Natüralizmde, yazınımızın ilk temsilcilerinden biri olan doğal, sivri, alaycı üslûbuyla Türk romancılığının kült isimlerinin başında gelen Hüseyin Rahmi Gürpınar, 79 yıllık ömrüne çok sayıda eser sığdırmış bir yazar. Bugün hâlâ tazeliğini koruyan kurguları üzerinden insanları içeriden derinlemesine gözlemleyerek onlara dört yandan ayna tutmuş, zayıflıklarını, hırslarını, ilişkilerindeki zaman zaman riyakâr, zaman zaman cehalet dolu dinamiklerini yüzlerine vurmuş gerçekçi bir romancı. Bu yönüyle toplum psikolojisini ve sosyolojik yapıyı çok iyi tahlil ettiğini söylemek mümkün. Gürpınar'ın saptamalarını sağlamlaştıran ve kompleks yazım dilini kuvvetlendiren etkenlerden biri de bilimin çeşitli dallarıyla yakından alakadar olması. Dikkatli okuyucularının, yapıtlarındaki felsefeyi keşfetmemiş olması zor. Her ne kadar kendisi "Ben her eserimde okuyucularımı eğlenceli fıkralar arasında yüksek bir felsefeye doğru çekmeye uğraştım" dese de didaktiklik olmaktan uzak bir yazar.

ALAFRANGA İLE ALATURKA ARASINDA
Tüm bunların yanında bizi güldüren, içimizi kaşıyan, kimi suskunluklarımızın üzerine dil inşa eden usta yazarın üstenci edasının olduğu da bir gerçek. Zira toplumdaki bozukluğu, izansızlığı, ayarsızlığı, batıl inancı iğnelerken insana olan tahammülsüzlüğünü de bir yönüyle ayan ediyor. 'İnsan' ile arası bu kadar açıkken, onu böylesine yakından ve ustaca ele almasının ve özellikle kadınlar konusundaki pozitif ayrımcılığının öncel sebeplerinden biri aile hayatı olabilir. Mehmed Said Paşa ile Ayşe Sıdıka Hanım'ın oğlu olarak İstanbul'da doğan, çok küçük yaşlarda annesini kaybeden, babası yeniden evlendikten sonra anneanne ve teyzeleriyle büyüyen Hüseyin Rahmi için bu anlayış, oldukça olağan. Eğitim hayatı boyunca çeşitli okullara gitse de, yaşadığı rahatsızlıklar nedeniyle öğrenimini özel dersler ve şahsî çabalarıyla sürdürmüş olan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın Batı edebiyatına olan ilgisi yine ev şartlarında öğrendiği Fransızca ile paralel; ancak bu ilgi Gürpınar'ı Batıcı yapmamış. Alafrangaya da alaturkaya da aynı mesafede kalmış, her ikisini de aynı şekilde eleştirmiş. Öyle ki, en bilindik yapıtlarından biri olan, yanlış batılılaşmayı, ona benzeme çabasındaki avamlığı konu ettiği 'Şıpsevdi', İkdam gazetesinde ilk olarak 'Alafranga' ismiyle tefrika edilmiş.
''SENİN AĞZIN SÜT KOKUYOR''
Gulyabani, Şık, Ben Deli Miyim, Cadı, Mürebbiye gibi önemli eserleriyle yazıldığı dönemde de büyük takdir kazanan Hüseyin Rahmi Gürpınar'ın yazarlık macerası da bir o kadar konuşulası. 1987'de Tercüman-ı Hakikat'te yazılar yazmaya başlayan Gürpınar ilk eseri Şık'ı Ahmet Mithat'a gönderir. "Oğlum senin ağzın süt kokuyor, roman usta işi, sana kim yardım ediyor?" diyen Mithat karşısında gözyaşlarına hâkim olamayan Hüseyin Rahmi ile Ahmet Mithat arasındaki ilk derin rabıta da o sırada kurulur. Şıpsevdi'ye kapı aralayan Şık'tan sonra, yazarın roman ve hikâyeleri oldukça ilgi görmeye başlar. Hiç evlenmeyen, evinde yağlı boya yapıp kanaviçe işleyen, 'Halk için sanat'ı benimseyen, "Sadece çocuklara, yalnız kadınlara ve ihtiyarlara acıyorum" diyen Hüseyin Rahmi Gürpınar, Türk toplumunda kadına hürriyet getirecek temelin 'ekonomik özgürlük'le atılacağını saptayan ilk entelektüellerimizden biri. Gürpınar'ın eserlerindeki bereketli konu ve konuşmalarla zengin külliyatı, bugün hâlâ canlı ve yerli yerinde. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin 5. ve 6. Dönemlerinde, Kütahya milletvekili olarak görev yapan Gürpınar, ömrünün son otuz bir yılını geçirdiği Heybeliada'daki köşkünde 8 Mart 1944 tarihinde hayata veda etmiştir. Bugün, yaklaşık 10 yıldır ziyarete kapalı olan Hüseyin Rahmi Gürpınar Müze Evi'nin yeniden açılması için yıllardır sürdürülen mücadele devam ediyor.