Prof. Dr. İlhan Varank, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde darbe girişimini protesto ettiği sırada açılan ateş sonucu şehit düştü. Saraçhane'deki İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde şehit edilen İlhan Varank'ın mezarı Şehzadebaşı Camii haziresinde yer alıyor. İlhan Varank'ın ablası Ayşe Varank Arslantürk, kardeşi İlhan Varank'ın Ramazan'da Şehzadebaşı Camiine karşı ayrı bir ilgin ve muhabbetinin olduğunu belirterek, "Kadir gecesinde akşam namazında Eslem'le beraber oraya gidip iftarı bile orada yapman ve sabah namazına kadar orada kalman da bana enteresan gelmişti. Belki de haziresinde kabrinin olacağı o cami sana mekan olarak daha sıcak ve daha huzurlu geliyordu artık. Siz bize bir vatan miras bıraktınız. Bu şeref kaç kişiye nasib olur ki?" ifadelerini kullandı. Ayşe Varank Arslantürk, kardeşini anlattığı "Nereden başlasam İlhan?" başlıklı yazı şöyle: Hatıralarımdaki ilk anılardan mı, yoksa; Bezmi Âlem Hastanesi'nin morgunda sana son sarıldığım, dudaklarının kenarından hafifçe kan sızmış yanağından öptüğüm son geceden mi? Yüzün temizdi aslında.

O geceki vahşeti hatırlatacak hiç bir iz yoktu. Hatta yüzün acı çekmiş gibi de değildi. Huzurlu, rahat uyuyan bir yüz vardı karşımda. Sadece dudağının kenarından süzülmüş ve kurumuş biraz kan. Belki yüzünü temizlerken fark etmemişlerdi de kalmıştı, belki de sildikten sonra tekrar sızmıştı. Belki de; şehitliğinin işaretiydi o kan. Aslında hep ayrılıkla geçmişti hayatımız. İlkokuldan sonra yatılı kurs hayatımız. Sonrasında senin üniversite eğitimi için Balıkesir'e, yüksek lisans ve doktora için Amerika'ya gidişin. Döndükten sonra Afyon'da çalışmaya başlaman. Bu kadar sene ayrılıktan sonra belki de aramızdaki bağın kopmuş olması gerekirken, hiç kopmadık. Çocuklar bile, bir ya da iki senede bir gördükleri İlhan dayılarını hiç unutmadılar, zihinlerinde hep taze kaldın. Nihayet 2010 yılında Yıldız Teknik Üniversitesine geçmiştin. Artık yıllarca süren hasret sona ermişti. Kardeşim yanımdaydı. Birbirimizi daha sık görecek, kardeşimle daha fazla zaman geçirebilecektim. Her annenin olduğu gibi benim de geleceğe dair çocuklarımla ilgili hayallerim vardı. Çocukların mezuniyeti, evlilikleri vs. Bu hayallerde yanımda hep sen vardın, çocuklarımın İlhan dayısı. Kız kardeşin ne kadar önemli olduğunu, çok büyük destek olduğunu anlatırdı arkadaşlarım. Ben hiç gocunmazdım. 'İlhan var' derdim. Ben hiç kız kardeş ihtiyacı hissetmedim ki, derdim onlara. İhtiyacım olduğu her zamanda emindim ki yanımda olacaktın."

ACABA İLHAN ÜZÜLÜR MÜ?
"Sana hayretle bakardım çoğu zaman. Bir insan bu kadar iyi niyetli nasıl olur? Karşısındakinin kötü bir niyetinin olabileceğini hiç mi düşünmez? Hiç mi üşenmez kalkıp bir işi yapmaya? Bu kadar mütevazi nasıl olur? Bu kadar yardımsever? En çok da neyi özlüyorum biliyor musun İlhan? Günün herhangi bir saatinde telefon açıp 'Ne haber ablacığım, nasıl geçiyor hayat' diye soruşunu. Şahit olanlar hayret ederdi. Bir erkek kardeş kendinden 1,5 yaş büyük olan ablasına nasıl bu kadar saygılı ve sevecen konuşuyor diye. Kalbimde sana karşı anlamlandıramadığım bir merhamet ve acıma duygusu vardı. Sanki sen küçük bir çocuktun. Sana bir şey söyleyeceğim zaman ilk düşüncem 'Acaba İlhan üzülür mü' olurdu. Belki de gereksiz yere canını sıkacaktım ve sen üzülecektin. O yüzden olumsuz bir şeyi sana söylemezdim çoğu kere. Şehitlerin mahzun olmayacağını, onlar için üzüntü ve korku olmayacağı bildiğim halde ilk günler; 'Acaba İlhan bizden ayrı olduğu için üzülüyor mudur?' düşüncesini zihnimden uzun süre atamadım. Ablalık şefkati işte. Aslında sevinmem gerekiyordu. Üzülmesine mahzun olmasına kıyamadığım kardeşim şehit olmuştu. Değil miydi ki biz Müslümandık ve bizim için aslolan ahiretti, oradaki mutluluğumuzdu. İşte çok sevdiğim kardeşim emindim ki artık çok mutlu ve huzurlu. Elhamdulillah ki inandığımız din hayatımızın her alanında bize rehberlik ediyor. Bu ayetler olmasaydı, Rabbimizin müjdeleri olmasaydı; bu kadar büyük bir acının üstesinden gelebilmem mümkün olmazdı."

BU ŞEREF KAÇ KİŞİYE NASİB OLUR Kİ?
"Bir de 15 Temmuz'dan sonra hep düşündüm. Ya o hainler başarılı olsalardı şu an ülkemiz ne durumda olurdu? Biz ne halde olurduk? Hem seni kaybedip hem de vatanımızı kaybetseydik ne yapardık? Sen vatanını kurtarmak için, ülkemiz Suriye, Irak, Libya gibi olmasın diye o şerefsizlerin karşısına dikildin. Rabbimize şükürler olsun ki senin ve 253 vatan sevdalısı şehidimiz, 2 binin üzerinde gazimiz sayesinde hainler planlarını gerçekleştiremediler. Siz bize bir vatan miras bıraktınız. Bu şeref kaç kişiye nasib olur ki? Ne zaman üzülsem bu düşünceyle teselli buldum. Son Ramazanımız vardı ya hani sen şehit olmadan 15 ,20 gün öncesi. Beni o zaman da çok şaşırtmıştın. Şehzadebaşı Camiinde Ramazan ayının son 10 gününde gece 12.00d'en sonra teheccüd namazı kılınıyordu. Her gece 3 cüz okunup 12 rekat namaz kılınıyordu. Namaz kılmak için sahura kadar orada kalmak gerekiyor. 'Abla, Bu Ramazan teheccüd namazına sürekli gitmek istiyorum. Ramazanın son 10 günü izin almayı düşünüyorum .Geceyi camide geçirince sabah işe gitmek zor oluyor. Hatimi de bitiremedim 7. cüzdeyim namazda hatimi takip etsem olur değil mi?' diye sormuştun. 'Olur tabi' demiştim sana. Sonrasında hiç bırakmamıştın teheccüd namazını. Hatta bir gün evine misafir gelmiştik iftara .Teravihi kıldık sonrasında bahçeye bizi uğurlamaya indin. Saat hayli geç olmuştu teheccüd namazının başlama saati yakındı. Bir baktık ki İlhan kayboldu ortalıktan .Birbirimize bakakaldık. Namaza geç kalmamak için bizi öylece bırakıp hızlıca gitmiştin. Ben de bazen son 6 ya da 8 rekata yetişip kılıyordum. Namaz sonrasında kapının önünde mutlaka beni beklerken bulurdum seni .'İlhan 1,5 saat nasıl ayakta kalıp namaz kılıyorsun. Yorulmuyor musun? Ben yarısını zor kılıyorum demiştim' de 'yoo hiç yorulmuyorum' demiştin. O Ramazan Şehzadebaşı Camiine karşı ayrı bir ilgin ve muhabbetin vardı. Kadir gecesinde akşam namazında Eslem'le beraber oraya gidip iftarı bile orada yapman ve sabah namazına kadar orada kalman da bana enteresan gelmişti. Belki de haziresinde kabrinin olacağı o cam i sana mekan olarak daha sıcak ve daha huzurlu ge-li yordu artık. Soranlar oluyor bazen. 'Siz 15 Temmuz'da en ağır bedeli ödeyen insanlarsınız, Aynı şeyle karşılaşsanız sokağa çıkar mısınız?', 'Tabii ki diyorum' onlara. 'Hem de çocuklarımızla beraber, hiç tereddüt etmeden.' Çocuklarım ve ben vatansız yaşamaktansa ölmeyi tercih ederiz."
PROF. DR. İLHAN VARANK KİMDİR?
Prof. Dr. İlhan Varank, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde darbe girişimini protesto ettiği sırada açılan ateşle hayatını kaybetti. Necatibey Eğitim Fakültesinden mezun olduktan sonra Milli Eğitim Bakanlığı Bursunu kazanarak ABD Ohio State Üniversitesinde bilgisayarlı öğretim teknolojileri alanında master yapan Varank, daha sonra aynı alanda doktorasını tamamladı. Türkiye'ye döndükten sonra Afyon Kocatepe Üniversitesinde çalışmaya başlayan Prof. Dr. İlhan Varank, Yıldız Teknik Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölüm başkanlığı görevini yürütüyordu. Darbecilere tepki için sokağa çıkan İlhan Varank, İstanbul Büyükşehir Belediyesi önünde darbe girişimini protesto ederken, darbeciler tarafından açılan ateşle hayatını kaybetti. 1971 doğumlu olan Varank, evli ve iki çocuk babasıydı.