1857 yılında Paris'te yayımlanan ince bir şiir kitabı, Batı edebiyatının seyrini değiştirdi. Charles Baudelaire'in Kötülük Çiçekleri yalnızca bir şiir derlemesi değil, modern şiirin doğum belgesidir. Romantizmin giderek soluklaştığı, Parnasçılığın biçim güzelliğine sığındığı bir dönemde Baudelaire, şiirin sınırlarını kökten yeniden çizdi. Güzelliği yalnızca güzel olandan değil, çirkin olandan, karanlıktan, günahtan, ölümden devşirmenin mümkün olduğunu gösterdi. "Kötülük'ten Güzellik'i çıkarmak, onun şiire getirdiği devrimdi. Baudelaire'in önemi yalnızca kendi çağıyla sınırlı kalmadı. Verlaine, Rimbaud ve Mallarmé'yi doğrudan besleyerek Sembolizm'in kapısını araladı. T.S. Eliot, onun modern şiirin gerçek kurucusu olduğunu söyledi. Yves Bonnefoy ise Kötülük Çiçekleri için "İşte şiirimizin baş kitabı" dedi. Baudelaire'in etkisi Avrupa kıtasını aştı. Türk şiiri de yüz yıla yakın bir süredir bu kaynaktan beslenmiştir: Necip Fazıl'ın karanlık mistisizmi, Cahit Sıtkı'nın ölüm ve yalnızlık şiirleri, Ahmet Hamdi'nin iç dünyaya yönelişi... Hepsinde Baudelaire'in uzak ama belirleyici sesi duyulur.
ÇEVİRİNİN BAŞARISI
Bu denli büyük bir ozanı Türkçeye taşımak, doğası gereği olağanüstü bir sorumluluk yükler. Çevirmen Sait Maden bu sorumluluğu tam anlamıyla üstlenmiş ve elli yıl boyunca taşımış. Everest Yayınları'ndan yayımlanan bu 533 sayfalık yapıt, salt bir çeviri kitabı değil; onlarca yıllık yazıp bozmaların, yeniden başlamaların ve sabırlı bir mükemmeliyetçiliğin ürünü olarak dikkat çekiyor. Kitap, bir şiir derlemesinin çok ötesine geçen bütüncül bir yapıya sahip. Baudelaire'in şiire bakışını açıklayan seçme yazılarla açılıyor; ardından çeviriler geliyor. Bunu kapsamlı bir yaşamöyküsü izliyor. Maden'in deyimiyle "uzun uzun düşünülüp tasarlanmış bir intihar gibi" akan, çalkantısız ama acı bir hayat. Son bölümde ise 1857'den günümüze Baudelaire'in nasıl önce küçümsenip ardından yüceltildiği, yetkili kalemlerden derlenen değerlendirmelerle aktarılıyor. Bu kurgu, kitabı bir Baudelaire atlasına dönüştürüyor. Dikkat çekici bir tercih olarak Maden, kitabın ilk baskısındaki 100 şiirlik yapıya sadık kalıyor. Maden'in çeviri anlayışı bu kitabın belki de en güçlü boyutunu oluşturuyor. Şiir çevirisinin sezgiyle değil, derin bir dil bilinci ve uzun deneyimle yapılabileceğini savunuyor. Ölçü, uyak, ses değerleri, sözcüklerin iç ve dış uyumları "şiirin anatomisi ve fizyolojisi" olarak tanımlayan Maden, kimi şiirleri üç, kimi şiirleri beş kez yeniden çevirmiş; bir kısmını yıllarca "salamura"ya yatırmış, tadının zaman içinde değişip değişmediğini sınamış. Çevirilerin karşısına özgün Fransızca metinlerin de konulması bu dürüst tutumun somut göstergesi. Şeffaf bir çeviri etiği ve zengin bir bağlamsal çerçeveyle titizlikle hazırlanmış bu yapıt; Baudelaire'i ilk kez keşfedecekler için de, onu derinlemesine tanımak isteyenler için de doğru kapı.