Sevgili okurlar, bir süredir elimde ilginç bir kitap var: H. Şule Albayrak hocanın Hıristiyan Siyonizmi (Emperyalist Bir Teopolitik Hareket) çalışması. İz Yayıncılık tarafından neşredilen bu değerli metni bu ay okuma fırsatını yakalayabildim. Her şeyden önce güncel bir meselenin altını çiziyor Şule Hoca. 11 Eylül'den itibaren başlayan kanlı sürecin Batı toplumlarında algılanış biçiminin satır aralarına yoğunlaşıyor. Şüphesiz, yeni bir emperyalizm biçimiyle karşı karşıyayız.
EVRENSEL HUKUKUN ÇİFTE STANDARDI
Gazze'de yaşanan korkunç insanlık katliamı karşısında İspanya ve İrlanda'yı bir tarafa bırakırsak Batı'dan topluca bir ses duyamadık. Hükümet yöneticileri bu katliamı "şiddetle kınamak"tan öteye geçemiyorlar. İnsan hakları, evrensel hukuk normları konu Müslümanlara geldiğinde işlemiyor bir türlü. Doksanların sonunda Bosna'da gördüğümüzün aynısı bir suskunluk; sadece enformasyon ve haber alma kanalları çok daha ileri bir aşamaya geldiği için birileri konuşuyormuş gibi. Oysa Gazze'de bugün açlık ve kıtlık en büyük sorun. Ve büyük savaşın gölgesinde, kara ile deniz arasına sıkışmış o kara parçası türlü bahanelerle bombalanmaya devam ediliyor. İnsan da merak ediyor: Şehirlerindeki bitki örtüsünü bile çeşitli sert kanunlarla korumaya alan Batı fikri, bu katliama nasıl sessiz kaldı? İşte Şule Albayrak Hocamız o sessizliğin teolojik bir sorun olduğunu önemli bir çalışma çerçevesinde ispatlıyor. Ve öyle ki, Hıristiyan Siyonizmi olarak artık literatüre geçen bu ideoloji, küresel emperyalizmin hizmetinde bir teoideoloji.

AMERİKAN SİYASETİNDEKİ EVANJELİK DALGA
Albayrak, daha önce yayınladığı ABD'de Din Devlet İlişkileri çalışmasında aslında Hıristiyan Siyonizmi'ne bir tür giriş yapmıştı. Şimdi ise o girişi daha muhkem bir çerçeveye oturtmuş. Özellikle Hıristiyan Siyonizmi'nin Amerikan siyasetine etkilerini gözlemliyoruz. Kitaptaki bu bahsin çok çok önemli olduğu kanaatindeyim. Şundan: Batı toplumlarında İkinci Dünya Savaşı sonrasında yaşanan hızlı sekülerleşme dinin sosyal hayattaki yerini tamamen silmeye kalkarken, din, özel alan konusu olmaktan çıkıp siyaset üstü bir konuma yerleşti. Amerikan toplumundaki örgütlü evanjelik Protestanlar bunun en büyük göstergesi. Büyük halk yığınları aşırı sekülerleşme yaşarken, siyasete etki gücünü elinde bulunduran bir grup evanjelik Protestan ise daha elit bir konum arayışında temsil gücü buldu. Batı toplumları ise fundamentalizm tartışmalarını daha çok İslam üzerinden yaşadılar. Yani modern Avrupa düşüncesi laikleşmiş bir yönetim ve seküler bir günlük hayat tasavvur ederken, Müslümanlarla birlikte Avrupa'da yaşama deneyimini hiçbir zaman hesaba katmadı. Bu plansızlık bir yerde Amerika'daki hâkim 11 Eylül havasının da etkisiyle İslamofobi, yani Müslüman düşmanlığı olarak geri döndü. Dolayısıyla Gazze'de ortaya çıkan durum, terörist İsrail tarafından çok rahat bir şekilde anlatıldı Batı'da. Özellikle Genelkurmay Başkanlarının "Biz böcekleri öldürüyoruz" açıklaması manidardır. Şule Hoca kitapta şu satırlarla durumu açıklıyor: "Bu çalışmada evanjelik Protestanlar arasında siyasete etkin şekilde katılımları ve Amerikan siyasetinde İsrail öncelikli politikalarıyla dikkat çeken Hıristiyan Siyonistler ve benimsedikleri teopolitik yaklaşım konu edinmiştir. Hıristiyan Siyonizmi öncelikle evanjelik ve fundamentalist Hıristiyanlar tarafından benimsenmiş, zamanla etki alanı bu grubun ötesine geçmiştir ve bu yaklaşım, Kutsal Kitap'ın binyılcı ahir zaman öğretileri çerçevesinde okunuşunu benimser."
MÜSLÜMANLARIN ÖNEMİ
Kitabın önemini anlatan cümlelere geçmek niyetindeyim. Çünkü karşımızda bir duvar gibi yükselen bu teopolitika, dünyadaki tüm Müslümanlar için bir tehdit oluşturmaktadır artık. Kitap bu çerçevede şu kritik soruların cevaplarını arıyor: ABD'deki Hıristiyan Siyonistler kimlerdir? Tarihi köken ve kaynakları nelerdir? İnanç esasları, siyasi yönelimleri ve Amerikan siyasetine etkileri nasıl şekillenmiştir? İlginç olan taraf ise 19. yüzyıl İngiliz aristokrasisinin Hıristiyan Siyonizmi arasındaki bağların tartışıldığı bölüm. Çünkü aristokrasi, en kısa tanımıyla bugünkü Batı fikrinin temelini attı. Bu fikir 19. yy'da 7. Lord Shaftesbury Ashley Cooper tarafından benimsendi ve bu lord siyasete çok yakın olduğu için İngiliz politikasını etkiledi. Hıristiyan Siyonizmi ise kısaca; Yahudilerin Filistin'i yurt edinmelerinin Tanrı tarafından beklendiğine ve Hıristiyanların bu amaca hizmet etmesi gerektiğine duyulan inançtır. Ve Şule Hocanın çalışmasından öğrendiğimize göre bu inanç, öncelikle İngiliz aristokrasisi içinde yayılmıştır. Bugünü anlamak için ise 20. yüzyılda Hıristiyan Siyonizminin ABD'de yükselişinin izini sürmek gerekiyor. Burada Jerry Falwell adlı bir vaize değiniyor Şule Hoca. Ve bu vaiz etrafında şekillenen ahlaklı çoğunluğa... Püriten ataları ve evanjelik liderleri kendisine örnek alan bu vaizin kurucusu olduğu Liberty Üniversitesi'nin programlarına katılan iki ABD başkanının adı önemli: George W. Bush ve Donald Trump. Falwell'in İslam'ı ve Müslümanları teolojik köken bularak "öteki" ilan etmesiyle şekillendirdiği, Tanrı'nın Filistin coğrafyasını yalnızca Yahudilere vereceği fikri, Hıristiyan Siyonizminin sahiplendiği bir görüş. Bu tarafıyla Şule Hocanın çalışması şu önemli gerçeği çok daha net bir şekilde ortaya çıkarıyor ki: Hıristiyan Siyonizminin emellerini gerçekleştirmesinin ve ütopyasının önündeki tek engel Müslümanlar.
'LAİK' ALDANMANIN SONU
Şule Hocanın çalışması, Hıristiyan Siyonizmine yöneltilen itiraz ve tepkileri de kapsayarak, Theodor Herzl'in 1897'deki ilk Siyonist kongrede başlattığı hareketin bugün nereden nereye geldiğini akademik bir çerçevede, günümüz okurunun da anlayabileceği bir dille anlatıyor. Bir okur olarak bu çalışmanın şu açıdan hayati bir öneme haiz olduğunu düşünüyorum: Siyonist lobilerin Amerikan ve Avrupa siyasetlerindeki etkisini net bir şekilde görebiliyorsunuz. Siyonizmin şekil değiştirmekteki maharetini gözlemlerken, Müslüman düşmanlığı dediğimiz İslamofobinin kökenlerine inebiliyorsunuz. Ve asıl meselenin sadece Gazze olmadığını, yeryüzündeki tüm Müslümanlar olduğunu anlıyorsunuz. Umarım, Şule Albayrak'ın bu önemli çalışması Türk entelijansiyasındaki hak ettiği yeri bulur. Çünkü hızlı sekülerleşmenin nasıl sonuçlara yol açtığını ve modern Batı fikri denen "laik" aldanmanın aslında tamamen Siyonistlere hizmet eden bir göz yanılgısı olduğunu görebiliyoruz artık.