Yaz tatili başladı. Çocuklar için okul zili sustu, aileler için ise yeni bir soru gündeme geldi: İki buçuk ay boyunca çocuklar zamanlarını nasıl değerlendirecek? Bu sorunun tek bir cevabı yok elbette. Ancak dr.com.tr'nin paylaştığı karne dönemi satış verileri umut veren bir tablo ortaya koyuyor. Veriler, tatilin başlamasıyla birlikte çocukların en çok hangi kitapları tercih ettiğini ortaya koyarken, Türkiye yayıncılık sektöründe son yıllarda yaşanan büyüme eğilimini de destekliyor.
2025 yılında Türkiye'de 407 milyon adet kitap basılırken, kitap dünyasına her gün yaklaşık 200 yeni eser kazandırıldı. Son üç yılda en istikrarlı büyümenin çocuk kitapları kategorisinde yaşanması da çocukların kitaplarla daha fazla buluştuğunu gösteriyor. Özellikle macera, fantastik, gerilim, korku, polisiye türlerine duyulan ilgi her geçen gün artıyor.
En çok ilgi gören eserlerin başında, ekran bağımlılığına eğlenceli bir bakış sunan Telefon Melefon Yok!, zamansız klasik Küçük Prens, Harry Potter serisi ve Çocuklar İçin Nutuk gibi kitaplar yer aldı.
Şehir bazında incelendiğinde ise dikkat çekici tercihler ortaya çıktı. İstanbul'da Küçük Prens öne çıkarken, Ankara'da Dünyanın En Önemli Öğrencisi, İzmir'de Charlie'nin Çikolata Fabrikası, Antalya'da Telefon Melefon Yok!, Bursa'da ise Çocuklar İçin Nutuk en çok tercih edilen kitaplar oldu.,
Temmuz ayında yayımlanan yeni kitaplar ise dünya yayıncılığındaki güncel eğilimlerin Türkiye'de de yakından takip edildiğini gösteriyor. Özellikle Book-Tok ve Bookstagram'da öne çıkan eserler kısa sürede Türkçeye çevrilerek okurla buluşuyor. Japon ve Kore edebiyatına yönelik artan ilgi, psikolojik gerilim romanlarının yükselişi ve manga serilerinin listeye girmesi, dijital çağın okuma alışkanlıklarını yeniden tanımladığını gösteriyor.

18. KİTABI DİYET YAPMIYORUZ ÇIKTI
Bu ay bir başka heyecanımız da Sahi Kitap etiketiyle okurlarla buluşan Tülin Şahin'in Diyet Yapmıyoruz kitabı... Uzun bir aradan sonra yeniden yazmaya ikna olan Tülin Şahin, bu kitabında yeni bir mucize diyet vadetmiyor; tam tersine, sağlıklı yaşamın sürdürülebilir alışkanlıklardan geçtiğini anlatıyor. Röportajımızda en çok aklımda kalan cümlesi ise belki de kitabın özeti niteliğinde: "Mükemmel olmaya çalışmayın; sürdürülebilir olun"
- Uzun bir aradan sonra yeniden kitap yazmaya nasıl karar verdiniz?
- Aslında ben yeni kitap yazma sayfasını kapattığımı düşünüyordum. Türkçe yayımlanan son kitabım, 2015 yılında çıkan Her Daim Fit olmuştu. O tarihe kadar 16 kitap yazmıştım ve açıkçası yeni bir Türkçe kitap yazmayı planlamıyordum. Bu yılın mart ayında ise benim için çok önemli olan farklı bir çalışma yayımlandı. Annemin yaşadığı sağlık sürecinden de yola çıkarak, böbrek sağlığı üzerine uluslararası akademisyen ve profesörlerle birlikte İngilizce bir kitap kaleme aldık. 17. kitabımdı ve şu an yurt dışında yayımlanıyor. Yıllardır savunduğum ve anlattığım beslenme yaklaşımını sade, uygulanabilir ve herkesin anlayabileceği bir dille bir araya getirdik. Böylece 18. kitabım olarak Diyet Yapmıyoruz okurla buluştu.
- Diyet Yapmıyoruz ismi oldukça iddialı. Bu kitapla okura ne söylemek istiyorsunuz?
- Bugün beslenme konusunda bilgiye ulaşmak çok kolay ama doğru bilgiye ulaşmak giderek zorlaşıyor ve kafa karıştırıyor. Her gün yeni bir diyet, yeni bir yasak ve yeni bir mucizeyle karşılaşıyoruz. İnsanlar sürekli bir programa başlayıp bırakıyor, kilo verip geri alıyor ve sonunda sorunun kendilerinde olduğunu düşünüyor. Oysa çoğu zaman sorun insanlarda değil, yöntemlerde. "Diyet Yapmıyoruz" derken sağlıklı beslenmeyi reddetmiyorum; sağlıklı yaşamı geçici bir diyet dönemine hapsetmeyi reddediyorum. Benim yaklaşımım çok temel: Yediğinden fazlasını yak, kasını koru, iyi uyu, hareket et ve bunu hayat boyu sürdürebileceğin bir düzene dönüştür. Kitabın özü de aslında şu: Stick to the basics. Çünkü çoğu zaman ihtiyacımız olan şey yeni bir sistem değil, bildiğimiz doğrulara geri dönmek.
- Kitapta trend diyetlere oldukça eleştirel yaklaşıyorsunuz. Sizce insanlar neden sürekli yeni diyetlerin peşinden gidiyor?
- Çünkü insanlar çözümün karmaşık olduğunu düşünüyor. Oysa bilim bize yıllardır tam tersini söylüyor. Bugün ketojenik beslenme, aralıklı oruç ya da başka popüler modeller belirli kişiler için işe yarayabilir ama bunların hiçbiri tek başına mucize değil. Kilo verme yönetiminin temel mekanizması değişmiyor. Aldığınız enerjiden fazlasını harcarsanız kilo verirsiniz. Elbette yalnızca kalori konuşmuyoruz; protein alımı, kas kütlesi, uyku kalitesi, stres yönetimi ve günlük hareket de bu işin önemli parçaları. Ama insanlar çoğu zaman temelleri bırakıp yeni formüllerin peşine düşüyor. Ben bu kitapta tam tersini anlatıyorum. Karmaşıklaştırmak yerine sadeleştirmeyi öneriyorum. Çünkü insanın temelinde maalesef her şeyde hep en yeniyi, en son trendi aramak var. Bu her şey için geçerli. Kıyafet, saç, makyaj ya da en basitinden bir çocuğu düşünelim bir sürü oyuncağı var ama her gün kutuda yeni bir bebek getirdiğinizde heyecanlanır. Ama hevesi 2 günde geçer. İşte bu trend diyetler de böyle. Adı üstünde 'trend'.
- Longevity son yılların en çok konuşulan kavramlarından biri. Siz bu kavramı nasıl değerlendiriyorsunuz?
- Aslında ilginç olan şu; ben farkında olmadan yirmili yaşlarımdan beri longevity anlatıyormuşum. O zamanlar bunun adı longevity değildi, bir etiketi de yoktu. Ama ben hep aynı şeyi söylüyordum: "İnsan sadece kilo vermek için değil, ilerleyen yaşlarında da güçlü, üretken ve bağımsız kalabilmek için yaşamalı." Bugün buna longevity diyoruz. Benim için longevity yalnızca yaşam süresini uzatmak değil, sağlıklı geçirilen yılları artırmak demek. Seksen yaşında merdiven çıkabilmek, seyahat edebilmek, kendi işini kendin görebilmek, kas kütleni koruyabilmek... Asıl hedef bu olmalı. Dolayısıyla beslenme, hareket, uyku, stres yönetimi ve kas sağlığı birbirinden ayrı düşünülemez. Longevity tek bir mucize diyetle elde edilecek bir şey değil; hayatın tamamını kapsayan bir yaşam kültürü. İlk kitabımı 22 yaşımda yazmıştım ve o kitabımda da farkında olmadan 'Longenvity' kavramını anlatmışım onu savunmuşum ve gördüğünüz gibi kendim hala onu sürdürüyorum. O yüzden insanlar bana hep formumun sırrını soruyorlar.