İslam felsefesinin İbn Rüşd (m. 1126-1198) ile sona erdiği söylense de, bu iddia İslam dünyasında felsefenin sonraki yüzyıllarda geçirdiği değişimi gözden kaçırmaktadır. Geç dönem İslam felsefesinin önemli isimlerinden Molla Sadrâ (m. 1572-1640) işte bu değişimin mimarlarından biri. İranlı yazar ve akademisyen Sayeh Meisami'nin VakıfBank Kültür Yayınları etiketi ve Abuzer Dişkaya çevirisiyle Türkçemize kazandırılan Molla Sadrâ isimli kitabı ise büyük filozofun hayatı ve düşüncelerini hem açık ve düzenli, en önemlisi de gayet sade dille anlatan değerli bir çalışma. Kitapta vurgulanan önemli unsurlardan biri Molla Sadrâ'nın sadece kendinden önceki fikirleri aktaran bir düşünür olmadığı. Yazar eserinde Molla Sadrâ'nın; İbn Sînâ'nın akla dayalı felsefesini, Sühreverdî'nin işrâk düşüncesini (gerçeğe yalnızca akılla değil, iç aydınlanmayla da ulaşılabileceğini savunan yaklaşım) ve İbnü'l-Arabî'nin tasavvuf anlayışını bir araya getirdiğini ayrıntılarıyla vurguluyor. Ancak bununla sınırlı kalmıyor, tüm bu felsefelerin Molla Sadrâ'nın zihninde nasıl birleştiğini de gösteriyor. Kitabın en güçlü yanı, zor felsefe konularını mümkün olabildiğinde sadeleştirerek anlatması. Bunun en açık örneklerinden ilki; Molla Sadrâ'nın temel düşüncelerinden biri olan 'varlığın asaleti' kavramı.
İNSAN DOĞDUĞU AN DEĞİŞMEYE BAŞLAR
Kitapta altı çizilen kavramlar arasında dikkat çekici bölümlerden bir diğeri yine Molla Sadrâ'ya ait olan 'cevherî hareket' (varlığın yalnızca dış görünüşünde değil, özünde de sürekli değişmesi) fikri. Molla Sadrâ'ya göre dünyadaki hiçbir şey durağan değil. Buna insan da dahil. Yani insan doğduğu andan itibaren sadece bedeniyle değil, ruhu ve düşünceleriyle de değişiyor. Kitap okura, insanın tamamlanmış bir varlık olmadığını, aksine kendini geliştiren bir yolcu olduğunu anlatıyor. Kitap, Molla Sadrâ felsefesinde 'huzurî bilgi' (bir şeyi aracı olmadan, doğrudan yaşayarak bilme) olarak adlandırılan düşüncenin de tam buradan doğduğunu yine son derece berrak ifadelerle okura aktarıyor. İnsanın sevinç, korku ya da acısını dışarıdan öğrenmediğini; onları doğrudan yaşadığını ve böylece bilmenin insanı dönüştürdüğünün altını çiziyor. İranlı yazar Sayeh Meisami kitabında ayrıca Molla Sadrâ'nın ölümden sonraki hayat, ruh ve hayal gücü hakkındaki görüşlerine de özel bir yer ayırmış. Bu bölümde dikkat çeken bölümlerden biri Molla Sadrâ'nın; insanın dünyadaki düşünce, davranış ve ruhsal gelişiminin ölümden sonraki varlığını da biçimlendirdiği fikri. Kitapta Molla Sadrâ'nın bu felsefesi; insan nasıl yaşarsa zaman içinde o varlığa dönüşür diye özetlenmiş. Böylesine derin düşünceleri içinde barındıran kitabın 150 sayfaya sığmış olması ise hem avantaj ama hem de dezavantaj. Avantaj çünkü yazar, okuyucuyu ayrıntılarda kaybetmeden temel konularda bu sayede başarıyor. Dezavantaj ise, felsefeyle yeni tanışan okurlar için kitabın yer yer hızlı ilerlemesi. Molla Sadrâ; akıl ve inancın, felsefe ve tasavvufun birbirlerine dost olması gerektiğini gösteren, İslam düşüncesinin canlılığını ve çeşitliliğini görmek isteyenler için güçlü bir başucu kitabı. Molla Sadrâ ile ilk kez tanışacaklar için de gayet sağlam bir başlangıç.