Daha önce bütün yöntemleri denemiş ama Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın feraset ve dirayeti sonucunda başarısız olmuşlardı.
Uzun yıllara yayılan planlı bir yapılanmanın en görünür ve en kanlı aşamasına mecburen geçmek zorunda kaldılar.
Lakin büyük bir hesap hatası yaptılar...
Sandılar ki Türkiye Büyük Millet Meclisi'ni bombalayarak, güvenlik güçlerini katlederek Türkiye'yi esir alacaklar.
Sandılar ki silahsız halk, tanklara ve savaş uçaklarına karşı zinhar direnemez.
Küresel şeytanların desteği ve devletin kılcal damarlarına kadar sızmış olmanın özgüveniyle bu aziz milleti zincire vuracaklarını sandılar.
Vatan mevzubahis olduğunda bu aziz millet canı bahasına direniş bilincini kuşanacağını bilemediler.
***
Lakin "direniş bilinci" gökten zembille inmez.
Kaldı ki, bilumum şeytanlar, mürailer, münafıklar da bu aziz milletin "bilincini" köreltmek için envaiçeşit manipülasyon ve kumpası devreye sokmayı ihmal etmedi.
Dönemin ana akım medyası da bunları arkaladı, dahası iş birliği yaptı.
Sureti haktan görünen bir kısım muhalif medya da
15 Temmuz'a giden süreçteki kapışmayı "Yesinler birbirini" diyerek seyretmeyi marifet bildi.
Gelgelelim...
Sabah gazetesi, müstevlilerle gizli ilişkilerinden devlet içindeki yapılanmasına, telekulak skandalından kumpas faaliyetlerine kadar
FETÖ'yü sayısız haberle deşifre etti.
Demem o ki, bu aziz millet 15 Temmuz gecesi yalnızca anlık bir refleksle değil, başta Sabah gazetesi olmak üzere yurtsever medyanın oluşturduğu farkındalığın etkisiyle harekete geçti.
***
Günümüz muhaliflerinin tamamına yakını 15 Temmuz direnişini "tiyatro / kurgu" tesmiye etti.
Halen birçoğu bu kafada. Hiç şaşırtmıyorlar.
O kadar ki batmakta olan bir gemide yükselen suyu "dekor" olarak yorumlasalar bile hiç taaccüp etmem. Bunlar iflah olmazlar, geçelim.
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın direniş çağrısıyla milyonlarca vatandaşın ölümüne meydanlara çıkmasındaki temel motivasyon, herhangi bir siyasi hesap değil, ülkenin bağımsızlığını ve millî iradesini koruma kararlılığıydı.
15 Temmuz'un özet cümlesi şudur:
Bu aziz millet (Gladyo/ FETÖ marifetiyle) Türkiye Cumhuriyeti'ni küresel emperyalistlerin cebine indirme girişimine karşı, İstiklal Savaşı'nda olduğu gibi bu vatanın hiçbir gücün cebine sığmayacağını bir kez daha gösterdi.