Prof. Dr. Muhsin Macit, Muhit Kitap’tan Mevzumuz Edebiyat’ta şiiri bir edebiyat türü olmaktan çıkarıp hayatın pusulasına dönüştürüyor. Erzurum’dan Kerkük’e, gurbetten aile albümlerine uzanan bu denemeler, okuru hem kendi hafızasıyla hem de bu toprakların müşterek sesiyle yüzleştiriyor
Elimizdeki kitap bir şiir düşkününe ait... Şimdi kitap eki editörümüz İlker Gezici tedirgin olacak, "Yazara düşkün denir mi?" diye itirazda bulunacak. Lakin Mevzumuz Edebiyat kitabını kaleme alan Prof. Dr. Muhsin Macit bir düşkün, fazlasıyla hem de... Naif dizelerin sahibi Cahit Zarifoğlu 'düştümse eğer sana bakarken düştüm' diyor ya, Prof. Dr. Muhsin Bey de Erzurum'un Özdere köyünde dünyaya gelirken şiirin içine düşmüş. Daha önce Muhit dergisinde yayımlanan denemelerinden oluşan kitapta derdinin şiir ve şairler olduğunu görüyorsunuz. "Ben şiir sevmem" diyene bile reçete olarak yazılabilir Mevzumuz Edebiyat kitabı... Muhit Kitap'tan çıkan bu eseri, neresinden nasıl tanıtmaya başlasam acaba, zor çünkü. Dert sahibi bir yazar var karşımızda, şiirden yola çıkarak, bu toprakların insanın yaşadığı sorunları dert ediniyor. Hani merhum Erdem Bayazıt gecenin karanlığını tarif ederken titretir ya yüreklerimizi... "Nice akşamlar bilirim ki / Karanlığını Bir millet hastanesinde / Dokuz kişilik kadınlar koğuşu koridorunda / Başını kalorifer borularına gömmüş / Beyaz giysilerinden uykular dökülen tabiblerden / Haber sormaya korkan / Genç kızların yüreğinden almıştır." Prof. Dr. Muhsin Macit de hayatı şiirle anlamak istiyor. Pusulası şiir, rehberi şairler... Siyasi ya da edebi görüşlerine göre ayırmıyor yazarları, derdi şiir. Türkülere can veren şiirler: "Doksanlı yıllara kadar Türkiye dışındaki Türk varlığına ilgi duyanların romantizmini ve heyecanını diri tutan Azerbaycan ve Kerkük türkülerinin kimlik inşasındaki dolaylı rolünü hatırlatmak niyetindeyim." Böyle giriyor söze, sonra bizi doğup büyüdüğü köye götürüyor. Oraların düğün derneğinde buluyorum kendimi bir anda... Radyosu olan komşunun evinden türkü dinliyoruz. Derken Almanya'ya çalışmaya giden işçilerin gurbet hasretiyle dertleniyor. Fonda Halk müziği sanatçımız Ali Ekber Çiçek çalıyor: "Çok hasretlik çektim, bağrım eziktir"! Ardından İzzet Altınmeşe'ye önemli bir paragraf açıp sanatın, millet olma bilincine nasıl hizmet ettiğini anlatıyor Prof. Dr. Muhsin Macit: "Kerkük türküleriyle aşinalığım ile Türkiye dışındaki Türk varlığını fark edişim aynı yıllara rastlar. Bu farkındalığın oluşup pekişmesinde benden evvel Erzurum'a gidip Türkiye sınırlarının ötesinde yaşayan esir Türklerin (!) varlığından haberdar olmakla kalmayıp romantik bir heyecanla onları kurtarmak için Kürşat karakterine bürünen iki abimin etkisi büyüktür. Heyecanımız çok, bilgimiz o nispette azdı." Karışık da okunabiliyor Mevzumuz Edebiyat... Kırk Oda gibi odalarından birinde Murathan Mungan'a rastlıyorum. Mungan'ın Aile Albümü kitabında inceliğe şapka çıkarıyor yazar: "Aile Albümü'nde eski kuşakların önemli temsilcilerinden alıntılanan şiirler daha fazla. Pek çoğu hikâyesi olan ya da hikâye uydurmaya elverişli şiirler. Sonraki kuşaklardan alıntılanan şiirler hem sayısal olarak az hem de hikâyeleri henüz anonimleşmemiş. Sayfaları çevirirken Ergin Günçe, Osman Çakmakçı, Metin Fındıkçı gibi bazı şairlerin şiirleriyle ilk kez karşılaştım. Tuna Kiremitçi'nin Sinemacı'sını, Osman Olmuş'un Adam Çıkmaz Sülalesi'ni, Ali Ayçil'in Sokak Kitabesi'ni, Deniz Durukan'ın Kız Kurusu'nu ve İbrahim Tenekeci'nin Neşide Kadın'ını görür görmez tanıdım. Her birimizin aile albümünde yer alan, adı değişse de rolü değişmeyen Neşidelerin silik fotoğraflarının burukluğunu bir kez daha hissettim..."