İstanbul'un Bir Yüzü, Sürgün, Bugünün Saraylısı, Kadınlar Tekkesi gibi romanlarının yanında Memleket Hikâyeleri ve Gurbet Hikâyeleri ile Türk roman ve hikâyeciliğinin başat isimlerinden biri olan Refik Halid Karay, 'gerçekçi' üslûbuyla da öncü oldu. Fecriâti'nin sembolik, ağdalı ve 'sanat için sanat' anlayışından, Ömer Seyfettin ve Ziya Gökalp'in bayraktarlığıyla başlayan 'dilde sadeleşme' idrakine geçerek Yeni Lisan hareketine şan kattı. Gerçekçi, sade ve hikâyelerine konu ettiği başlıklarla Reşat Nuri, Yakup Kadri, Sabahattin Ali gibi isimleri de etkiledi. Refik Halid'in sert ve sivri dilini bileylediği ve 'Kirpi' müstear ismiyle kaleme aldığı hiciv yazıları da, onun bu alanda ne kadar usta olduğunun ispatı niteliğinde. 1888 yılında doğup 1965 yılında ölen Refik Halid Karay'ın hem Osmanlı hem Cumhuriyet dönemi yazarı ve aydını olarak geçirdiği 77 yıllık ömrünü, sadece ortaya koyduğu eserlerle değil mücadelesini verdiği fikirlerle de dolu dolu geçirdiği aşikâr.
Refik Halid Karay'ın 'dil' üzerinde bu kadar incelikli ve nitelikli duruşu, onu Türk edebiyatının bu hususta parmakla gösterilecek isimlerinden biri yaptı. Türkçeyi etkili kullanmak isteğinde, kendi deyimiyle 'iki imkânına' dikkat çekti Karay: Karacaoğlan ve Yunus Emre. Onun köklerle olan ilişkisi, gözlem ve tarafsızlığına perde çekmedi yine de. Anadolu'yu romantize etmeden, gördüğü gibi, tüm güzellik ve kusurlarıyla işleyen bir yazar olan Refik Halid'i edebiyatımıza 'köy hikâyelerini' getiren bir isim olarak tanımlamak mümkün; keza bunu 1919 yılında yayınlanan 'Memleket Hikâyeleri'nde de görürüz. Karay'ı Anadolu gerçeklerine bu kadar yaklaştıran ve elinde bir mercekle dolaşmasını sağlayan etkenlerden biri de şüphesiz sürgün yılları. Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'ndeki hukuk eğitimini yarıda bırakan ve II. Meşrutiyet sonrası gazeteciliğe başlayan Refik Halid Karay'ın her yönüyle 'muhalif' bir isim olduğunu da hatırlamakta fayda var.
OSMANLI VE CUMHURİYET SÜRGÜNÜ
İlk sürgününü II. Meşrutiyet döneminde Mahmut Şevket Paşa suikasti sonrasında İttihat ve Terakki'ye muhalefet ettiği için yaşayan Karay, Sinop, Çorum, Ankara, Bilecik gibi yerlerde sürgünde bulundu. İstiklâl Savaşı aleyhine yazdığı yazılarla da Cumhuriyet Dönemi sürgünlerini başlatan Karay, vatan hainliğinden 'Yüzellilikler' listesine alındı. 1922'de 150 kişilik bir muhalif grubuyla yurt dışına sürülen Karay'ın, Beyrut ve Halep'teki 16 senelik sürgün yaşamı af yasası ile son buldu.
Tasvir ve benzetmeleriyle portrelerine tasarladığı hayat, deneyimlerinin çapraşıklığı ve hüznünün de kısmen bir sonucu. Tarih ve sosyoloji ile de yakından ilgilenen Refik Halid Karay, iki dönem arasında Türk toplumunun yaşadığı dönüşümleri, katmanlı yapıyı, buhranları ve kabullenişleri eserlerinde incelikle işledi. I. Dünya Savaşı yılları da, yazarın yapıtlarında üzerinde durduğu başlıca meselelerden biri oldu; ancak sürgünde olduğu için bu yıllara İstanbul'un değil Anadolu'nun gözüyle baktı. Refik Halid Karay'ı, nitelikleriyle isimsiz bir kahraman olarak mevcut olduğu yeni edebiyatta da, yeniden ve daha ayrıntılı tanımaya ihtiyacımız var.