Sağlık Bakanı Prof. Dr. Kemal Memişoğlu; 15 Temmuz hain darbe girişiminin 10. yıl dönümünde, o geceye dair tanıklıklarını ve sağlık teşkilatının verdiği destansı mücadeleyi paylaştı. 15 Temmuz'un aziz milletin hafızasındaki en derin yerini koruduğunu belirten Bakan Memişoğlu, o gece verilen mücadelenin tüm dünyaya ilan edilen tarihi bir dönüm noktası olduğunu dile getirdi.
SAĞLIK TEŞKİLATI TEK YÜREK OLDU
Sağlık Bakanı Memişoğlu, yaptığı açıklamada şunları söyledi: "15 Temmuz 2016 tarihinde yaşananlar aziz milletimizin hafızasının en derinine yerleşmiştir. On yıl önce o gece verilen mücadele yalnızca bir tehdidin bertaraf edilmesi değil; aynı zamanda birlik ruhunun, dayanışmanın ve millet iradesinin hangi şartlarda nasıl ayağa kalkabileceğinin bütün dünyaya gösterildiği tarihî bir dönüm noktasıdır. O gece sokaklarda milletimiz vardı. Meydanlarda gençler, yaşlılar, kadınlar, erkekler vardı. Dualar vardı. Cesaret vardı. Ve hiç durmadan çalışan bir sağlık teşkilatı vardı. Bugün o geceyi düşündüğümde, aklıma ilk gelen görüntü görev başındaki insanların yüzleridir. Yorulan ama yılmayan, kaygılanan ama görevinden ayrılmayan, kendi ailesini geride bırakıp başkalarının evlatlarına umut olmaya çalışan insanlar. 15 Temmuz gecesi, sağlık çalışanları yalnızca mesleklerini icra etmedi, insan hayatını koruma görevini büyük bir adanmışlıkla yerine getirdi. Kurtuluş Savaşı'ndaki sağlıkçılarımız hangi ruhla çalıştıysa biz de o gece aynı ruhla çalıştık. Hekimlerimiz, hemşirelerimiz, paramediklerimiz, teknisyenlerimiz, ambulans şoförlerimiz, güvenlik görevlilerimiz, temizlik personelimiz, sağlık sistemimizin bütün ögeleri tek bir amaç etrafında kenetlendi: Yaşatmak.

"BELKİ DE DÖNEMEYEBİLİRİM"
15 Temmuz 2016 tarihinde İstanbul Anadolu Kuzey Kamu Hastaneleri Birliği Genel Sekreteri olarak görev yapıyordum. Önce eşimle helalleştim. Eşime "Ben gidiyorum. Ne zaman döneceğimi bilmiyorum. Belki de dönemeyebilirim." derken 57 yıllık hayatımın en zor saniyelerini yaşıyordum. Çekmeköy'den ilerleyen tankların gölgesinde Dudullu'dan Fatih Sultan Mehmet Hastanesine geçtim. Ardından genel sekreterlik binasına giderek tüm başhekimlerimizi göreve çağırdım. Gece yarısından itibaren birçok bölgeden yaralılarımız arka arkaya gelmeye başladı. Yaralı sayısı her geçen dakika artıyordu. O anlarda bir kez daha gördüm ki sağlık teşkilatımız en ağır şartlar altında bile insan hayatını koruma sorumluluğunu aynı kararlılık ve fedakârlıkla yerine getirecek güce sahiptir. Sağlık sistemi yalnızca hastalıklarla mücadele eden bir yapı değildir; afetlerde, salgınlarda, kitlesel acil durumlarda ve olağanüstü şartlarda milletimize kesintisiz hizmet sunan bir yapıdır. Bu bilinçle sağlık altyapı yatırımlarını, insan kaynağı planlamasını, acil sağlık hizmetlerinin organizasyonunu ve afet yönetimi süreçlerini bütüncül bir yaklaşım içinde ele alıyoruz. Çünkü biliyoruz ki güçlü bir sağlık sistemi, güçlü bir devletin ve güçlü bir toplumun temel unsurlarından biridir. 15 Temmuz aynı zamanda bize şu gerçeği de hatırlatmıştır; sağlık hizmetlerinin bu kapasitesi yalnızca fiziksel altyapı ile açıklanamaz. Kurumların gerçek gücü sahip oldukları binalar ve teknolojiyle birlikte onları ayakta tutan insan kaynağındadır. Asıl belirleyici olan insan kaynağının mesleki yetkinliği, görev bilinci ve koordinasyon yeteneğidir. O gece görev başındaki sağlık çalışanlarımız meslek ahlakının, kamu sorumluluğunun ve vicdanın en güzel örneklerinden birini sergilediler. Sağlık çalışanlarımızın ortaya koyduğu bu başarı, kurumsal hafızada önemli bir yer tutmaktadır.
GEÇMİŞİ ANMAK YETMEZ, ANLAMAK GEREKİR
Sağlık camiamızın her mensubu, mesleğinin yalnızca bilimsel bir yönü olmadığını çok iyi bilir. Sağlık hizmeti aynı zamanda vicdanın, güvenin ve sorumluluğun adıdır. Bir hastaya uzanan el çoğu zaman yalnızca tedavi sunmaz, umut da taşır. İşte bu nedenle sağlık çalışanlarımızın fedakârlığı, toplumumuzun en büyük güvencelerinden biridir. Bugün göreve yeni başlayan genç bir hekim, genç bir hemşire veya genç bir paramedik on yıl önce yaşananları belki yalnızca kitaplardan okuyor veya haberlerden dinliyor. Ancak o gece ortaya konulan sorumluluk bilinci, kuşaktan kuşağa aktarılması gereken ortak bir meslek bilincidir. Çünkü sağlık mesleği, her şeyden önce insan hayatına duyulan saygının mesleğidir. Geçmişe duyduğumuz vefa ile geleceğe karşı taşıdığımız sorumluluk birbirinden ayrı değildir. Bizi güçlü kılan da tam olarak budur. Eğer yaşadıklarımız yalnızca yıl dönümlerinde hatırlanan birer hatıraya dönüşürse zamanın bize öğrettiklerini eksik anlamış oluruz. Bugün bizlere düşen görev geçmişi yalnızca anmak değildir; onu anlamak, ondan öğrenmek ve gelecek nesillere korkular değil tecrübeler, öfke değil sorumluluk, ayrışma değil ortak ideal bırakabilmektir. Hafızasını koruyan, tecrübelerinden öğrenen ve ortak değerleri etrafında kenetlenebilen toplumlar yarınlarına daha güvenle yürür. İnanıyorum ki bizi yarınlara taşıyacak en büyük güç; bilgimiz kadar vicdanımız, kurumlarımız kadar insanımız ve geçmişten aldığımız dersler kadar geleceğe duyduğumuz inanç olacaktır. Biz de bu bilinçle çalışmaya, üretmeye ve milletimize hizmet etmeye devam edeceğiz."