Türkiye'de yakın tarih eleştirisi yapmak çok zordur. Çünkü meselelere hakikat zaviyesinden değil, ideolojilerin kısır vizöründen bakılır. Ve değerlendirmeler de ona göre yapılır. Oysa kıymet hükmü vermek ciddi bir iştir. Ve sadece hakikat peşinde koşanlar başarabilir.
Bugün; hakikatin izini gerçek bir ilim adamı ciddiyetiyle sürdürmeyi ömrü boyunca başarmış D. Mehmet Doğan hocanın Yüzyılın Soykırımı isimli eserini konuşacağız. Eser, Türkiye'nin yakın tarihine güçlü bir projektör tutuyor.
Bunu yaparken de ilmî eleştiri sınırlarını asla aşmıyor. İdeolojik bir hesaplaşmanın içine asla girmiyor. Bu yönüyle de eser, diğer benzerlerinden fazlasıyla ayrılıyor.
Kısır ideolojik tartışmaların kimseye bir şey kazandırmayacağı kanaatinde olanların mutlaka edinmesi gereken bir eser. Zira eseri okumaya başladığınızda meselelere bakış açınız biraz daha genişleyecek ve olayları değerlendirme biçiminiz kesinlikle değişecek. Ama asla size ideolojik bir kin yüklemeyecek...
Muhit Kitap aracılığıyla kültür dünyamıza yeniden kazandırılan eser, zihin dünyamıza hiç şüphesiz ki çok şey katacak...

ZİHİNLER BULANIKLAŞIR
Eser, ilk bakışta sert, hatta alışılmadık görünen "soykırım" kavramını dil, kültür, inanç ve medeniyet üzerinden yeniden ele alıyor. Çünkü bir milleti millet yapan yalnızca nüfusu değil; hafızası, kelimeleri, inancı, düşünme biçimi, geçmişiyle kurduğu bağ ve maverasının derinliğidir.
Bunlar ortadan kaldırıldığında geriye biyolojik olarak yaşayan ama kendi kimliğinden uzaklaştırılmış bir topluluk kalabilir. Yani millet bilinci büyük oranda tahribata uğrar. Zihinler bulanıklaşır.
Doğan bunu çarpıcı örneklerle anlatıyor.
Örneğin, kitabın 214. sayfasında, "Öz Türkçeden Batılı Kelimelere" ara başlıklı kısımda, "krallık", "mülk" ve "hükümranlık" kelimeleri üzerinden muazzam bir tahlil yapar. Bir tek kelimedeki değişimin bile bir ayeti anlamayı zorlaştırdığını çarpıcı bir şekilde gözler önüne serer. Kitabın tamamında, buna benzer muazzam tahliller göreceksiniz.
Yukarıda da sadece bir tanesini örnek verdiğimiz üzere kitap; Türkiye'nin özellikle son iki asırlık tarihine bu pencereden bakıyor. Dilin yalnızca bir iletişim aracı olmadığını, bir medeniyetin hafızasını taşıdığını hatırlatıyor. Bir kelimenin unutulmasının bazen yalnızca bir kelimenin kaybı olmadığını; o kelimeyle birlikte bir kavramın, bir düşüncenin, hatta geçmişle kurulan bir bağın da silinebileceğini savunuyor.
Bu nedenle Yüzyılın Soykırımı, esas olarak bir dil kitabı değil. Dil üzerinden daha büyük bir kopuşun hikâyesini anlatıyor.
Doğan'a göre yaşanan değişim, "dili sadeleştirme" sınırlarında kalmadı. Bir noktadan sonra mesele, eski kelimelerin yerine yenilerini koymaktan çıktı; geçmişle irtibatı sağlayan kelimelerin ve kavramların tasfiyesine dönüştü. Bugünün insanının dedesinin, hatta bir önceki neslin yazdığı metni okuyamaz hâle gelmesi, yazarın üzerinde özellikle durduğu meselelerden biri.
"Dedelerimizin mezar taşını bile okuyamıyoruz" ifadesi basit bir intizar değil, büyük bir kopuşun ifadesidir. Kimilerinin küçümseyerek manasından uzaklaştırmaya çalıştığı bu intizar, köklere saygı duyulmasının çağrısıdır. İnsan kendi geçmişini okuyamıyorsa, geçmişiyle nasıl hesaplaşacak? Kendi medeniyetinin metinlerine yabancılaşmışsa, o medeniyetin düşünce dünyasını nasıl anlayacak?

KELİMELERLE SINIRLI DEĞİL
Doğan'ın eleştirisi yalnızca kelimelerle sınırlı değil. İnanç, kültür, edebiyat, eğitim ve medeniyet anlayışındaki dönüşümü de aynı bütünün parçaları olarak değerlendiriyor. Ona göre yaşanan tahribat, birbirinden bağımsız reformların toplamı olarak görülemez. Asıl mesele, toplumun kendi kimliğiyle kurduğu bağın zayıflatılmasıdır. Kitabın başlığındaki "soykırım" kelimesi de bu yüzden özellikle seçilmiş. Doğan, kavramı biyolojik imha anlamının dışına taşıyarak kültürel bir zedelenmeyi tarif etmek için kullanıyor.
Abartı gibi görünse de, anlaşılma isteğinin tezahürü demek daha doğru olur.
Elbette bu yaklaşım tartışmaya açık.
Zaten kitabın kıymeti de biraz burada.
Okura hazır bir tarih anlatısı sunmak yerine, üzerinde düşünülmesi gereken, rahatsız edici sorular bırakıyor. Bugün kullandığımız kelimeleri neden kullandığımızı, kullanmadığımız kelimeleri neden unuttuğumuzu, geçmişte yazılmış bir metni neden okuyamadığımızı ve bütün bunların bizi nasıl değiştirdiğini düşündürüyor.
Yüzyılın Soykırımı, ilk yayımlandığında olduğu gibi bugün de kolay okunan, üzerinde kolay uzlaşılan bir kitap değil. Fakat zaten Doğan'ın amacı da okuru rahat ettirmek değil. Bir hafızanın nasıl silinebileceğini, bir toplumun kendi geçmişine nasıl yabancılaşabileceğini ve dilin bu süreçte nasıl belirleyici bir rol oynadığını tartışmaya açmak.
Kitabın asıl iddiası belki de tek cümlede özetlenebilir: Bir milletin hafızasını yok ederseniz, geriye yalnızca insanlarını değil, kimliğini de kaybetmiş bir toplum bırakabilirsiniz.
Bu yüzden Yüzyılın Soykırımı, geçmişte kalmış bir dil tartışmasından çok daha fazlasını söylüyor. Bugünün insanına, kullandığı kelimelerin ve unuttuğu kelimelerin peşinden giderek kendi hafızasını yeniden sorgulama çağrısı yapıyor.
Son olarak şunu da ifade etmek isterim ki eser, "dil tahribatı" üzerine yazılmış en kapsamlı kitap olma özelliği taşıyor.
Dile ve öze önem veriyor
D. Mehmet Doğan daha önce yine Muhit Kitap etiketiyle Batılılaşma İhaneti adlı kitabı okuyucuyla buluşturmuştu. Nisan ayında yine bu köşede değerlendirmeye aldığım kitap, modernleşme adına atılan adımlar, bir ilerleme mi yoksa köklerden kopuş mu? sorusuna yanıt arıyordu. Türkiye'nin iki asırlık yön arayışını sorgularken, asıl meselenin neyi aldığımızdan çok, nasıl ve neden aldığımız olduğunu hatırlatması bakımından önem taşıyan kitabın yanı sıra yazarın Muhit Kitap etiketiyle yayımlanan bir diğer kitabı Kelimelerin Seyir Defteri'ni de kitaplığınıza eklemenizi tavsiye ederim. Uzun yıllar dil üzerine yoğunlaşan, tâbiri caizse ömrünü dil dâvasına adayan, yaptığı çalışmalarla bu hayati konuya sürekli dikkat çeken Doğan, o kitabında da kelimeler dünyasına yolculuğa davet ediyor okuyucuyu.