Türkiye'nin yakın tarihine damga vuran en karanlık yapılardan biri olan FETÖ'yü anlamak için yalnızca 15 Temmuz 2016 gecesine bakmak yetmez. O gece yaşanan hain darbe girişimi, yıllarca sinsice örülen bir örgütlenmenin son ve en vahşi aşamasıydı. Devletin en kritik kurumlarına sızan, kendisini eğitim, diyalog ve yardım hareketi olarak tanıtan yapı; gerçekte itaat kültürü üzerine kurulu, gizlilik esaslı ve mutlak bağlılık isteyen bir organizasyondu. Kitabın en dikkat çekici yanı, örgütü dışarıdan analiz etmek yerine yıllarca yapının içinde bulunmuş bir ismin gözlemlerine dayanması. Latif Erdoğan, FETÖ elebaşı Fethullah Gülen ile uzun yıllara yayılan ilişkisini, örgütün çalışma yöntemlerini ve zaman içerisinde nasıl farklı bir yapıya dönüştüğünü kendi tanıklıkları üzerinden aktarıyor. Bu yönüyle eser, yalnızca bir hatırat değil; aynı zamanda Türkiye'nin en büyük güvenlik tehditlerinden birinin oluşum sürecine ışık tutan önemli bir anlatı özelliği taşıyor.
Türkiye bu yapının gerçek yüzünü önce kumpas davalarıyla, ardından 17-25 Aralık süreciyle daha net görmeye başladı. Fakat örgütün nihai amacı 15 Temmuz 2016 gecesinde bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Tankların milletin üzerine sürüldüğü, savaş uçaklarının TBMM'yi bombaladığı, Cumhurbaşkanlığı Külliyesi'nin, Emniyet Genel Müdürlüğü'nün ve birçok stratejik noktanın hedef alındığı o gece, 253 vatandaş şehit oldu, 2 binden fazla kişi yaralandı. Türk milleti, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın çağrısıyla meydanlara çıkarak darbe girişimini engelledi ve demokrasi tarihine geçen destansı bir direnişe imza attı.
İşte Şeytanın Gülen Yüzü, o ihanetin hangi zihniyet üzerine inşa edildiğini anlamaya çalışan okurlar için önemli ipuçları sunuyor. Latif Erdoğan, kitabında yalnızca yaşadıklarını anlatmakla kalmıyor; örgütün mutlak itaat anlayışını, lidere bağlılık sistemini, mensuplar üzerindeki psikolojik etkilerini ve yıllar içerisinde nasıl kapalı bir hiyerarşik yapıya dönüştüğünü de kendi perspektifinden değerlendiriyor.

Kitapta yer alan anlatımlar, örgütün lider kadrosunun oluşturduğu kapalı sistemin nasıl işlediğine dair dikkat çekici değerlendirmeler içeriyor. Okur, yalnızca olayları değil; aynı zamanda bu yapının insan psikolojisini nasıl kullandığını, sorgulamayan bir bağlılık kültürünü nasıl oluşturduğunu da görme fırsatı buluyor. Bu yönüyle eser, yakın tarihin sosyolojik ve psikolojik boyutunu anlamaya da katkı sağlıyor.
Aradan geçen yıllara rağmen FETÖ tehdidinin tamamen geçmişte kaldığını söylemek mümkün değil. Yurt dışında faaliyetlerini sürdürmeye çalışan yapılanma, farklı yöntemlerle varlığını koruma çabası içerisinde bulunuyor. Bu nedenle geçmişi unutmamak, yeni nesillere yaşananları doğru şekilde aktarmak büyük önem taşıyor. Hafızasını kaybeden toplumlar, benzer tehditlerle yeniden karşı karşıya kalabilir.
Turkuvaz Kitap'ın yeni baskısı da tam bu noktada anlam kazanıyor. Kitabın yeniden yayımlanması, yalnızca geçmişe dönük bir hatırlatma değil; aynı zamanda Türkiye'nin demokrasi mücadelesine ilişkin hafızanın canlı tutulmasına katkı sunan önemli bir adım niteliğinde. Özellikle 15 Temmuz'u yaşamayan genç kuşaklar açısından bu tür tanıklık eserleri, olayların arka planını anlamak bakımından değer taşıyor.
Şeytanın Gülen Yüzü, yalnızca bir örgütü anlatan kitap değil; güven duygusunun nasıl istismar edilebildiğini, dini söylemlerin nasıl araçsallaştırılabildiğini ve devlet içerisinde paralel yapılanmaların nasıl büyük tehditlere dönüşebildiğini ortaya koyan dikkat çekici bir çalışma. Latif Erdoğan'ın içeriden gelen tanıklıkları, eseri benzer yayınlardan ayıran en önemli özelliklerden biri.
Turkuvaz Kitap tarafından yeniden yayımlanan Şeytanın Gülen Yüzü, geçmişi unutmamak, ihanetin hangi yöntemlerle büyüdüğünü görmek ve 15 Temmuz'un neden sıradan bir darbe girişimi olmadığını anlamak isteyen okurlar için dikkatle okunması gereken eserlerin başında geliyor. Çünkü yakın tarihin en büyük ihanetlerinden biriyle yüzleşmenin yolu, yaşananları unutmamaktan ve o karanlık dönemi bütün yönleriyle anlamaktan geçiyor.
Latif Erdoğan, SABAH Kitap eki için kaleme aldığı makalesinde, FETÖ'ye dair çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. İşte Latif Erdoğan'ın değerlendirmelerinden önce çıkan başlıklar:
DIŞ DESTEK FAKTÖRÜ
"Ülke içinde çok büyük darbe yediklerinde şüphe olmamakla beraber, yurt dışı faaliyetlerinde aynı şeyi söylemek zordur. Mevcut hükümetimizin, onların bulundukları ülkelerle siyasi, ekonomik ve diplomatik ilişkileri FETÖ'nün o ülkedeki konumunu ve durumunu belirleyen en önemli faktördür.
Bir de işin başından beri bu örgüte yatırım yapan Amerika, İsrail gibi ülkeler var ki, onlar kendilerine ait böylesi bir projeyi elbette bir çırpıda alıp atacak değillerdir. Kullanabildikleri ölçüde kullanacaklar, kullanmaları imkansız hale geldiği zaman da ya başkalarına devredecekler ya da tasfiye yoluna gideceklerdir."
SOSYAL MEDYADA AKTİFLER
"FETÖ elebaşı, kendisi teknolojik gelişmeleri yakından takip ettiği gibi -özellikle istihbarat alanında- takipçilerine de daima bunu telkin etmiştir. Bu açıdan da mevcut teknolojik imkanların bütününü kullanmada FETÖ elemanları asla gevşeklik göstermeyecektir. Siber saldırıda Türkiye aleyhine olabilecek her türlü faaliyetin içinde bulunacaklarında ben asla kuşku duymuyorum. Sanırım devlet birimlerimiz de bu tür tehlikeleri önlemede gerekli tedbirleri almıştır."
İNGİLTERE'YE DİKKAT
"FETÖ'nün kriminal yanı hemen hemen bitmiş halde. Bu yönüyle de artık Amerika'nın işine gelecek yanları yok denecek kadar azalmış durumda. Benim şahsi görüşüm örgütün bundan böyle İngiltere'nin daha çok işine geleceği yönünde. İngilizce eğitim veren, bütün dünyaya yayılmış FETÖ'nün eğitim kurumları böylece İngiltere'nin inisiyatifine hizmet etmiş olur. Zaten bu eğitim kurumlarında CIA ve MOSSAD ajanları öğretmen ve akademisyen kılıfında faaliyet gösteriyorlardı. Biraz da aralarına MI6 elamanları dahil etmelerinde kendilerince bir mahsur göreceklerini sanmıyorum."