İsmi uzun kendisi kısa bir roman var karşımızda. Yazar Nahid Sırrı Örik'in 1958 senesinde dönemin önemli gazetelerinden Vatan'da yayımlanan tefrikası... Eski gazeteler ne güzelmiş, arkası yarın tarzı yayıncılık anlayışı ile ertesi sabah heyecanla bayiye gidilirmiş, ünlü kalemlerin romanları, hikayeleri, yazı dizileri heyecanla takip edilirmiş. Bu da insanların hayal gücünün zengin olmasını sağlarmış. Bugün hayal kuran kimse yok, çünkü kelime haznemiz çok dar! İnternette çıktı, heyecan öldü!
Öldü demişken Nahid Sırrı Örik de hayatta iken bu tefrikasının roman olarak yayınlandığını görememiş! Aslında eser Turnede Bir Artist Öldürüldü adıyla tefrika edilmiş. Eseri yayına hazırlayan Bahriye Çeri, Nahid Sırrı'nın Taha Toros Arşivi'nde bulunan el yazısı notunda, eserin adını "Teselli'ye tahvil ediyorum" cümlesi yer aldığından, yazarın isteğine uyarak romanı Teselli yahut Turnede Bir Artist Öldürüldü adıyla yayınlamayı uygun gördüğünü belirtiyor.
Roman, turneye çıkan toplulukta yaşanan kıskançlık, ihtiras ve aşağılanma duygularını ele alıyor. Nihayetinde bir cinayet işleniyor. Nahid Sırrı Bey, Teselli'de sanatçı (sanatkâr), sanat eseri, sanattan anlamak ya da anlamamak gibi konuları ele alıyor. Ses sanatçıları toplumda böyle bir sıfata yani 'sanatçı' denmeğe layık görülmüş mü? Yazar hem bunun cevabını arıyor hem de alaturka müzik, Cumhuriyetin ilk yıllarında toplumun eğlence anlayışını gözler önüne seriyor. Okurken Nuri Bilge Ceylan filmlerindeki sıkıntılı kasaba havası aklıma geldi. Ceylan'ın filmlerini sıkıcı bulanlar korkmasın, roman akıcı...
Artist olma hayali kuran, Nezihe Yanıkses; gazinoda fındık fıstık satarken bir turnede hanendelik teklifi alır. İstanbul'da ulaşamadığı hayaline kasabalarda ulaşabilecektir. Kendini sahnede bulur. Ancak hayatının en güzel devresi olan sahne günleri uzun sürmez.
Nahid Sırrı Örik üretken bir köşe yazarı. 1924 yılından 1958'e uzanan köşesinde sanatçıları, sorunlarını, yaratım sürecinde karşılaştıkları sıkıntıları işler. Bu da ona roman yazma konusunda geniş bir malzeme sağlar. Taşrada kadın, hatta bir ses sanatçısı kadın, erkek meslektaşlarına göre farklı algılanır. Romandaki kadın ses sanatçısı figürü, cinselliği, bağımsızlığı ve sanatçı kimliğiyle arzunun ve aynı zamanda nefretin nesnesine dönüşür. Taşrada halkın gizli arzularını yansıtırken, toplum için de tehdit olarak algılanır. Günümüzde nüfusun azalmasının faturasının çalışan kadına kesildiğini düşünürsek, yıllar geçse de algının değişmediğini fark edebiliriz.
Sınıfsal farklılıklara ve burjuva ahlakına vurur da vurur Nahid Sırrı... Sanatçılar ile taşra halkı arasındaki kültürel ve ahlaki mesafeyi resmeder. Sanatçının hem arzulanıp hem de aşağılanması, kadın ses sanatçısının figürünün cinselliği olmadan değerlendirilememesi, bugün yaşanan kadın cinayetlerinin izdüşümü gibi. Hem cennet annelerin ayakları altında hem de rahatlıkla öldürülen biri kadın...
Yazıyı bitirmeden bir mekandan bahsedelim. Nahid Sırrı yazılarında Sirkeci'deki meşhur Vakıf Han'ın altındaki kahvede haftada ince saz olduğunu yazar. Haftada bir sahneye çıkan Bayan Mualla'yı tanıtır. Vakıf Han'dan da "Loş merdivenlerinden çıkarken, Şahap Bey'in zihninden geçenler, gecenin rutubetiyle birleşmişti; sanat, ihtiras ve ölüm üzerine yarım kalmış cümleler gibi ağırdı adımları" diye bahseder. 1911'de Mimar Kemaleddin Bey tarafından tasarlanan Vakıf Han, bugün Ankara Caddesi'nde hayatına bir otel olarak devam ediyor.