İnsana dair birçok tanım yapılmıştır. Zira insanoğlunun en kadim meselesi hep kendi varlığı olmuştur. Ben kimim, nereden geldim nereye gidiyorum soruları beşeriyeti sürekli olarak derin bir muhasebeye itmiştir. Bu noktada hacimli bir külliyatın olduğu da aşikar... Bir kitap üzerine konuşacağız bugün. İnsana dair yazılan fakat muhtevası itibariyle benzerlerinden fazlasıyla ayrılan bir eser...
Kitapta İlk dikkatinizi çeken ismi olacak.... İnsan Gitmekten Yapılmıştır... Hamuru toprak olan insanın, mayasının 'gitmek' olduğuna dair oldukça çarpıcı bir eser... Modern insanın en büyük çıkmazlarından biri belki de aynı soruda gizli: Gitmek mi daha zor, kalmak mı? Mustafa Akar'ın İnsan Gitmekten Yapılmıştır adlı romanı tam da bu ızdırabın sancısını çeken, okuru yalnızca bir hikâyeye değil kendi iç dünyasına da davet ediyor. Akar, sade ama etkili bir atmosfer kurmayı başarıyor ve olaylardan çok duyguları öne çıkarıyor. Bir bakış, yarım kalan bir cümle ya da eski bir hatıranın bıraktığı sızı, romanın temel taşı haline geliyor. Bazı bölümlerde tek bir cümle bile uzun süre okurun zihninde kalacak bir ağırlık taşıyor.
Sahi Kitap etiketiyle okuyucuyla buluşan kitap, aynı zamanda modern çağın yalnızlaşan insanına dair güçlü bir okuma... Dostlukların aşındığı, insanların kalabalıklar içinde bile kendisini yabancı hissettiği bir dönemde romanın karakterleri de aidiyet arayışının içinde savruluyor. Bu yönüyle eser, sadece bireysel bir hikâye değil; aynı zamanda topyekün insanlığın ruh halini anlatan bir psikolojik metin. Roman boyunca süren içsel muvazene çabası ve hesaplaşma atmosferi güçlü şekilde hissediliyor.
Kitabın dikkat çeken bir başka tarafı ise düşünsel derinliği. Roman, yalnızca karakterlerin yaşadıklarını anlatmakla yetinmiyor; aynı zamanda inanç, sadakat, kırgınlık ve arayış gibi kavramlar üzerinden okuyucuyu sorgulamaya itiyor.
Romanda fark ediyorsunuz ki, insan her şeyden kaçsa da kendinden kaçamıyor. Romandaki her karakter biraz gri. Bu da mutlak iyi ve mutlak kötü kavramlarını sorgulamamız için kusursuzca kurgulanmış. Kitabı okurken hayatın içinden insanları görüyorsunuz. En önemlisi de kendinizi... Aslında hece hece satır satır kendinizi okuyorsunuz. Kitap, bir arayışın, bir hesaplaşmanın ve en çok da bir geri dönüşün romanı. Selim ve Mehmet'in yıllar sonra çıktıkları bu yolculuk, yalnızca geçmişe değil; inançlara, dostluklara, hayal kırıklıklarına ve insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşmesine uzanıyor. Roman akıcı bir dille kaleme alındığı için bir çırpıda bitiyor. İnsan Gitmekten Yapılmıştır, modern hayatın yorgunluğu içinde insanın kendisiyle yeniden karşılaşmasını anlatan, sessiz ama derin etkiler bırakan bir roman. Sözü burada bitirelim. Ve eserin müellifine kulak verelim....
- Kitabınızı yazmaya sizi iten kırılma anı neydi? "Bu hikâye mutlaka anlatılmalı" dediğiniz nokta ne oldu?
- Aslında bir kırılma noktasından çok bir yazma ihtiyacı ve heyecanı diyelim ona. Çünkü bendeniz zaten edebiyatın içerisinden gelen birisiyim ama tabii insanlar beni şair olarak biliyorlar. Yayımlanmış altı şiir kitabım var. Denemeler de yazdım. Ve hikâyeler tabii. Bir de uzun bir süredir aklımda hikâyeler birikmişti. Ve bu hikâyeleri şiir ile anlatamayacağımı biliyordum. Şiir, anlatıdan çok söyleyişe dönük bir disiplindir. Şiirle şair bir duyguyu veya bir düşünceyi bize söyler. Okumak da o söyleme biçimine katılmaktır bir bakıma. Düzyazı ise anlatır. Dolayısıyla aklımda biriken meseleleri roman ile netleştirebileceğimi düşündüm. Öyle başladım yazmaya. Şairler bir yerden sonra kendilerini başka disiplinlerde de sınamak isterler. Benimki o hesap. Kendimi romanda sınamak istiyorum artık. Bu eser de uzun bir taşra anlatısının ilk bölümü oldu. Bir nehir romanın ilk adımı yani.
ARAMA ÇABALARI BEYHUDE İMİŞ!
- Kitabın merkezinde verdiğiniz en güçlü mesaj sizce nedir? Okur son sayfayı kapattığında zihninde ne kalsın istiyorsunuz?
- Bunu bir yazar olarak benim söylemem abes kaçar. Sonuçta her okurun okuma deneyimi birbirinden farklıdır. Düşünmek soyut bir eylem, okumak da. Öte yandan elbette yazarken anlatıda -bu şiir için de geçerli- bazı merkez noktalar kurarız. Bu merkez noktalar hem okumayı kolaylaştırır hem de yazarak neyi murat ettiğimizi birazcık anlaşılır kılar. Bu kitapta bir taşra entelektüeli sorunsalı var. Bu taşra entelektüeli kültürün her alanında kalem oynatabilen birisi. Sterio bir karakter. Taşrada yaşayanların rastlayabilecekleri bir karakter. Yazar, şair, tiyatro ve köşe yazarı, aynı zamanda siyasetçi. Bir anlamda hepsi ve hiçbiri. Bu taşra tipolojisinin siyasete uzanan adımlarını sonraki kitaplarda daha derinlemesine işlemek istiyorum. İşte bu kitaptaki taşra entelektüelleri kendi hakikatlerinin peşinde koşuyorlar ve kendilerini bulmaya çalışıyorlar. En sonunda görüyorlar ki arama çabaları beyhude imiş. Çünkü hayatlarının büyük kısmı Hoca dedikleri bu taşra entelektüeli tarafından manipüle edilmiş.
- Yazım sürecinde sizi en çok zorlayan bölüm ya da karakter hangisiydi? Neden?
- Görece kolay yazdım diyebilirim. 150 sayfalık bir metin olmasına rağmen üç sene düşündüm. Bir buçuk senede de yazdım. Bugünden geriye doğru giden modern bir anlatı olduğu için metni biraz fazla düşündüm. Burada açık yüreklilikle söyleyebilirim ki bu kısa metni hayal etmek yazmaktan daha güzel geldi bana. Bir de tabii aklımdaki uzun anlatının ilk bölümü olacağı için hemen yazıp bitirmek istedim kitabı. Böylece diğer bölümler üzerine daha detaylı düşünebilirim diye hayal ettim. İnsan Gitmekten Yapılmıştır böyle bir serüvenle çıktı ortaya.
- Bugünün dünyasında bu kitabın neden önemli olduğunu düşünüyorsunuz? Genç okurlar için nasıl bir karşılığı var?
- Bendeniz okuru genç yaşlı diye ayırmam. Kitap okuyan herkes aynı yaştadır. Kitabın önemini de okurlar belirlerler. Bütün okuma eylemi böyledir. Ve evet her okuma eylemi aynı zamanda yazmaya benzer. Özellikle başka romanları okurken şu karakter öyle değil de böyle yapsaydı nasıl olurdu diye hep düşünmüşümdür. Kendi romanım da öyle oldu. Okura birçok açık kapı bıraktım. Bir de kendi okuma maceramda hep yol romanlarını sevmişimdir. Yazarken de aynı dünyayı kurdum. Yolda olan, yolda geçen metinleri seviyorum. İnsan olarak bu dünyadaki maceramızı hatırlatıyor bana yol kitapları. Don Kişot'tan Savaş ve Barış'a kadar sevdiğim romanlarda her karakter bir durumdan başka bir duruma değişerek, dönüşerek ilerler. Biz de okurken değişmek isteriz. Sevdiğiniz kitapları gözden geçirin, göreceksiniz. Zaten size değişme teklifinde bulunmayan her kitap biraz sahtedir. Ben de romanımda bu teklifte bulunuyorum okura; gel beraber değişelim diyorum. İnsan gitmekten değil, kendine gelmekten de yapılmıştır çünkü.