Yaz mevsimi gelir gelmez kitap dergilerinde tanıdık başlıklar belirir: "Tatile çıkarken yanınıza alınacak kitaplar." Bir editör olarak bu tür listeleri ben de hazırladım. Ama içten içe hep şu soruyu sordum: Neden tatilde okunacak kitaplar "hafif" olmak zorunda? Kumsalda, şezlongda, deniz kenarında okunan kitap neden yalnızca vakit geçirmek için olsun? İyi bir kitap okuru için mevsimin önemi yoktur. Kışın uzun gecelerini kalın romanlarla daha sıcak geçirebiliriz elbette; yazınsa şiir, zihnimizde bambaşka pencereler açar. Kimi zaman incecik bir felsefe metni, nice kalın ciltlere taş çıkartır. Kimi zaman da ağır görünümlü bir kitap, aslında boş bir ciltten ibarettir.
Bu yaz elimden birçok kitap geldi geçti. Bazısını okuyup notlar aldım, bazısıyla da anlamlı bir ilişki geliştiremedim. Ama bir kitap var ki beklediğime değdi. Kitabın adı: Öpsem Öldürürler, Öpmesem Öldüm. Yazarı, Selçuk Altun.
Selçuk beyin kitaplarına karşı bitmeyen ve azalmayan bir merakla doluyum. İlk okuduğum kitabı Yalnızlık Gittiğin Yoldan Gelir (ki kendisinin de ilk romanıdır) ile son kitabı Öpsem Öldürürler Öpmesem Öldüm arasındaki mesafeyi aşağı yukarı takip edebildiğimi düşünüyorum. Ki bu mesafe hiçbir zaman bir diğerinden aşağı kalmadı. Her yeni kitabı bir sonrakini merak ettirecek ölçüde aktı gitti. Sonra kendisiyle de tanıştım. Belirli aralıklarla buluşup, keyifli sohbetler ediyoruz. Roman için çarpan şahdamarının atışları hiç azalmıyor. Neredeyse bütün hayatını "kitap için" yaşayan bir yazar o.
Selçuk Altun'un şanslı bir okur kitlesi olduğu kanaatindeyim. Öncelikle entelektüel okurlar için yazar Altun. Kitapları mutlaka başka kitaplara, başka yazı adalarına göndermelerle doludur. Bütün külliyatı birbirinden ayrılamaz bir legonun eksik parçaları gibidir. O yüzden bir kitabını okuyan okur, mutlaka Altun'un başka bir kitabını merak edecektir. Altun'un ikinci hitap ettiği okur kitlesi ise meraklı, ortalama okurlardır. Bu okurlar genelde kitabın adından veya arka kapak yazılarından etkilenen okurlardır. Bu tipolojide olan okurlar ise entelektüel ilgileri az olsa da Altun'un romanlarındaki polisiye unsurlardan, anlatıcı kişiliğin kâşif taraflarından etkilenirler. Bu okurlar da yazarın diğer kitaplarına karşı merakla doludurlar. İşte bu iki birbirinden uzak okur kitlesini birleştirmeyi başarmıştır Altun. Ülkemizde ve dünyada bu iki okur türünü birleştirmeyi başaran yazar çok çok azdır.
Selçuk Altun romanlarındaki anlatıcı kişi birinci tekil şahıs olarak konuşur genelde. Bir hikâyenin başını ya da sonunu anlatarak açar maceranın kapılarını bizlere. Biz de okur olarak o anlatıcı ile birlike bazı keşiflere çıkarız. Bir hikâye başka başka hikâyelere eklemlenerek helezonlar halinde çoğalır. Her karakter hikâyenin bir yerinde yepyeni bir hikâyenin fitilini ateşler. Ve evet, karakterlerinin mutlaka bir zaafı vardır. Bu zaaflar, karakterlerine erginleşmenin kapılarını aralar. Böylece eksik parçalar yerine oturur ve bizler de yazar ile birlikte, kurulan hikâyenin bir parçası oluruz. Kitaplar, yazarlar, şarkılar, ülkeler arasında dolaşır dururuz ama nihayet noktamız hep İstanbul'dur. Selçuk Altun bir İstanbul romancısıdır. Ama diğer İstanbul romancıları gibi ana arterlerin değil, ara sokakların, özel bir karakter edinmiş mahallelerin romancısıdır. Hatta o sokaklar Altun'un metinlerinde birer karaktere dönüşürler. Misal, Selimiye semti Altun'un son dönem romanlarının en keskin karakteridir. Ayrılık Çeşmesi Sokağı adlı bir kitabı vardır mesela. İşte Geldim, Deniz Kenarı ise yalnız isminden başlayarak vurulduğum kitaplarından birisidir.
Bu yaz elimden düşürmediğim Öpsem Öldürürler Öpmesem Öldüm de aynı hisleri uyandırdı bir okur olarak bendenizde. Kahramanımız Veciz de yukarıda anlattığım diğer Altun karakterlerinden çok belirgin izler taşıyor. Annesi ve babasını 12 Eylül olaylarında yitirmiş. Kendisini emekli subay dedesi büyütmüş. Babaannesine karşı ise nefretle dolu. Hakkari'deki askerliği sırasında ciddi bir kaza geçiriyor. Sağlığına kavuşunca bir tür erginleşme yaşıyor ve başlıyor başka bir macera. (Anlatsam fragman olur). Diyarbakır hapishanesinden yönetmen W. Herzog'a uzanan şaşırtıcı rastlantılar. Arada ansiklopedik bilgiler, merak uyandıran bahisler ve Altun romanlarının ortak ögesi İstanbul sokakları ve insanları.
Gerçekler ile yaşamın bilinmeyen yanlarının kesiştiği noktayı, kurgunun baş döndürücü gizemli damarlarına taşımak az iş değil. Evet, "hayat romanlardan daha tuhaf". Selçuk Altun'un romanları hayattan da tuhaf. Kendinizi bir anda İstanbul'un daha önce dikkat etmediğiniz bir köşesinde bulabileceğiniz gibi Giresun'un Tirebolu ilçesinde de bulabilirsiniz (Tirebolu, bir süredir Selçuk beyle sohbetlerimizin odak noktası), Cenova'dan kalkıp Londra'da bir sahafa da ulaşabilirsiniz. Buenos Aires'le Boston arasındaki mesafe yalnızca bir satır kadardır. Bu anlamda özgür bir okur olmak fırsatını sunar size yazar. Bu da az iş değildir.
BU KİTAP ODUR

Gökhan Ergür, Halden Anlamak (Muhit Kitap): Şair olarak bildiğimiz Ergür aynı zamanda mesleği de olan psikoloji sahasında yazılar kaleme alıyor. Bu yazılar edebiyatla buluşunca doyulmaz bir şölene dönüşüyor. Bu kitap, odur.

İrem Uzunhasanoğlu, Bir Aşkın On Günü: Ne yazsa okurum dediğim yazarlar vardır. Bu yazarların içinden arkadaşlarım vardır. Arkadaşlarım içinden iyi romancılar vardır. Bu kitap, odur.

R. F. Kuang, Sarı Yüz: İlk defa okuduğunuz yazarlar vardır. Bu yazarlar içinden sizi şaşırtan isimler çıkar. Ve bu isimler size öylesine tanıdık bir hikâye anlatırlar ki, pes doğrusu dersiniz. Bu kitap, odur.