PARİS - Fransız kadınları devlet sayesinde her şeye sahip olmuş görünüyor: Birden fazla çocuk, iş ve çoğunlukla kıskanılası bir vücut. Sahip olmadıkları şey ise eşitlik. Pew Araştırma Merkezi'nin bir süre önce 22 ülkede yaptığı anket, durumu özetliyor: Fransızların dörtte üçü, erkeklerin kadınlardan daha iyi yaşadığına inanıyor ve bu oran anketin yapıldığı diğer tüm ülkelerden çok daha yüksek. Fransız Elle dergisi Yayın Müdürü Valérie Toranian, "Fransız kadınları yorgun. Çocuklara bakıp leziz yemekler yaptığımız ve kusursuz göründüğümüz sürece, erkeklerle aynı şeyleri yapma hakkımız var. Süper kadınlar olmak zorundayız" diyor. Dünya Ekonomik Forumu'nun 2010 cinsiyet eşitliği raporunda 46'ncı sıradaki Fransa, ABD ve birçok Avrupa ülkesinden başka Kazakistan ve Jamaika'nın gerisinde. Simone de Beauvoir ve Brigitte Bardot'nun memleketi, işgücü istatistiklerinde İskandinavyalı gözükse de davranışlar bakımından hâlâ Latin. Fransız kadınları feminist değil dişi olmaya kafa yorarken, erkekler genelde 1789 devrimi öncesinden kalma bir kibarlık sergiliyor. Aslında Fransız kadınlarının özgürleşmesi, sanki kazara gerçekleşmiş gibi görünebilir. Çünkü bu, çocuğu küçük yaştan itibaren koruyan himayeci bir devlet ile üç yıkıcı savaştan dolayı doğum oranına verilen aşırı önemin bir sonucu. Cinsiyet tarihi üzerine yazan Geneviève Fraisse, "Aile politikası kadınlardan çok Almanya'yla ilişkiliydi" diyor. Filozof Bernard-Henri Lévy ise "Fransa, Galya tarzı eski bir maço ülkesi" diyor. Fransa, gelişmiş ülkelerdeki kadınların 21'inci yüzyıl başında karşılaştığı çelişkinin belirginleştiği bir yer: Cinsellikleri hakkında daha çok söz sahibi (ülkede yasal olan doğum kontrolü ve kürtaj, devletçe destekleniyor) olan, erkekleri eğitimde geçen ve iş piyasasında yakalayan kadınların ancak çok azı, iş ve siyaset yaşamından en yükseğe çıkabiliyor. En büyük şirketlerden sadece birinin yöneticisi kadın: Nükleer elektrik devi Areva'nın müdürü ve iki çocuk annesi Anne Lauvergeon. Fransa'da çocuk yapmanın nispeten daha kolay olması, Paris'te kariyer sahibi çok çocuklu kadınların sayısının fazlalığının bir nedeni. Dört çocuklu 31 yaşındaki Fleur Cohen, tam gün çalışan bir doktor. En küçük çocuğunu kreşe bırakan, yüksek topuklu ayakkabı ve dar etek giymiş Cohen'in daha üç ay önce doğurduğuna inanmak zor. Cohen, faturaları ödemenin en iyi yolunun çocuk yapmak olduğu esprisi yapıyor. Ebeveynlere gelirine bakılmaksızın iki çocuk için ayda 123 euro (yaklaşık 170 dolar), üç çocuk için 282, üçten sonraki her çocuk için 158 euro veriliyor. Buna vergi indirimlerini ve diğer yardımları da katınca, Cohen ailesi üçüncü çocuktan sonra nerdeyse vergi ödemedi. Fransız kadınları ortalama iki çocuk yaparken AB'de bu rakam 1,5. Üç çocuk annesi, enerjik Aile Bakanı Nadine Morano "Fransız mucizesi" hakkında soru soran yabancı ziyaretçilere açıkça şöyle diyor: "En çok parayı bu konuya ayırıyor ve çocuklara iyi bakıyoruz, bu kadar basit. Ülkemiz, ulusu kalkındırmak için çocuklara ihtiyaç olduğunu uzun süre önce anladı". Aile, çocuk bakımı ve doğum yardımlarına geçen yıl 97 milyar euro yani gayrisafi yurtiçi hâsılanın yüzde 5,1'i (AB ortalamasının iki katı) ayrıldı. Bu politikanın simgelerinden birisi, Fransız devriminden yüzyıl sonra açılan ve bedava tam gün hizmet veren "écoles maternelles" anaokulları. Çocukların yüzde 99'u, üç yaşından sonra kabul edildikleri bu anaokullarına gidiyor. İki çocuğunu yalnız büyüten Katy de Bresson, oğlu Arthur'un anaokuluna başlamasına "küçük devrim" diyor. Çocuk bakımının tüm külfetlerinden kurtulup tekrar tam gün çalışabilen Bresson, "Şimdi çok daha mutlu ve özgüven sahibiyim" diyor. Hemşire Isabelle Nicolas'ın en küçük oğlu Titouan, neredeyse tüm çocukların annelerinin çalıştığı bu anaokulunda Arthur'un sınıfında. Doğum sonrasında bıraktığı işe geri dönmek zorunda olduğunu hisseden Nicolas, "Haklılığımı kanıtlamak için çok çabalıyorum. Fransa'da hem doğurmanız hem de çalışmanız bekleniyor" diyor. Fakat herhangi bir kadına, kocasının hayatının okul nedeniyle değişip değişmediğini sorunca, "hayır" cevabı alıyorsunuz. Çocuk üç yaşına girene dek, kadının ve kocanın izne çıkma veya az çalışma hakları var, ama izin alanların yüzde 97'si kadın. Ulusal istatistik bürosu Insee'ye göre, kadınlar çocuk bakımına ve ev işlerine günde ortalama 5 saat 1 dakika, erkekler ise 2 saat 7 dakika zaman harcıyor. Parisli Cohen'in kocası da doktor. Ama dört çocuğu da banyo ettirip besleyen ve Cumartesi alışverişini yapan, o. Cohen "Onlara yemek yapmasam kendimi iyi bir anne gibi hissetmem" diyor. Fransa'da tıp mezunlarının çoğu kadın, ancak Cohen'in hastanesindeki 11 bölümün yöneticileri erkek. Şirket yönetim kurulu üyelerinin yüzde 40'ının kadın olmasını emreden bir yasayı destekleyen Cumhurbaşkanı Sarkozy'nin merkez sağ partisinin meclis grup başkanı Jean-François Copé, "Fransız erkekleri gücü paylaşımında hep yavaş kaldı" diyor. Fransa'da kadınlara seçme hakkı ancak 1945'te verildi. 1998'de çıkan bir yasa, siyasi parti listelerinde eşit sayıda kadın ve erkek aday bulunması şartını getirdi. Ancak partiler bunu yapmaktansa para cezası ödemeyi seçiyor. 1972'den beri dört tane eşit ücret yasası çıktı ama 2009 itibarıyla, 40'lı yaşlardaki çocuksuz kadınlar bile erkeklerden yüzde 17 az kazanıyor. 2009'da işyerinde cinsiyet eşitliğine dair rapor yazan Brigitte Grésy'ye göre, Fransız şirketlerinde kadınların önündeki en büyük engel, "ataerkil bir şirket kültürü". Grésy Fransa'nın sadece baştan çıkarma kültürü değil, geç çalışma saatleri bakımından da Latin kimliğine sahip olduğunu belirtiyor. Erkek egemenliğindeki bir avuç mühendislik okulunun ülkedeki seçkinleri yetiştirme konusundaki orantısız hâkimiyeti, kadınların önemli mevkilerden dışlanmasında bir etken. École Polytechnique Müdürü Xavier Michel, 1972'deki mezuniyetinden beri okuldaki kız öğrenci sayısının on kat artışla 7'den 70'e çıktığını söylese de, bu sadece yüzde 14'lük bir oran demek. Fransız kadınları ilk kez oy verdiğinde 18'inde olan, bankada kendi hesabını açtırma iznini 28'inde alan, 38'inde sağlık bakanı olunca kürtajın serbestleştirilmesi için bastıran Simone Veil, "Çok şey değişti, ama birçok şey de aynı kaldı" diyor. Yazar Fraisse, Fransa'nın kraldan kurtulmasının üzerinden iki asırdan çok zaman geçtikten sonra, ailenin kralı olan babadan kurtulması gerektiğini söylüyor ve "Bir devrim yapmıştık, şimdi ailedeki ikinci devrimi yapmalıyız" diyor.
