Alman edebiyatının usta isimlerinden Thomas Mann'a 1929 yılı Nobel Edebiyat Ödülü'nü kazandıran Büyülü Dağ, Turkuvaz Kitap tarafından Hamdi Akyol çevirisiyle Türkçemize yeniden kazandırıldı. Dünya edebiyatının tartışmasız en önemli romanlarından biri kabul edilen eser ününü sadece hacmine, dilindeki sadeliğe ya da felsefi derinliğine borçlu değil. Aksine bu kült eser gücünü, insanın zamanla, hastalıkla, ölümle ve hayatın anlamıyla kurduğu ilişkiyi büyük bir sabırla anlatmasından alıyor.
İşin aslı eser olabildiğince basit bir konuya sahip. Romanın başkahramanı olan genç mühendis Hans Castorp, İsviçre Alplerindeki bir sanatoryuma kuzeni Joachim'i ziyarete gider. Ziyaret sadece birkaç haftalığına planlanmıştır. Ancak dağdaki hayat, Castorp'u yavaş yavaş içine çeker. Hastalık, dinlenme saatleri, uzun yemekler, doktorlar, hastalar, sohbetler, aşk ihtimali ve ölüm düşüncesi derken kısa süreliğine planlanan ziyaret bitmek tükenmek bilmez yıllara yayılır. Eserin bugün bile dünya edebiyatının unutulmazları arasında olmasının temel nedeni Thomas Mann'ın ilk anda basit görünen bu öyküden büyük bir fikir çıkarmış olması. Mann aslında okuruna, sanatoryum sakinlerinin ruh hâli üzerinden Avrupa'nın Birinci Dünya Savaşı öncesindeki ruh hâlini aktarıyor. Alplerin zirvesindeki sanatoryum dış dünyadan kopuk görünse de aslında dünyanın tüm fikirleri, tüm korkuları ve tüm çatışmaları o ıssızlığın içinde buluşuyor.

ZOR SORULAR YAŞAYAN KARAKTERLER
Sanatoryumun misafirleri iyileşmeyi beklerken, aynı anda Avrupa yaklaşan büyük felakete hazırlanıyor. Mann'ı bu kült eserinde başarılı kılan taraflardan biri de 'zaman' kavramına yönelik eşsiz yaklaşımı. Eserin ana mekânı sanatoryumda tüm günler birbirine benziyor... Yemek ve dinlenme saatleri, muayene seansları, hayat ya da ölüm üzerine derinlikli sohbetler eser boyunca öyle ustaca işleniyor ki okur da bir süre sonra romanın başkahramanı Castorp gibi zamandan kopuyor. Ve tıpkı Castrop'a olduğu gibi okura da ya birkaç gün çok uzun ya da birkaç yıl çok kısa geliyor.
Büyülü Dağ'ın bir diğer dikkat çekici yönü de derinlikli karakter yapısı. Eser her ne kadar bir asır öncesine ait olsa da Castrop aslında büyük fikirler arasında yönünü bulmaya çalışan günümüz insanını temsil ediyor. Castrop ile birlikte romana ruh katan diğer karakterler Settembrini ve Naphta ise eserin düşünce dünyasını daha da zenginleştiriyor. Settembrini aklı, özgürlüğü ve ilerlemeyi savunurken; Naphta karanlık, sert ve inanç merkezli düşünceyi temsil ediyor. Dahası bu üç karakterin tartışmaları, romanı sadece olay örgüsüyle değil fikir çatışmalarıyla da büyütüyor. Romanın en etkileyici yönlerinden biri de eşsiz atmosferi. Mann eserinde sanatoryumu öyle iyi betimliyor ki mekân kısa sürede okurun zihninde tüm netliğiyle canlanıyor. Soğuk hava, durmayan kar, hastaların balkonlarda battaniye altındaki dinlenmeleri, yemek salonları, uzun koridorlar, doktorların sakin ama bir o kadar ürkütücü varlığı unutulmaz bir deneyim vadediyor. Hatta öyle ki okur bir süre sonra yazarın verdiği ayrıntılar sayesinde sadece karakterleri izlemekle kalmıyor, karakterlerin yaşadığı mekânın içine de giriyor, hatta orada yaşıyor.
Tam bu noktada şunun altı mutlaka çizilmeli ki Büyülü Dağ asla kolay okunan bir roman değil. Eser yer yer ağır ilerleyen yapısıyla okurdan tam bir sabır istiyor. Ancak kitabın etkisi de büyük ölçüde bu yavaşlıktan doğuyor. Mann okuru acele ettirmiyor onu da sanatoryumun konuğu Castorp gibi dağda tutuyor, düşünmeye, beklemeye, hayatın hazzından ve hızından uzaklaşmaya zorluyor. Bu noktada Büyülü Dağ'ın sadece kaleme alındığı dönemin insanlarına değil bugünün okuruna da hitap eden bir eser olduğunu vurgulamak yerinde olacaktır. Zira modern çağın insanı da tıpkı yüz yıl öncesindeki gibi zamanla kavgalı, hastalık karşısında çaresiz, ölüm karşısında korkak ve yeni fikirler karşısında kararsız. Eserin sorduğu sorular ise hâlâ taptaze: İnsan hayatını neye göre yaşar? Akıl mı, inanç mı, aşk mı, görev mi daha belirleyicidir? Hastalık insanı zayıflatır mı, yoksa ona bilinç mi kazandırır? Zaman geçer mi, yoksa insanın içinde mi birikir? Mann bu sorulara cevap vermiyor ama büyük edebiyattan bekleneni kesinlikle yapıyor. Okuru bu pek zor ve çok anlamlı sorularla baş başa bırakıyor.