TK Yayınları tarafından yayınlanan Ahmet Özhan'ın Özgürlüğü Beklerken isimli eseri okurken altını çizmekten kendimi alıkoyamadığım birçok cümleyle karşılaştım. Özhan'ın İslamiyet'le ilgili bizi bilgilendirip aynı zamanda sorgulamaya iten eserinin bazı bölümlerinde uzunca düşünme fırsatı buldum. Komşuluk hakkından tutun, akraba ve sosyal ilişkiler, İslamiyet'in sevgiyle öğretilmesi ve tebliği gibi birçok konuyu ele alan eseri okurken kendinizi yazarla bir sohbet içerisinde gibi hissediyorsunuz. Özgürlüğü Beklerken adlı 168 sayfalık eserde, "Gerçek bir Müslüman İslam'ı nasıl tebliğ eder?" cümlesi beni üzerinde düşünmeye sevk etti. Özhan, "Kuru lafla zorlamayla değil güzel ahlakıyla, sergilediği adaletle, cömertliğiyle ve en önemlisi başkalarının haklarına gösterdiği derin saygıyla" şeklinde bu soruyu cevaplarken, en önemli tarafın İslam'ı yalnızca söylenen sözler üzerinden değil, insanın yaşantısındaki karşılığı üzerinden ele alması olduğunu düşündüm.
İNANÇ HAKİKATE DÖNÜŞÜR
Çünkü bir insanın inandığını gerçekten anlatabilmesinin yolu çoğu zaman onu ne kadar iyi anlatmasından değil, hayatında ne kadar güzel yaşayabilmesinden geçiyor. İslam'ı anlatmak sürekli doğruyu söylemek başkalarına neyin doğru neyin yanlış olduğunu hatırlatmak ya da insanları kendi doğrularına zorlamak değil asıl tebliğ, insanın davranışlarında görünür hale gelen bir ahlak meselesi. Bir Müslümanın adaleti, kendisine haksızlık yapan birine karşı bile adil olabilmesiyle; cömertliği, yalnızca kendisine yakın olanlarla değil ihtiyacı olan herkesle paylaşabilmesiyle; merhameti, kendisi gibi düşünmeyen insanlara karşı bile kalbinde düşmanlık büyütmemesiyle anlaşılır. Hele ki başkalarının hakkına gösterilen saygı, inancın en önemli göstergelerinden biridir. Çünkü insanın ibadeti ile insanlara davranışı arasında büyük bir bütünlük vardır.

Bir insan çok güzel konuşup çok doğru şeyler söylüyor olabilir fakat aynı insan başkasının hakkını küçümsüyor, kul hakkına duyarsız kalıyor, güçsüzü eziyor, kendisinden farklı olana tahammül edemiyorsa söylediği sözlerin tesiri zayıflıyor. Bu yüzden bana göre İslam'ın en güzel tebliğ biçimlerinden biri, insanın çevresinde bıraktığı güzel izdir. Bir Müslümanın yanında insanlar kendilerini güvende hissediyorsa, onun adaletinden emin olabiliyorsa, zor durumda kaldığında elinden yardım göreceğini biliyorsa, onun dilinden ve davranışlarından incinmeyeceğine inanıyorsa, işte o zaman inanç yalnızca anlatılan bir şey olmaktan çıkıp yaşanan bir hakikate dönüşüyor. Belki de bazen uzun uzun anlatılan onlarca sözün yapamadığını güzel ahlakın tek bir davranışı yapabiliyor. Özellikle "Başkalarının haklarına gösterdiği derin saygı" kısmını çok kıymetli buluyorum. Çünkü insanın gerçek karakteri, kendisinden güçlü olanlara nasıl davrandığından çok, kendisine hiçbir fayda sağlamayacak insanlara nasıl davrandığında ortaya çıkıyor. Garsona, çalışana, yoksula, kendisinden farklı düşünene, kendisine karşı çıkana, hakkını arayamayan birine nasıl davrandığımız aslında inancımızın hayatımıza ne kadar sirayet ettiğini gösteriyor. Dindarlığı yalnızca bireysel ibadetler üzerinden değil, insan ilişkilerindeki adalet, merhamet ve hakkaniyet üzerinden de düşünmek gerektiğini hatırlatıyor. Ahmet Özhan bu soruyu sorarak bizi kendimizle ilgili, yaşantımız ve Müslümanlığımızla ilgili düşünmeye sevk ediyor. Eseri okurken bu soru benzeri birçok konuda "Acaba ben nasıl davranıyorum?" diye sorarken buluyoruz kendimizi.
İSLAM'I GERÇEKTEN YAŞAMAK
Kitapta geçen "İslam'ı gerçekten yaşayan insan neşelidir" cümlesi de ilk okuduğumda beni üzerinde düşünmeye sevk eden bir bölüm oldu. Çünkü burada anlatılmak istenen şeyin, İslam'ı yaşayan insanın hayatında artık hiçbir problem olmayacağı ya da hiç üzülmeyeceği şeklinde anlaşılmaması gerektiğini düşünüyorum. Hepimiz insanız ve hayatın içinde kayıplarımız, hayal kırıklıklarımız, korkularımız, kaygılarımız, bazen de içinden çıkamadığımız sıkıntılarımız var. İnanç sahibi olmak bunların hiçbirini insan hayatından tamamen kaldırmıyor. Bence asıl fark, insanın bütün bunlarla karşılaştığında nereye tutunduğunda ortaya çıkıyor. Benim için eserin en düşündürücü tarafı da burada. Çünkü insanın "Ben her şeyi kontrol etmeliyim" düşüncesinden biraz uzaklaşması gerekiyor. Hayatta her şeyi planlamak istiyoruz ne zaman ne olacağını, hangi kararın ne sonuç doğuracağını, geleceğin nasıl şekilleneceğini bilmek istiyoruz. Fakat hayatın en temel gerçeği şu: Bütün bunları tam anlamıyla kontrol edemiyoruz. Belki iman, insana bu kontrol edememe durumuyla barışmayı öğretiyor ve Allah'a teslimiyeti hissediyoruz. Ayrıca eserde yer alan 'Rahmetten ümit kesmemek' bölümü bana göre İslam'ın insana verdiği en güzel tesellilerden biri. Çünkü insan hata yapabilen, pişman olabilen ve bazen kendi yaptıklarıyla bile yüzleşmekte zorlanabilen bir varlık. Önemli olan hiç hata yapmamak değil hatasını fark ettiğinde dönmeyi, samimiyetle pişman olmayı ve yeniden doğruya yönelmeyi bilmek. Kitapta geçen "Günahından tövbe eden kimse hiç günah işlememiş gibidir" hadisi de tam olarak insana bu ümidi aşılıyor. İnsan geçmişte yaptığı hataların altında ezilerek yaşamamalı. Eğer gerçekten pişman olmuş, hatasından dönmüş ve aynı yanlışa düşmemek için çaba gösteriyorsa, geçmişi onun bütün hayatını tanımlamamalı aksine hayatına yeni adımlarla devam edebilmeli. Bence tövbenin en güzel tarafı da burada: İnsana yeniden başlama hakkı vermesi. Allah'ın rahmetinden ümit kesmemek, insanın geçmişiyle geleceği arasına bir çizgi çekebilmesi demek. Hatasını inkar etmeden ama hatasından ibaret olmadığını da unutmadan yoluna devam edebilmek. Çünkü tövbe, geçmişi değiştiremese de insanın geleceğini değiştirebilecek kadar güçlü bir başlangıçtır. Eseri yorumlarken beni etkileyen üç kısımdan bahsettim ancak daha birçok konuda değerli düşüncelerin olduğunu belirtmek istiyorum. Kitabı okurken kendi hayatımı sorgulamanın yanı sıra geleceğe dair ümitli ve huzurlu hissettim. İmanın insanın hayatındaki bütün fırtınaları dindirmediğini ama o fırtınaların içinde savrulmaması için insana bir yön verebileceğini tekrar hatırladım. Ahmet Özhan'la bir sohbet halinde gibi hissettiğim bu eseri, İslam'a sevgiyle bakmayı, hayatı Kuran ışığında yorumlamayı ve yaşamayı isteyen herkese öneririm.