Beyhan Murphy'nin koreograflığında Devlet Opera ve Balesi'nin sahneye koyduğu 'Barbaros' adlı eser, izleyiciyi tarihte büyülü bir yolculuğa çıkarıyor. Çağdaş dans-drama olarak nitelenen iki saatlik eser, Barbaros Hayreddin Paşa ve beraberindekilerin hikayesini anlatıyor. İstanbul, Ankara, Mersin, Antalya, İzmir ve Samsun'dan 53 dansçıyı biraraya getiren projeyi, Murphy anlattı...
Denize ve Barbaros Hayrettin Paşa'ya özel bir ilginiz var mı?
Barbaros'a özel bir ilgim yok ama tarihe; unutulmuş, kimsenin fark etmediği tarihi değerlere özel bir ilgim var. Bir de evet, denizi çok seviyorum. 2008 yılında Devlet Opera ve Balesi Genel Müdürü Rengin Gökmen benden büyük bir prodüksiyon istedi. Ben de tarihi bir şey aramaya başladım. Bir gün Barbaros Bulvarı'ndan inerken, Barbaros Hayrettin Paşa türbesini bir başka gördüm ve 'Tamam, budur' dedim.
Barbaros Hayrettin Paşa'yı araştırma süreci nasıl geçti?
Bizim tarihi kitapların çok romansı bir tarzı var. Tarihi şahsiyetlere hep tek taraflı bakılmış. Yabancı yazarlar ise ortadan bakıyorlar. Deniz Müzesi Komutanı Albay Ali Rıza İşipek, tam bir Barbaros hayranı ve bize çok yardımcı oldu. Çok fazla kitaptan araştırma yaptık.
BARBAROS BİR KAVRAM
Barbaros'u okudukça, keşfettikçe sizi şaşırtan bir şeyler ortaya çıktı mı?
Bizim bilmediğimiz şeyler var. Mesela Oruç Reis'in ne kadar önemli olduğunu bilmiyoruz. Barbaros bir lakap ama aynı zamanda bir kavram. Sadece Barbaros Hayrettin Paşa'ya, yani Hızır Reis'e verilen bir ad değil. Aslında ilk Barbaros; Hızır Reis'in abisi Oruç Reis. Asıl kırmızı sakallı olan da o. Oruç öldükten sonra Hızır o kadar üzülüyor ki, Barbaros lakabını da taşımak istediği için, abisininki gibi kızıl olsun diye sakalına kına yakıyor.
Aslında korsan olmasına rağmen kahraman olarak anılıyor Barbaros. Bunu neye bağlıyorsunuz? Evet, bayağı kahraman. Aslında onlara Berberi korsanları deniyor ama bizim bildiğimiz korsanlardan değiller. Daha çok leventlere benziyorlar. Korsanlar herkesi öldürür, bunlar Müslümanları öldürmüyorlar, tek dertleri Hıristiyanlara saldırmak. Beşinci Carlos'un uykuları kaçıyor, rüyalarına giriyor. Bütün sistemi altüst oluyor Berberi korsanları yüzünden. Daha sonra Barbaros Hayrettin Paşa, Osmanlı'ya Kaptan-ı Derya olmuş.
Bu projede de erkek dansçılar ön planda galiba. Kadın dansçılar bozulmuyor mu buna? (Gülüyor) Kadınlar bana küs zaten, hep erkekleri ön plana çıkarıyorum diye. Bir dahakine iyi bir kadın kahraman bulmam lazım.
YENİ KAN SEVİYORUM
Farklı müdürlüklerden gelmiş dansçılarla çalışmak nasıl bir deneyim?
'Güldestan'da da böyle çalışmıştık, onun için bu konuda deneyimliydik. Çok keyifli bir şey tabii... Çünkü ben, yeni kan seviyorum. Kendi kalıplarımı, yöntemlerimi yenilemeyi seven bir insan olduğum için, bunlar benim için kışkırtıcı, araştırmaya, yeniliğe yöneltici unsurlar.
Çok yoğun çalışıyorsunuz. Nasıl yaşıyorsunuz, kaç saat uyuyorsunuz mesela?
Sadece altı saat uyuyorum. Mesela eve girer girmez laptopumu fişe takıyorum, ondan sonra bakıyorum buzdolabında bir şey var mı yok mu diye. Eşim Peter turnede olabiliyor, kızım zaten yurtdışında okuyor, oğlum da kendisi idare ediyor. Şu an evi otel gibi kullanıyorum.
Nasıl çökmüyorsunuz?
Çökmüyorum çünkü meslek sırlarım var. Arada bir B12 iğnesi oluyorum mesela. Limon, pekmez falan yerim. Arada antioksidanlar, çinko falan kullanıyorum. Bazen bir şey düşünmeden iki saat zombi gibi televizyon izliyorum. Böyle böyle şarj oluyorum.
Artık biraz tatil yapmayı düşünmüyor musunuz?
Ancak çok kısa bir tatil yapabilirim çünkü Eylül'de de Dans Platform İstanbul var. Onun da başında olmak zorundayım. Biliyorsunuz, İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti projesinin sahne sanatları yönetmeniyim. Orada da idareci ve yöneticilik vasfım ön plana çıkıyor. Yani iki şapkalıyım. Belki de biraz ondan deşarj olabiliyorum. Çünkü zıplıyorum beynimin iki lobu arasında. Yöneticiyken sol tarafla çalışıyorum, sanatçıyken sağ tarafla...
Kostümleri hazırlarken nelere dikkat ettiniz?
Dekor ve kostümümüz İsmail Dede'ye ait. Kumaşları falan birlikte seçtik. Her istediğimizi yapamadık ama yüzde 80'i oldu. Mesela, kızların uzun kızıl saçları var, yerlere kadar iniyor. Kızların saçlarının uzun ve kızıl olacağını bir yıl öncesinden biliyordum. Orada Barbaros'un kızıl sakalına bir gönderme de var. Rica ettim, kızların hepsi saçlarını boyadılar. Erkekler sakallarını, saçlarını uzattılar. Bazıları tüm saçını tıraşlamak zorunda kaldı.
DANSÇI MANTIĞI FARKLIDIR
Eserin müzikleri de Mercan Dede'ye ait. Siz daha önce de birlikte çalışmıştınız, değil mi?
Evet, 2004'te 'Güldestan'da da birlikte çalıştık. Çok bir şey söylemek zorunda kalmıyorum ona. Sadece bu sefer biraz daha yaylılar istedim, biraz daha prodüksiyona hizmet edecek orkestrasyon istedim. Elektronik müzikten asla vazgeçmem, o başka bir atmosfer yaratıyor çünkü. Doğal sesler, dalgalar, martılar, rüzgarlar; bunlar da kaçınılmaz sesler zaten. Atmosfer çok önemli. Atmosferi yarattıktan sonra seyirciyi eserin içine almaya başlıyorsunuz.
Kalabalık bir kadroyla çalışmak zor olmuyor mu?
Bu bir genel müdürlük prodüksiyonu olduğu için, burada olmak isteyenle çalışmak önemli tabii. Baştan herkese sordum 'Olmak ister misiniz?' diye. Çünkü bizim camia ilginçtir, dansçının mantığını anlayamazsınız. Başka şeyleri tercih edebilirler. Gerçekten bu eserin içinde olmak isteyenlerle birlikte olduğumuz için bir sorun çıkmadı.
Bu eserin ömrü uzun olacak mı, herkes izleme imkanı bulacak mı?
Bunu, genel müdürümüz Rengin Gökmen'e soracaksınız. Çünkü bu, genel müdürlüğün prodüksiyonu. Eylül ayında da sahnelendikten sonra tüm dansçılar şehirlerine geri dönecek. Ta bir sonraki Mayıs'a ya da genel müdür bizi çağırıp, 'Barbaros'u toparlayın' diyene kadar.
'Barbaros'tan sonra hazırlayacağınız proje kafanızda oluştu mu?
Küçücük bir şey yapacağım. Büyük projeler hep beni buluyor, tamam, herkes gıpta ediyor olabilir ama çok teşekkür ederim, almayayım artık. Bazen pilim bir anda bitecek, küt diye düşeceğim diye korkuyorum. Onun için en fazla sekiz kişiden oluşan bir toplulukla bir şeyler yaparım herhalde.
CAN TUNALI / PİRİ REİS
FİZİKSEL OLARAK GÜÇLÜ OLMAK YETMEZDİ
Uzun zamandır Beyhan Murphy ile çalışan dansçı Can Tunalı, 'Barbaros'ta Piri Reis'i canlandırıyor. Tunalı, eserin kendisi için önemini şu cümlelerle anlatıyor:

Çizdiği haritalar ve yazdığı 'Kaptan-ı Derya Serisi' ile denizcilik tarihimize geçmiş birini canlandırdığım için çok mutlu ve heyecanlıyım.

Esere hazırlanırken zaman içinde çıktığımız tarihi yolculuk sırasında; diğer dansçı arkadaşlarla beraber yaptığımız kültürel geziler, okuduğumuz arşivler ve tarihi konuşmalar bize önemli şeyler kattı. Konusu oldukça karışık ve ağır olan bu projede, sadece fiziksel güçlülük yeterli olamazdı.

Şu an sadece 'Barbaros'a konsantre olmuş durumdayız. Yelkenler fora devam ediyoruz ve önümüzde birçok liman var. Ankara, Samsun, İzmir, Antalya, Mersin ve İstanbul balelerinden oluşan bu guruptaki dansçı arkadaşlarımla çalışmak benim için çok büyük bir şans. Umarım bu güçlü tayfa, daha da güzel projelere imza atar.

Bu eserde seyirciyi; savaş, aşk, denizlerin ve akıncıların gizemli dünyası, en önemlisi aylar süren seferlerdeki dostlukları bekliyor.
ARKIN ZİREK / BARBAROS
GÖRÜLMEYE DEĞER BİR ESER
Daha önce Beyhan Murphy'nin birçok eserinde dans eden Arkın Zirek, 'Barbaros'ta Barbaros Hayreddin Paşa'yı canlandırıyor. Zirek, projeyle ilgili şunları söylüyor: Tarihte iz bırakan karakterleri canlandırmak, hangi sanat dalında olursa olsun, başlı başına zorlukları ve aynı anda ciddi hassasiyeti olan bir durum. Çünkü hem hata yapmamanız hem de beklentilere cevap verip üzerine de kendinizden bir şeyler katmanız gerekiyor.
KOSTÜMLER ZORLUYOR
Kostümüm, her reiste olduğu gibi bolca yüzük, kemer, bileklik, dizlik ve çizme gibi detaylardan oluşuyor. Anlayacağınız, sahne değişimlerinde, kostüm değişikliği bayağı bir zaman alıyor. 'Barbaros', yapısı itibari ile klasik anlamda beklediğimiz havadan çok çok uzakta. Bu açıdan eser, bilinen sahneleme kurallarının dışında, daha çok büyük çaplı bir prodüksiyon niteliğinde. Dans, müzik, drama, video ve farklı sahneleme teknikleri ile seyirciye görsel bir zenginlik sunuyor. Spesifik olarak bir kulvarda yürümüyor olması, görülmeye değer.