İstanbul'un en eski mezarlıklarından Edirnekapı Şehitliği, yüzyıllar boyunca askerlerden devlet adamlarına, edebiyatçılardan sanatçılara kadar pek çok önemli ismin son durağı oldu. Ancak burada öyle biri var ki, hem kimliği hem de Türkiye ile kurduğu bağ bakımından diğerlerinden ayrılıyor. Alman mimar Bruno Taut, Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilen tek gayrimüslim... Onu bu topraklara bağlayan hikayenin en çarpıcı bölümü ise Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün ölümünden sonra yaşandı. Nazi Almanyası'ndaki baskılar nedeniyle ülkesini terk eden Alman mimar, genç Cumhuriyet'in mimarlık ve eğitim alanındaki yapılanmasına katkıda bulundu. Türkiye'de geçirdiği yıllarda bıraktığı izlerin, bu yazıya sığması elbette mümkün değil. Bu yüzden Prof. Dr. Kemal Arı, büyük bir kadirşinaslık örneği göstererek bir kitap yazmış. Bruno Taut: Cumhuriyet'e Iz Bırakan Alman Mimar... Yine aynı kadirşinaslıkla Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları bu eseri, yazın dünyamıza armağan etmiş. Bu kitap öncelikle mimarlığa meraklı, sonra mimarlık akademisyenleri ve öğrencileri için bulunmaz bir nimet. Bruno Taut; İstanbul Devlet Güzel Sanatlar Akademisi'nde Mimarlık Bölüm Başkanlığı yaptı, Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi binasını tasarladı.

Ancak onu Türkiye tarihinin unutulmaz isimlerinden biri haline getiren olay, Atatürk'ün ölümünden sonra Ankara'da yapılacak törenler için hazırladığı katafalk oldu. Atatürk 10 Kasım 1938'de hayatını kaybettiğinde bütün ülke yasa boğulmuştu. Ankara'da yapılacak devlet töreni için Türkiye Büyük Millet Meclisi önüne bir katafalk yapılması kararlaştırıldı. Farklı isimler gündeme geldikten sonra görev Bruno Taut'a verildi. O sırada Taut hastaydı. İstanbul Ortaköy'de kendisi için yaptığı evinde dinleniyor, göğüs ağrıları çekiyordu. Ancak teklif kendisine ulaştığında tereddüt etmedi. Tıpkı Atatürk'ün hasta olduğu halde "Hatay benim şahsim meselemdir" dediği gibi Alman mimar da Atatürk'e hayranlığı, Türkiye'ye bağlılığıyla başkentin yolunu tuttu. İşte 44 gün başlamıştı bile... 14 Kasım 1938'de Ankara'ya geldi. Çalışabilmesi için Belvü Palas Oteli'nde üç oda birleştirildi, uzun masalar kuruldu. İki yardımcı mimar ve bir mühendisle hiç uyumadan çalıştı. 15 Kasım sabahı katafalkın tasarımı büyük ölçüde ortaya çıktı. Nefes darlığı ve kalp rahatsızlığını unutmuştu. Defterine düştüğü "Bu yüzden tekrar üşüttüm" notu, son günlerinin nasıl geçtiğini gösteren küçük ama çarpıcı bir ayrıntıydı.
ÜCRET ALMAYI REDDETTİ!
Taut'un tasarladığı katafalk; büyük sütunlar, meşaleler, Türk bayrağı, defne ve meşe dalları, yeşil bitkiler ve ipek kumaşlarla oluşturulan düzenleme yalın ama görkemli bir bütünlük taşıyordu. Ön taraftaki sütunlar 14 metreye ulaşıyor, sütunların üzerindeki meşaleler yapıya anıtsal bir görünüm kazandırıyordu. Atatürk'ün naaşı 20 Kasım'da Ankara'ya getirildi ve Taut'un hazırladığı katafalka konuldu. Ertesi günkü büyük cenaze töreninin ardından naaş Etnografya Müzesi'ne götürüldü. Bu görevin Taut açısından ne anlama geldiğini gösteren bir başka ayrıntı daha var. Bu ufak ayrıntılar bu milletin şanını gösteriyor. Giyecek paltosu yokken İstiklal Marşı'nı yazdığı izin para ödülünü elini tersiyle itmişti Mehmet Akif Ersoy... İşte Bruno Taut öyle asil bir insan. Ankara Valisi Nevzat Tandoğan ile Cevat Dursunoğlu, bin lira teklifini "Atatürk gibi büyük bir devlet adamı için yapılacak katafalkla görevlendirilmiş olmanın onuru yeter. Belediye başkanından bir teşekkür mektubu kafidir" der. Bu toprakların kokusu, suyu yetmiş 'elin' Almanına! Ve Atatürk'ün ölümünden yalnızca 44 gün sonra, 24 Aralık 1938'de vefat eder. Edirnekapı Şehitliği'ne defnedilmesi tarihe geçer.

TRABZON LİSESİ'Nİ DE TASARLADI
Bruno Taut, Türkiye'de yaşadığı dönemde Millî Eğitim Bakanlığı'nın görevlendirmesiyle Trabzon Lisesi binasını tasarladı. 1938-1940 yıllarında inşa edilen bu yapı, şehrin eğitim ve mimari tarihinde önemli bir modernleşme sembolüdür. Tasarım, dönemin avangart ve yenilikçi çizgilerini Karadeniz'in koşullarıyla buluşturdu. Yapı, işlevselliği ön planda tutan koridor ve avlu esasına göre şekillendirildi. Sağlam bir betonarme sistemle bir bodrum ve zemin kat üzerine inşa edildi. Taut 1938'de vefat ettiği için, projenin uygulama ve bitiş aşamalarında asistanı ve çalışma arkadaşı Alois Hillinger üstlendi.
HERKES GİBİ O DA MİMAR SİNAN HAYRANIYDI
Bruno Taut'un Türk mimarisine duyduğu merakın merkezinde Mimar Sinan vardır. Türkiye'yi "Sinan Diyarı" olarak nitelendirir. Şehzade, Süleymaniye ve Selimiye camilerini inceledikten sonra Sinan'ın en görkemli eserinin Süleymaniye olduğu düşüncesine vardı. Sinan'a duyduğu ilgi yalnızca uzaktan bir mimari hayranlık değildi. Ya Ayasofya... Taut, Ayasofya'yı da büyük bir dikkatle inceler. Yapının dev ölçüler içindeki konstrüksiyonuna, mermer, bronz ve mozaik zenginliğine dikkat çeker; Osmanlı döneminde çevresine eklenen türbe ve çeşmeleri de bu tarihsel bütünün bir parçası olarak değerlendirir. İstanbul onun için yalnızca yaşadığı şehir değil, Bizans'tan Osmanlı'ya uzanan büyük bir mimarlık laboratuvarıdır.
İYİ Kİ YOLUNUZ ANADOLU'YA DÜŞMÜŞ
Kitabın yazarı Prof. Dr. Kemal Arı'nın Taut'a ilgisinin kişisel bir yanı var. Üniversite eğitimini Taut'un tasarladığı Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nde geçiren Arı, yıllar içinde yaptığı okumalar sırasında bu mimarın Türkiye'de yeterince tanınmadığını fark etmiş. Araştırmanın temeli, Almanya'nın Würzburg kentindeki uluslararası sempozyuma sunduğu bildiriye dayanıyor. Ardından yerli ve yabancı arşivlerdeki araştırmalarla genişlemiş. Arı kitabının amacını açık biçimde ortaya koyuyor: Bruno Taut'un kişisel portresini ana çizgileriyle ortaya çıkarmak ve Türkiye'de yaptığı önemli işleri anlatmak. Bu nedenle kitap yalnızca bir mimarın yaşam öyküsü değil. Mimarlık öğrencileri ve akademisyenler için Türkiye'de modern mimarlığın gelişimine açılan bir pencere; Cumhuriyet tarihi meraklıları içinse genç Türkiye'nin bilim, sanat ve mimarlık dünyasını nasıl şekillendirdiğini gösteren önemli bir çalışma. Ve bütün hikâyenin sonunda yine Edirnekapı'ya dönüyoruz. (Ne yazık ki bir dönem mezarı kaybolmuş. Mezar kaybolmaz elbette ama... Detayı kitapta artık) Atatürk'ün son yolculuğu için gecesini gündüzüne katan, hastalığını hiçe sayan, emeğinin karşılığında para yerine çocuklarına bırakabileceği bir teşekkür mektubu isteyen Alman mimarın mezarına... "Nerede bir yapı inşa ediyorsak, orası artık bizim yurdumuzdur." İyi ki yolun topraklarımıza düşmüş sevgili Bruno Taut...