Hüzünlü bir seneydi. 2022 yılının Kasım ayında Hıncal Uluç'u, 2023'ün Mayıs ayında Engin Ardıç'ı ve ondan bir ay sonra Mehmet Barlas'ı uğurladık. Mehmet beyin sofrasında oturma bahtiyarlığına erişmiştim. Hıncal ağbiyle uzun konuşmalarımız, mesajlaşmalarımız, tatlı atışmalarımız oldu.Yalnız Engin Ardıç'ı şahsen tanımadım ama onu da yıllarca hiçbir yazısını atlamadan okumanın keyfini yaşadım.
Kalemle doğan insanlar vardır. Kalem erbabı olmak bunların adeta kaderidir. Kanaatimce Engin Ardıç öyleydi.
Yeteneği lisedeki edebiyat hocasının dikkatini çeker. İki arkadaşıyla birlikte Engin Ardıç'ı ayırır ve onlara "Siz yazar olacaksınız, mutlaka günlük tutun" der. Onlar da hocalarının bu tavsiyesine uyarlar. Diğer iki arkadaşının isimleri Nedim Gürsel ve Ferhan Şensoy'dur. Engin Ardıç liseden mezun olduğu yıl Tiyatro 70 mecmuasında gazeteciliğe başlar. Edebiyat ilgisi dallanıp budaklanarak müzik ve tiyatro gibi güzel sanatlara doğru yayılır. Üniversitede okurken edebiyat ve tiyatro eleştirileri ağırlıklı olmak üzere cemiyet hayatına dair intibalarını da anlattığı yazıları çeşitli gazetelerde ve dergilerde kendisine yer bulur. Dikkatli bir gözlemci olmasıyla, keskin yargılarıyla ve esprili üslubuyla dikkat çeker.
OĞUZ ATAY İLE DOSTLUĞU
Ardıç'ın bu dönemdeki en yakın arkadaşlarından biri Oğuz Atay'dır. Atay, Ardıç'tan yaşlıdır. Üstelik Ardıç'ın aksine epey büyük bir cüsseye sahiptir. Bu ve benzeri farklılıklara rağmen bu ikisi ruh ikizi gibi birbirlerine çekilirler ve bir müddet yedikleri, içtikleri ayrı gitmez. Ardıç, Atay'ın nikah şahitliğini dahi yapar.
Dönem mahfiller dönemidir. Beyazıt'ta her daim canlı bir kültür-sanat ve fikir hayatı vardır. Attila İlhan gibi isimler ise daha çok Anadolu yakasında gençleri çevrelerine toplamaktadır. Atay ve Ardıç bu iki mahfilden ziyade Kemal Tahir ve çevresini tercih ederler. Zaman içerisinde yollar ayrılsa da bu ortamın Ardıç'ın yetişmesinde ve tarih görüşünün şekillenmesinde rolü olmuştur.
BİR TUTAM LACAN
80'li yıllarda Ercan Arıklı'nın önderliğinde
Türkiye'de bir dergicilik furyası başlar... Memleketin parlak ve ümit vaat eden yazarlarından bir kısmı soluğu bu dergilerde alırlar. Engin Ardıç da onlardan biridir.
Tempo başta olmak üzere bu dergilerde kaleme aldığı yazılar Ardıç'ın entelektüel birikimini, edebiyatçı kimliğini ve keskin zekasını gizlenemez biçimde ortaya çıkarır. Uzlaşmaz kişiliği ve iflah olmaz müstehziliği onu hiçbir yerde tutunamaz hale getirir. Ardıç birtakım dolaplara maruz kalır ve her defasında çalıştığı mecmualardan derdest edilir.
Bilahare Doğru Söyleyeni Dokuz Köyden kitabında ve İzlenimler'de bu dönemle hesaplaşacak olan Ardıç'ın 80'lerde ortaya çıkan 'bar enteli' tipi için yazdıklarından bir kısmı şöyledir:
"Bir fırt Foucault, iki tutam Lacan, bir ölçü Deleuze, üç ölçek Guattari, iki fırt Kristeva'yı azıcık Marx sosuyla çalkaladıkları kokteylden mide fesadına uğrayanlara..." (s. 129)
Bunları diğer pek çok meslek erbabı ile birlikte 'dolandırıcılar' başlığı altında zikretmiştir.
TELEVİZYON ÜNLÜSÜ
Türkiye'de tek kanallı yayıncılıktan çok kanallı yayıncılığa geçildiği yıllardır. Engin Ardıç da yavaş yavaş fıkra yazarlığına geçmiştir. Özellikle Star gazetesindeki yazılarıyla kendisinden söz ettirmeye başlamıştır.
Bugünkü adı Star Televizyonu olan kanal kurulunca bu kez de ekran yüzü olarak çıkar karşımıza. Tam sekiz yıl boyunca haber bültenlerinden sonra 'yorumcu' olarak gelir karşımıza. Günün gelişmeleri hakkında beş dakikalık iğneleyici, muzip, kimilerine göre ise 'küstah' yorumlar yapmaktadır.
Ardıç bu yönüyle Türkiye'de televizyon yorumculuğunu başlatan kişilerden biri, hatta birincisi sayılır. 'Renkli' ve 'özel' televizyonların ilk şöhretlerinden de biridir. Sonra birden bırakıp sadece köşe yazarı olarak hayatına devam eder. Ölümünden önce İsa Tatlıcan'a verdiği röportajda bu konuyla ilgili olarak şunları söyler:
"Milyonlarca kişi için sihirli ve ulaşılmaz bir kavram olan "televizyona çıkmak" benim için ancak eski ve kabak tadı vermiş bir anıdır... Bir de ben yazıları okunmayan ve ayakta kalabilmek, ismini sürdürebilmek için televizyonda görünmeye ihtiyaç duyanlardan değilim!"
YAZILARLA YAŞAMAK
Televizyonu bıraktıktan sonra Ardıç, yazılarıyla yaşayan, yazılarında yaşayan bir insana dönüşür. Kendisini şu mekânda, bu cemiyette gören pek olmaz ama haftanın altı günü gazetedeki köşesinde okurlarıyla buluşur. Okumaktan sıkılmayacağınız bir yazardır, moda tabirle 'reytingi' hiç düşmez.
Ardıç, fıkra yazarlığında başlı başına bir ekoldü. İlgi alanları çok çeşitliydi ama özellikle alakadar olduğu konular belliydi. Günlük siyasi meseleler hakkında yazardı. Korkutucu bir heccavdı. Yakın tarihimiz ve Atatürk hakkında, Türk solunun hali pürmelali hakkında düşündürücü ve kışkırtıcı tespitler yapardı. Sanat, edebiyat eleştirileri yapardı.
Ardıç'ı düzenli olarak takip eden bir okur için tarihin bize belletildiği gibi olmadığı, solcuların solculuktan, Kemalistlerin Kemalizm'den anlamadığı aşikardı. Hiçbir şey bildiğiniz gibi değildi. Engin Ardıç çok güzel 'kafa açardı.'
Türkiye'deki mütegallibe yarı aydın tipinin kendisinden hazzetmeme sebebi nedir diye düşündüğümüzde hep aynı cevaba ulaşırız: Kendi içlerinden biri olarak kendilerine en ağır eleştirileri yöneltmesi. Fakat ilk yazılarından itibaren okuduğumuzda görürüz ki Ardıç aslında hiçbir zaman onlardan biri olmamıştır. Mesele de budur.
Bu vesileyle Turkuvaz Kitap'ın Engin Ardıç külliyatıyla alakalı çalışmalarda son aşamaya geldiğini ve külliyatın çok yakında okurla buluşacağını da müjdelemiş olayım.