Zihinlerde yer etmiş seri katillerle hapiste yaptığı röportajlarla dikkat çeken kriminolog Christopher Berry-Dee yeni kitabında gerçek suçlulara yer verdi ve şu sonuca vardı: Dost canlısı bir yüzün arkasına bir canavar saklanabilir
Sahi Kitap tarafından Engin Süren çevirisiyle Türkçemize kazandırılan Christopher Berry- Dee imzalı Psikopatlarla Söyleşiler, özellikle suç ve gerilim türü sevenler için bir başucu kitabı olmaya aday. Kitap her ne kadar inceleme türünün önemli bir örneği olsa da hem yazarın dili hem de kitabın özgün yapısı okurda roman etkisi uyandırıyor. Eski bir İngiliz Kraliyet Donanması istihbarat subayı olan yazar Christopher Berry-Dee bugüne dek dünya çapında ünlenmiş 30'dan fazla seri katille birebir röportajlar yapmış ve tüm bu cesur söyleşileri kitaplaştırmış. Kendisini suç araştırmacısı ve kriminolog olarak tanımlayan Berry-Dee'nin özel ilgi alanı ise seri katiller ve psikopatlar ya da kendi deyimiyle çok boyutlu canavarlar. Psikopatlarla Söyleşiler adıyla Türkçemize çevrilen eserin orijinali iki kitaptan oluşuyor. Serinin ilk kitabında 9 farklı seri katilin hikâyesi var. Öyküler ürkütücü. Her biri sanki bir platform dizisi senaryosu gibi hayal gücünü dahi zorlayacak türden detaylarla dolu. Kitabı okunur kılan da bu özelliği. Çünkü okuyacağınız hikâyeler kurgu değil aksine tümüyle gerçek. Zaten Christopher Berry-Dee'nin farkı da bu. Yazar hem bu kitabında hem de diğer eserlerinde, doğrudan doğruya suçluların sözlerini yansıtıyor ve hem kriminal psikolojiye hem de suç araştırmalarına meraklı okur için zengin içerikler sunuyor. Psikopatlarla Söyleşiler, başlığından itibaren okura iddialı bir vaatte bulunuyor: Psikopatların dünyasına doğrudan temas. Berry-Dee'nin gerçek suçlularla gerçekleştirdiği görüşmeler ve uzun soluklu araştırmaları, metne otantik bir ton kazandırıyor ve bu ton kitap boyunca kendini fazlasıyla hissettiriyor. Dahası bu otantik tema kitabı bir vaka derlemesi olmaktan çıkarıp kişisel gözlem eksenine taşıyor. Okuyucu ise sadece suçun kronolojisini değil, suçlunun zihnine dair izlenimleri de takip ediyor. Eserin dikkat çeken bir diğer yönü de psikopati kavramını magazinsel korku anlatısından ayırma çabası. Berry-Dee, psikopatları tek boyutlu canavar figürler olarak sunmaktan kaçınarak onların manipülasyon becerilerini, empati yoksunluğunu ve sosyal maskelerini analiz ediyor. Bu yaklaşım, kitabı yüzeysel bir gerilim anlatısından daha fazlası haline getiriyor. Özellikle psikopatların sıradanlık içindeki görünmezliğine yapılan vurgu, metnin düşünsel ağırlığını artırıyor. Dil açısından bakıldığında ise kitap, akademik terminolojiye boğulmadan ilerliyor. Bu tercih, geniş okur kitlesine erişim sağlarken anlatının temposunu da canlı tutuyor. Bölümler arasında kurulan ritim, vaka anlatımı ile psikolojik çözümleme arasında dengeli bir geçiş sunuyor. Bu yapı, kitabın hem belgesel hem de anlatı formuna yaklaşmasını sağlıyor. Tüm bunlara karşılık eser, akademik bir disiplin beklentisindeki okurlar için tartışmaya açık olabilir. Zira Berry-Dee'nin anlatım tonu ve öznel bakış açısı zaman zaman metnin merkezine yerleşiyor ve bu metne insani bir temas kazandırıyor. Zaten kitabı özellikle 77'nci sayfasından itibaren roman formuna yaklaştıran da bu özelliği. Sonuç olarak Psikopatlarla Söyleşiler, suç psikolojisini merak edenler için düşündürücü bir okuma deneyimi sunuyor. Berry-Dee'nin saha deneyimine dayanan anlatımı, kitabı klasik 'gerçek suç' örneklerinden ayırıyor. İnsan zihninin karanlık kıyılarına yaklaşmaya cesaret eden bu çalışmanın, meraklıları için güçlü ve dikkat çekici bir metin olduğu kesin...