağırlanır.
Ancak tahtın bir numaralı varisinin iniş ve çıkışlarla dolu hayatı yeni bir evreye girer. Önce eşinin ölümü, ardından geç çıkan yirmilik dişinden dolayı oluşan yarayı kanser sanmasıyla vehimleri artar, psikolojisi hızla bozulur. Ve son noktayı İttihatçılar'ın onu veliahtlıktan ıskat ettiğini düşünmesi koyar. Yurt dışına tedaviye gönderilir ancak savaş nedeniyle tedavisi İstanbul'da devam eder. Paranoyak bir halde herkesten, sadrazamdan, Ayan Meclisi üyelerinden, mebuslardan, İttihat ve Terakki liderlerinden, memurlardan, şeyhülislamdan ve nihayet padişahtan ıskat edilmediğine dair güvence mektupları alır ve kasada saklar. Ancak vehimleri bitmez, 1916 yılında iki intihar mektubu yazıp bileklerini keserek intihar eder.
Prof. Akyıldız'ın son dönem Osmanlı şehzadelerinin en zenginlerinden biri ve belki de birincisi dediği şehzadenin; tahvillerin yanı sıra, konak, köşk, çiftlik, kasır, dükkan gibi gayrımenkullerini de ele alıyor.
Şehzadenin ön planda olduğu kitabın büyük fotoğrafında ise Osmanlı'nın son dönemlerine damga vuran olaylar, kişiler, gelişmeler yer alıyor. Masaldan trajediye ibretlik bir hayat, film şeridi gibi akıyor.