Bu topraklar, nice isimsiz kahramanın ve gün yüzüne çıkmayı bekleyen büyük hikâyelerin yurdudur. Tarih kitaplarında yer bulamayan, derslerde anlatılmayan, gündelik sohbetlerimize dahi çoğu zaman konu olmayan sayısız başarı; bu başarılar uğruna ortaya konmuş büyük fedakârlıklar ve adanmış hayatlar vardır. Ne var ki bugün gelinen noktada tablo artık bütünüyle böyle değildir. Zira günümüz Türkiye'si, elde edilen başarıların görünür kılındığı, her türlü yapıcı çabanın desteklendiği ve uluslararası alanda muteber bir ülke konumundadır. İletişim imkânlarının gelişmesiyle birlikte pek çok gelişmeden anında haberdar olabiliyor; TEKNOFEST gibi organizasyonlar sayesinde yerli ve millî üretimlere doğrudan temas edebiliyoruz. Ancak tüm bunların, büyük resmin yalnızca görünen yüzünü oluşturduğunu da unutmamak gerekir.

Savunma sanayii alanında hayata geçirilen en önemli projelerden biri şüphesiz Altay Tankı olmuştur. Prof. Dr. Murat Yalçıntaş'ın kaleminden çıkan Yeni Altay'ın Bilinmeyen Hikayesi adlı kitap ise bu büyük projenin perde arkasını, çoğu zaman gözlerden uzak kalan yönleriyle ele alarak okuyucuya farklı bir perspektif sunuyor. Turkuvaz Kitap'tan çıkan 484 sayfalık bu eser, yalnızca bir savunma projesinin teknik serüvenini değil; aynı zamanda o sürecin insani, kurumsal ve stratejik boyutlarını da derinlikli bir anlatımla gün yüzüne çıkarıyor. Ama kanaatimiz o ki, bu eser yalnızca belirli bir kesime değil; her yaştan ve her meslek grubundan insanın kendine pay çıkarabileceği, ilham alabileceği bir rehber niteliği taşıyor. Yeni Altay'ın Bilinmeyen Hikayesi, klasik anlamda bir yazarın ya da dışarıdan bir gözlemcinin mesafeli anlatımıyla kaleme alınmış bir çalışma değil. Aksine; bir akademisyenin analitik bakışı, bir iş insanının sahadaki tecrübesi, bir babanın duygusal derinliği ve vatanına bağlı bir bireyin sorumluluk bilinciyle, sürecin tam merkezinde yer alan bir öznenin kaleminden doğmuş eşsiz bir kaynak. Bu yönüyle eser, mekanik ve yüzeysel bir anlatımın ötesine geçerek, okuyucuyu doğrudan hikâyenin içine davet ediyor. Başlangıçta atılan ilk adımlardan itibaren hem kişisel hem de kurumsal dönüşümün hangi aşamalardan geçerek bugünkü noktaya ulaştığı açık ve samimi bir dille aktarılıyor. Okuyucu, yalnızca bir projenin gelişimini değil; aynı zamanda bu sürecin arka planındaki insani çabayı, karşılaşılan zorlukları, alınan kararları ve bu kararların doğurduğu sonuçları da yakından hissediyor. Bir yandan bireysel bir yolculuğun izlerini sürerken, diğer yandan bir kurumun büyüme hikâyesine ve stratejik bir projenin gelişimine tanıklık ediyor.

REHBER NİTELİĞİNDE
"Bu kitapta sizinle paylaştıklarım sadece bir savunma sanayi projesinin değil, aynı zamanda bir ülkenin kendi ayakları üzerinde durma iradesinin de hikayesidir. Ve umarım bu sayfalar bireysel bir anlatı olmaktan öteye geçerek gelecekte benzer zorluklarla karşılaşacak kişilere de rehberlik eder" sözleri kitabın ne anlatmak istediğini de vurgular nitelikte..
Kitap, beş ana bölümden oluşuyor ve anlatılanlar fotoğraflarla destekleniyor. İlk bölümde, Murat Bey'in BMC ile yollarının nasıl kesiştiğine tanıklık ediyoruz. Bu kısımda yazar, o dönemde hangi sorumlulukları üstlendiğini, zihinsel ve mesleki olarak nasıl bir yoğunluk içinde bulunduğunu samimi bir dille aktarıyor. İkinci bölümde ise BMC'nin kurumsal yapısına daha yakından bakılıyor. Şirketin nasıl bir ortam sunduğu, kurum kültürünün hangi değerler üzerine inşa edildiği ve medyada oluşan algının ötesinde savunma sanayiindeki gerçek konumu çok boyutlu bir perspektifle ele alınıyor.Üçüncü bölümle birlikte Altay tankının hikâyesi başlıyor. Üretim sürecinde yürütülen uluslararası temaslar, iş birlikleri, karşılaşılan zorluklar ve alınan kritik kararlar; gösterilen irade ve kararlılıkla birlikte aktarılıyor. Bu kısım, yalnızca teknik bir sürecin değil, aynı zamanda stratejik bir mücadelenin de izlerini taşıyor. Altay tankının teslim töreni vesilesiyle gelinen noktanın anlatıldıı dördüncü bölümde, savunma sanayiine yönelik uluslararası yaklaşımlar ele alınarak, projenin küresel ve yerel boyutları bütüncül bir şekilde değerlendiriliyor. Son bölüm ise tüm bu serüvenin damıtılmış bir özeti niteliğinde. Böylelikle kişisel bir yolculuğun millet meselesine nasıl dönüştüğünü, bir hikayenin bir derse nasıl tebdil ettiğini okumuş oluruz.
CUMHURİYETİN 100. YILINDA TESLİM EDİLDİ
Yeni Altay tankı 23 Nisan 2023'te, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin açılışının 103. ve Cumhuriyet'in 100. yıldönümünde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın katıldığı törenle Türk Silahlı Kuvvetleri'ne teslim edildi. Arifiye Tank Palet fabrikasında yapılan merasimde Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar ve Savunma Sanayi Başkanı İsmail Demir de hazır bulundular. Tören sırasında BMC Yönetim Kurulu Başkanı Fuat Tosyalı tankların teslim belgesini Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler ile Kara Kuvvetleri Komutanı Orgeneral Musa Avsever'e takdim etti. Böylece Türkiye 23 Nisan 2023 tarihinde tüm zorluk ve engellemelere rağmen kara savaş platformlarının en karmaşığı olan AMT üretebildiğini dost, düşman tüm dünyaya göstermiş oldu.
TANKLARIN DEVRİ BİTMEZ
Prof. Dr. Murat Yalçıntaş'ın Altay tankı ile ilgili tüm merak edilenleri anlattığı Yeni Altay'ın Bilinmeyen Hikayesi adlı kitapta süreçle ilgili çarpıcı bölümler mevcut. Yalçıntaş, tankın hala gerekli olduğunu şöyle aktarıyor: BMC CEO'luğu görevini üstlendiği zamanlarda Altay Tankı projesiyle ilgili sıklıkla şu soruya maruz kaldı: Artık İHA'lar tankları rahatlıkla vuruyor. Omuzdan atılan füzelerle tanklar zarar görebiliyor. Üstelik çok pahalılar. Savaşlar da artık meydan yerine asimetrik savaşlara doğru evriliyor. Biz acaba Altay Tankını boşuna mı yapıyoruz? Tankların devri kapanıyor mu?" gibi sorularla çok karşılaştım... Savaş stratejileri değişse de tanklar hâlâ gereklidir. Onlar modern harp sahasında zırh koruması, hareket kabiliyeti ve ateş gücünü bir arada sunan çok yönlü muharebe platformlarıdır. Günümüzde tanklardan vazgeçilmesi söz konusu değildir.