TAHRAN - 10 yıl önce Avrupalı güçlerle nükleer müzakerelerin çıkmaza girdiğini gören Hasan Ruhani, daha öncesinde veya sonrasında hiçbir İranlı diplomatın yapmadığı bir şey yapmıştı. Orada bulunan Bat ı l ı diplomatların aktardığına göre cep telefonunu çıkarmış, eski arkadaşı ve meslektaşı olan İran'ın ruhani lideri Ayetullah Ali Hamaney'i aramış ve İran'ın nükleer zenginleştirme programının askıya alınması gerektiği konusunda onu ikna etmişti. Yeni İran Cumhurbaşkanı Ruhani'nin bu telefon görüşmesi, 11 yıldır İran'la Batı arasındaki yegâne nükleer uzlaşma olan Ekim 2003 tarihli anlaşmayla sonuçlandı. Fransız Dışişleri Bakanlığı'ndan emekli olan ve o müzakereler sırasında Avrupa heyetinde bulunan Stanislas de Laboulaye, "Ruhani, İran siyasetinde merkezi bir aktör olduğunu orada gösterdi. Diğer liderlerin hoşuna gitmeyen bir şeyi bir tek o kabul ettirebilmişti" diyor. Bugün cumhurbaşkanl ığını devralan 64 yaşındaki Ruhani'nin nükleer müzakereleri ciddi olarak tekrar başlatmaya hazır olduğu konusunda İran'ın da, Batı'nın da iyimserliği artıyor. Üstelik Obama yönetimi birebir diyaloğa istekli olduğunun işaretini verdi. Ruhani de ülkesindeki ekonomik sorunlardan derin kaygı duyduğunu ve selef i Mahmud Ahmedinejad'ın sert yöntemlerini yumuşatmaya kararlı olduğunu açıkça belli etti. Fakat asıl soru, isteklerini nereye kadar götürebileceği. İran'da cumhurbaşkanları ruhani lidere karşı sorumlu. Ancak yetkilerine getirilen başka sınırlamalar da var. Ahmedinejad'ın yükseliş ve düşüşü, bu ülkede cumhurbaşkanlığının gelip geçici doğası hakkında bir ibret hikâyesi gibi. Ahmedinejad, ultra muhafazakâr din adamları ve Devrim Muhafızları arasındaki gelenekselci hizbin adayı olarak iktidara gelmiş ve ikinci kez tekrar seçilmişti. Yahudi soykırımını inkâr edip İsrail'e sataşarak yıllarca popülerliğini korudu. Fakat görev süresinin bitimine doğru artık eski destekçileriyle arası bozulmuştu ve ekonominin kötü gidişi için onu suçlayan halkın nezdinde sevilmiyordu. Ruhani, nükleer anlaşmanın 2005'te bozulmasının ardından gelenekselciler tarafından yenilgiye uğratılmış ve siyasi anlamda nakavt edilmişti. Muhaliflerinin gözünde o, Avrupalılarla müzakerelerde zaaf göstermek gibi affedilmez bir günah işleyen bir "dönek" idi. Fakat İslam cumhuriyetinin tarihindeki en şaşırtıcı çıkışlardan biriyle Ruhani, o dip noktasından dönmeyi başardı ve bunu yaparken, din adamlarının şaha gösterdikleri direnişin ilk günlerine dayanan bağlant ı larından faydalandı. Eğer Ruhani ülkeye yeniden yön verme hedefini (bireylere daha geniş özgürlükler verilmesi, Batı'yla ilişkilerin normalleşmesi ve zayıf layan ekonominin güçlendirilmesi dâhil) gerçekleştirmesi için, daha önce kendisini ve Ahmedinejad'ı yenilgiye uğratan güçlerin aynısıyla mücadele etmesi gerekecektir. Ruhani küçük bir çöl kasabasında, çarşı esnafı ve din adamlarından oluşan bir ailede Hasan Fereydun adıyla dünyaya geldi. Doğduğunda ülkeyi Batı yanlısı Şah Muhammed Rıza Pehlevi yönetiyordu. 13 yaşında ilahiyat eğitiminin merkezi olan Kum'daki medreselere girdi ve İslam cumhuriyetinin ilerideki lider isimlerinden birçoğuyla orada arkadaş oldu. Kum kenti şah direnişinin kalelerinden biriydi ve genç Hasan orada tam yerini buldu. Ruhani, 1979 İslam Devrimi'ne öncülük yapacak olan Ayetullah Ruhullah Humeyni'nin 1963'te gözaltına alınmasıyla ilgili olarak, "Biz öğrenciler ölmeye, tutuklanmaya ve işkenceye hazırdık" diye yazmıştı. Da ha sonr a Ta hra n Üniversitesi'nde hukuk okudu ve zorunlu askerliğini Meşhed'de yaptı. Hamaney'le orada arkadaş oldu. 1 9 7 8 'd e İ n g i l t e r e ' ye yerleşen Ruhani Lancaster Üniversitesi'nde ders verdi ve tam yüksek lisans öğrencisi olarak Massachusetts'teki Harvard Üniversitesi'ne gidecekken İran'da devrim başladı. Bunun üstüne Paris'e gitti ve sürgün'deki Ayetullah Humeyni'ye katıldı. Devrimden sonra birçok karşıt güç arasında konsensüs sağlamasıyla ün saldı. Bu yetenek önemliydi, çünkü ideologların egemen olduğu bir düzende ona hareket kabiliyeti sağlıyordu. ABD eski ulusal güvenlik danışmanı Robert McFarlane 1986'da gizlice Tahran'a geldiğinde onunla görüşen üç İranlı yetkiliden biriydi. (Bu görüşme rehinelere karşılık silah satışının yapıldığı bir anlaşmayla sonuçlanacak ve sonradan İran kontra skandalı olarak patlak verecekti.) Fakat Ruhani'ye ihtiyatla yaklaşanlar, onun sonuçta İslam Devrimi'ne hayatını adamış Şii Müslüman bir din adamı olduğunu hatırlatıyor. Ruhani kimsenin onun adına konuşmasını istemediği için isminin açıklanmaması şartıyla konuşan en yakın eski meslektaşlarından biri, "Yaptırımlar ve diğer baskılar duruşumuzu değiştirmeyecek. Ruhani Batı'yla diyalog istiyor, monolog değil" diyor. Yine de müzakerelerde onunla masaya oturan diplomatlar Ruhani'nin hüner ve esnekliğini övüyor. A lmanya'nın e ski İ ran büyükelçisi Paul von Maltzahn, onun için, "İran'ın güçler sistemi içinde en uygun noktaya geldi. Kolay kandırılan biri değil, ayrıca girişken" diyor. İran Güvenlik Konseyi'nde 16 yıl sekreterlik yapan Ruhani, Irak'ın Kuveyt'i işgal ettiği 1990 sonrasında şahinlerin Saddam Hüseyin'le ittifak kurmasını engellemişti. İran'ın 11 Eylül saldırılarına gösterdiği beklenmedik derecede saygılı tepkiyi de o yönetmiş, ayrıca ABD Afganistan ve Irak'ı işgal ettiğinde, bu ülkelerin içindeki muhalefet güçlerinin koordine edilmesinde ABD'ye yardımı dokunmuştu. Fakat onun için en zorlu süreci oluşturan ve 2003 nükleer anlaşmasına götüren müzakereler gözden düşmesine yol açtı. Aynı şeyi tekrar denemek ister mi? Uzmanlara göre bu mümkün. Köşe yazarı Nadir Kerimi Cuni, "O gençliğinden beri proaktif bir asker. Nükleer müzakereler onun bir eseri ve o kendini bundan sorumlu hissediyor" diyor. Kimi Avrupalı diplomatlarsa Ruhani'nin 2003'te aşırı bir iyimserlikle diğer İran liderlerinin önüne geçmiş olabileceğini belirtiyor. Fakat müzakereleri yakından bilen Ruhani'nin meslektaşı farklı düşünüyor. "Şu an önemli olan, Ruhani'nin seçilmesiyle Batı için yeni bir pencerenin açılmış olmasıdır. Batılılar bu fırsatı değerlendirmelidir" diyor.
THOMAS ERDBRINK