MCQUEEN'İN ARDINDAN
Onunki hayatımda duyduğum en ilham verici, en sıradışı, en 'yetenek asla harcanmaz' diyen hikâyeydi. Modanın tartışmasız en parlak isimlerinden, hayatta hırslarıyla değil sadece yeteneğiyle başarıya ulaşan, sıfırdan zirveye tırmanan, Alexander McQueen markasının yaratıcısı Lee Alexander McQueen'in 40 yaşındaki beklenmeyen ölümü, bu hikâyeyi fazlasıyla acı bir şekilde sonlandırdı. Çok ama çok üzücü, kapkara bir son, intiharla biten bir masal... Aynı McQueen'in şiirsellik ve zarafetle karışan, insanın izlemeye doyamadığı gotik, karanlık şovları gibi. Diyorum ya halbuki ne kadar da güzel başlamış, ne kadar çok insana 'Hak ediyorsam yapabilirim,' dedirtmişti, McQueen'in kariyeri. Taksi şöförü bir babayla öğretmen bir annenin altıncı ve son çocuğu olan ve devlet destekli küçücük bir evde büyüyen McQueen, İngiltere'deki pek çok işçi sınıfı çocuğu gibi okula gitmedi ama genelde inşaat işlerinde çalışmaya başlayan akranlarının aksine Londra'nın 'mavi kanlı' elitlerine hizmet veren Saville Row'da iş bulmakta da zorlanmadı. Çünkü McQueen'in tüm çocukluğu üç ablasına elbise dikmekle geçmişti. Bilenler bilir, İngilizlerin terziliği mükemmeldir. İşte bu mükemmeliyeti tam yerinde öğrenen yamak McQueen, İtalya'da Romeo Gigli markasının kalıpçısı olarak çalıştı. İngilizler başka yerde yaşayamaz; Londra'ya geri döndü ve daha iyi para veren Central Saint Martins Üniversitesi'nde kalıpçı olarak işe başladı. Derslere teknisyen olarak iştirak eden ve hocaların bir nevi ayak işlerini yapan McQueen'in yeteneğinin keşfedilmesi, böyle bir ortamda uzun sürmedi.
HAYAL GÜCÜNÜ SINAYAN ŞOVLAR
Eğitim seviyesi uygun olmasa da üniversitenin dekanı tarafından yüksek lisans programına başlatılan McQueen aslında öğrenciden çok, öğretmenlere öğreten kişi pozisyonundaydı. Zaten başlangıçta o da öğretmen olmak istiyordu. Bir yıllık eğitimin ardından Londra Moda Haftası'nın bir parçası olarak gösterilen mezuniyet şovunda ilk koleksiyonunu diğer mezunlarla birlikte sergileyen McQueen'in yolu, hayatını değiştiren ve zaman içinde en yakın arkadaşı olan Isabella Blow'la kesişti. Üç sene önce intihar eden Blow'la aynı sonu paylaşacağını tahmin ediyor muydu bilmiyorum ama, o dönem
Tatler dergisinin moda editörü olan Blow, McQueen'in tüm koleksiyonunu 5000 sterlin karşılığında satın aldı ve onu kendi markasını yaratması için destekledi. Şimdi bu ikiliyi düşününce, gerçek yeteneklerin hayata nasıl da ince bir pamuk ipliğiyle bağlı olduğunu daha da iyi anlıyorum. Her sezon insanın hayal gücünü sınayan şovlarla 'izleyicilerinin' karşısına çıkan McQueen'e tasarladığı şapkalar, bazen kanatlar, boynular, bazen de dev kuşlarla eşlik eden Philip Treacy'nin dediği gibi "Elini sallayan her adamın hatta onun köpeğinin bile tasarımcı kabul edildiği moda dünyasında McQueen az bulunan gerçek bir tasarımcıydı..." İşte bu yüzden okuldan yeni mezunlar genelde iş bulmakta zorlanır ama McQueen, tasarımcı kimliğini dünyaya kabul ettirmekte hiç zorlanmadı.
SAYISIZ TREND YARATTI
Kendi markasını yaratmadan önce, kendisi gibi sıradışı ve yetenekli bir İngiliz olan John Galliano'nun terfisi üzerine onun yerine, Givenchy'nin başına geçirildi. Boyunduruk altına girmekten mutlu olmayan McQueen, 2001'de Givency ile kontratının bitmesi üzerine kendi markasını kurdu. Onlarca unutulmaz şova imza attı, moda endüstrisindeki ve sokaktaki her yaştan insanı kendine hayran bıraktı, sayısız trend yarattı, dünyanın kendisini ve bir sonraki hareketini merakla beklemesini sağladı. Herkese ama herkese ilham kaynağı oldu ama o hayattaki en büyük desteğinin, annesinin kaybıyla karanlık günler yaşamaya başladı. İki hafta önce ölen annesi Joyce'un yokluğuna dayanamadığı için Londra'daki evinde geçtiğimiz perşembe günü kendini asan McQueen, ölümüne saatler kala twitter hesabını kapattı. Belki de dünyaya bu şekilde kapadı kapılarını, perdeyi bu şekilde indirdi... Tabii McQueen'in acı kaybını annesine bağlamak, ölenin ardından yapılan bir yorumdan ileri gidemedi. Kariyeri boyunca magazin basınına asla ve asla malzeme vermeyen hatta tüm dünya basınıyla ilişkilerini olabildiğince minimumda tutan McQueen, ardında ne bir not ne de bir açıklama bırakmıştı... Ama modacıyı tanıyalar ve anlamaya çalışanlar, bu ayrılışın nedeninin maddi bir sebebi olamayacağını biliyordu. McQueen'in yakın dostu,
Pop ve
Love dergilerinin yaratıcısı Katie Grand'in dediği gibi McQueen, şovlarının ardından alkışları toplamak, tebrikleri kabul etmek yerine defilenin bitişini bile beklemeden kayak tatiline çıkıyordu. Modacının intiharı planlı mıydı yoksa bizlere olduğu kadar onun için de beklenmeyen bir davranış mıydı bilmiyorum. Ama dileğim, style.com'dan Tim Blanks'le aynı: "Eğer huzur arıyorduysa, umarım McQueen gittiği yerde mutludur..."