İnsan, bütün kadim kültürlerde değerli bir varlık olarak kabul edilmiştir. Bu değerin nedenine dair farklı açıklamalar yapılabilir; ancak insanı diğer canlılardan ayıran en temel özelliklerin akıl ve irade olduğu konusunda büyük ölçüde ortak bir kanaat vardır. İnsan, yalnızca düşünen değil, aynı zamanda tercih eden, yanılan, sorgulayan ve yeniden yönünü bulabilen bir varlıktır. Belki de onu kıymetli kılan şey tam olarak budur. Cenab- ı Hak insanı yaratırken onu kusursuz ve koşulsuz bir teslimiyet içinde var etmemiştir. İnsan; zaman zaman tereddüt eden, hata yapan, düşen ama yeniden ayağa kalkabilen bir varlık olarak yaratılmıştır. Onun değeri de tam burada, yani iradesini kullanabilmesinde ve hakikate yönelme çabasındaki samimiyetinde ortaya çıkar. Çünkü insanı insan yapan şey yalnızca doğruyu bulması değil, o doğruyu arama yolunda gösterdiği gayrettir.
Öte yandan insanlık var olageldiğinden beri "özgürlük" en temel meselelerinden biri olarak gündemine yerleşmiştir. İnsan özgür müdür, değil midir kısmı çok su götürse de "ne kadar özgür" "kime rağmen özgür" soruları belki daha işlevsel olabilir. Çünkü özgürlük yalnızca tercih yapabilmek değil, o tercihlerin ne kadarının gerçekten bize ait olduğunu fark edebilmektir.
Yaşadığımız çağ, sanki tam da bu iki kadim kavramın; irade ve özgürlüğün üzerine inşa edilmiş gibi görünüyor. İnsana sürekli olarak kendi hayatının mutlak öznesi olduğu telkin ediliyor; seçimlerinin yalnızca kendi iradesinin eseri olduğu hissettiriliyor. Oysa çoğu zaman farkına varmadan, bize sunulan arzuların ve yönlendirilmiş tercihlerinin içinde savruluyoruz. Böylece görünmez bir kuşatmanın ortasında, kendimizi özgür ve hatta benzersiz sanarak hayatı tüketiyor; bize ait olduğunu düşündüğümüz yolların ne kadarını gerçekten kendimizin seçtiğini çoğu zaman sorgulamıyoruz.
Emre Efser, Sahi Kitap'tan çıkan Bu Işıltılı Hayatı Sen mi Seçtin? isimli kitabında böyle sorarken okurdan basit bir "evet" ya da "hayır" cevabı beklemiyor elbette. Hatta mesele, bu soruya başkasına ya da kendinize vereceğiniz cevap da değil.
Yazarın amacı kesin bir hükme ulaşmak yahut bir cevapta uzlaşmak değil; insanın kendi hayatına, arzularına ve seçimlerine yeniden dikkatle bakmasını sağlamak belki de. Çünkü murat ettiği şey iddialı bir hüküm değil, kimseye bilmediği bir şey söylemiyor. Amerika'yı yeniden keşfetmiyor. Bu kitabı okuduğumuz için aydınlanacağımızı, hayatımızı değiştireceğimizi, hayatımızı ve hatta dünyayı değiştirebileceğimizin inancını, motivasyonunu vermiyor. Ne peki? Ve neden bu kitap var?
KAFAMDA DELİ SORULAR
Kitabın içindekiler bölümüne bakınız; başlıklar size ne söylüyor? Hayatınız boyunca hiç karşılaşmadığınız bir mesele mi anlatılıyor orada? Alışveriş yapmadınız mı mesela; kasanın önündeki sakızlarla, renkli ambalajlarla ya da nispeten ucuz çikolatalarla göz göze gelmediniz mi? Sırf "indirimde" olduğu için ihtiyaç duymadığınız bir ürünü alma isteği duydunuz mu? "Doğal" ibaresi taşıyan ürünleri tüketirken kendinizi biraz daha sağlıklı, biraz daha güvenli hissetmediniz mi? Ambalajlı ürünlerin daha steril olduğuna inanıp içinizi rahatlatmadınız mı? Herkesin bir konuda "uzman" olduğu bir dünyada, eksik kaldığınızı ya da bir şeyleri yanlış yaptığınızı düşündüğünüz olmadı mı? Bunca seçenek arasında tercih yaparken gerçekten kendi arzularınızla mı hareket ettiğinizi hiç sorgulamadınız mı? Eşyalarınız bozulduğunda yenisini almakla tamir ettirmek arasında hangi tarafta duruyorsunuz?
Tamir etmeyi tercih edenlerin ya da değişimi bu kadar hızlı benimsemeyenlerin dünyasının, yine aynı dünya tarafından "antika" diye anıldığını ve giderek daha ulaşılmaz hâle getirildiğini muhakkak fark etmişsinizdir. Fakat çoğu zaman bunu küçük bir yüz ifadesiyle eleştirip sohbetinize kaldığınız yerden devam etmişsinizdir. Bu kitap, işte tam da bu anların çoğalmasına yönelik bir farkındalık duası olarak kaleme alınmış. Çözüm için yılların gerektiğini; hatta büyük kurtarıcılar gelse bile belki bu sisteme ayak uydurmak zorunda kalacaklarını bilen bir zihnin ve kalemin, dimağlara bıraktığı küçük bir tohum olarak mütalaa edilebilir.
Şimdi şöyle bir durdum da; ne giymişim diye baktım. Masamda duran plastik su şişesinden bir iğrenme geldi ufaktan. Sahi en son ne zaman alışveriş yaptım? Bu arada o marka ayakkabıyı gerçekten modelini beğendiğim için aldım. Zaten hiç UGG'm de olmadı. Buna şükredebilirim. Ama kahve içme fikrinin kahvenin bizatihi kendisinden daha lezzetli olduğuna hem ikna olur hem de iman ederim. Ama cam şişeler de çok pahalı ya! Neyse işte, tam olarak bunu yapsak bayağı bir yol kat etmiş olacağız. Belki o kat edilen yol kadar özgür o yol kadar irade sahibi, hı? Dua niyetine, amin.
GERÇEKTEN SEN MİSİN?
"Insanlar sömürüldüklerini düşündükleri için değil, sorulması gereken sorular akıllarına hiç gelmediği için düzenin bir parçası haline gelir." Kitap, gündelik hayatın içinden doğan kısa metinlerle okuru görünmez bağlantılara bakmaya davet ediyor. Bir logodan bir alışkanlığa, bir tercihten bir kimliğe uzanan metinle, "normal" sandığımız şeylerin arkasındaki hikayeyi sessizce açığa çıkarıyor. Bu kitap sana ne düşüneceğini söylemeyecek. Fakat bazı sorular aklına bir kez düştüğünde onları görmezden gelmek eskisi kadar kolay olmayabilir. Çünkü bazen tek bir soru yeterlidir: Gerçekten seçen sen misin?