Ortalama bir yaşam tarzına sahip, hayatını olağan akışında sürdüren insanlar için evlilik, önemli eşiklerden biridir.
Tekrarı olmayacağı inancıyla ve bir daha yaşanmaması duasıyla çıkılan bu yolda yapılan pek çok şeyin temel amacı, "Bir kez yaşanıyor; güzel olsun, gönlümüzce olsun" düşüncesidir.
Şüphesiz bu, son derece insani ve iyi niyetli bir başlangıçtır.
Peki, bu amaca giden her yol mübah mıdır?
"Bir kere" anlayışının faturası nasıl ödenmelidir? Bu soruya tatmin edici bir cevap verebilen çıkar mı? Bunun muhasebesini herkes kendi vicdanında yapabilir.
Kuşkusuz, kültürler ve kültürel farklılıklar bazı konularda görüş ayrılıklarına yol açacaktır. Bu ayrılıkların ne ölçüde yumuşatılacağı ve sürecin nasıl yönetileceği ise tarafların evliliğe bakış açısına bağlı olarak şekillenecektir.
İnancımızda evlilik için "küfüv" denilen denklik şartı tavsiye edilir. Böylece kültür, yaşam tarzı ve yetişme biçiminden kaynaklanabilecek farklılıkların eşler arasında uyumsuzluğa sebebiyet vermesinin önüne geçilmesi amaçlanır.
Her toplumun kendi örf, âdet, gelenek ve göreneklerini yaşatmak istemesi, bunları belirli ölçülerde ortak bir noktada buluşturabilmesi bir zenginliktir. Ancak günümüzde tarafların talepleri, nesillerdir süregelen kültürel birikimlerinden değil de sanki başka bir zihnin yönlendirmesiyle şekilleniyor gibi görünüyor.

İnsan olmanın tabii bir gereği olarak pek çok duygu ve tutumu anlaşılır buluyorum: Her şeyin en iyisini istemek, herkesten farklı olmak, dikkat çekmek, hafızalarda ve dillerde yer edinmek istemek; biraz gösteriş ve hatta bir tutam kibir... Bunların hepsi insani ve anlaşılır duygulardır. Kibirle ilgili olarak Ekrem Demirli Hocadan öğrendiğim şu bakış açısını paylaşmak isterim. Der ki: "İnsan kibirlidir; hatta bir yönüyle öyle de olmalıdır. Fakat kibri çirkin kılan, karşısındaki insanın da aynı ölçüde kibirli olabileceğini ve olmaya hakkı bulunduğunu unutmasıdır."
Bu pencereden bakıp pek çok meseleyi bu denklem üzerinden düşündüğümüzde, ilişkilerin ve dolayısıyla hayatın aslında daha kolay anlaşılır hâle geldiği söylenebilir. Fakat bu ayrı bir mesele; şimdilik onu bir kenarda tutalım.
Bu konunun evlilikle, daha doğrusu düğünlerle, bence doğrudan bir ilişkisi var. Herkesin kendisini özel hissetmek, diğerlerinden farklı olmak ve dikkat çekmek istediği bir ortamda sınır nerede başlayıp nerede biter? Bunun üzerinde uzlaşılabilecek bir "normal" var mıdır? İnsan hayal gücünün ürettikleri ne ölçüde eyleme dönüşebilir ya da dönüşmelidir? Her arzu, sırf mümkün olduğu için gerçekleştirilmeli midir?
İşte tam da bu noktada düğünler; beklentilerin, gösterişin, eğlencenin, rekabetin, ironinin ve zaman zaman da çatışmaların kesiştiği bir sahneye dönüşür. Herkesin kendince haklı olduğu, fakat kimsenin sınırın nerede çizileceği konusunda tam anlamıyla uzlaşamadığı bu atmosferde düğün, yalnızca iki insanın hayatını birleştirdiği bir merasim olmaktan çıkar; toplumsal beklentilerin, bireysel arzuların ve kültürel alışkanlıkların aynı anda görünür olduğu bir gösteriye dönüşür.
Sosyal medyadan muhakkak bildiğiniz "Düğün Terörü" isimli sayfada, bu konuyla ilgili pek çok komik ama zımnen acıklı sahneye şahit olabilirsiniz. Orada da olduğu gibi gözlemlerini yazılı hâle getirmek isteyen adminin kaleminden harika bir kitap çıkardık: Düğüncünün Galaksi Rehberi.
WELCOME TO THE WEDDİNG!
42 ayrı kısa bölümden ve 142 sayfadan oluşan kitapta, insanın neden evlendiğinden halay başının vakur hâline, takı merasiminden gelin buketine varıncaya kadar pek çok şeyi ince bir gözlem süzgecinden geçiren yazar, elbette ilk olarak size eğlenceli vakit geçirmeyi vadediyor. Fakat gülmeniz bitince, belki elinizdeki kitaba bir ayna gibi bakar; biraz rahatsızlık, belki utanma ve beraberinde bir sorgulama yaşarsınız diye de ümit ediyor, bence.
Ben de bu soruyu kendime sordum ama cevabını burada açıklamayacağım. Bu satırları yazarken aklıma bir fikir geldi: Keşke sevgili admin bir anket hazırlasa da hepimiz kendimizi test etsek. Mesela testin adı şu olsa: "Düğünü yüzde kaç oranında teröre dönüştürüyorsunuz?" On sorudan yedisine "Yaparım." diyenler terörist, beşin altında kalanlar makul düzeyde düğüncü, arada kalanlar ise risk grubunda kabul edilebilir. Belki de evlilikte uyum aranırken burçlara, yükselenlere, ay düğümlerine bakmak yerine bu teste bakmak daha isabetli olur. En azından kimin düğünü düğün, kimin düğünü afet bölgesine çevireceği konusunda bir fikir verir.
Ne dersiniz sevgili admin? Bence bu test, birçok evlilik danışmanından daha isabetli sonuçlar çıkarabilir.
KİTAPTAN...
Düğün denen o muazzam kaosun, gösterişin, halayın ve "of yine mi şu garip adetler?" anlarının galaksi rehberi. Bu, düğün denen şeyin bazen ne kadar absürt, bazen ne kadar komik, bazen de ne kadar insana dair olduğunu anlatan; tamamen hayali ama korkutucu derecede tanıdık bir galaksi rehberidir. Kahvedeki tuz miktarı / damadın metaneti x² = evliliğin başarı oranı...