Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Yine böyle yaşardım

Giriş Tarihi: 8.8.2010
Filistin'den sonra Hollanda'da geçen bir yıllık mülteci hayatı 1974'te ilan edilen afla bittiğinde, koşa koşa döner Türkiye'ye Melek Ulagay. Ve döner dönmez önce terk ettiği okulunu, İstanbul Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünü bitirir. Bu araya kısa süreli bir evlilik sığdırmayı da başarır. Bu arada Filistin'i daha iyi anlamak için Ankara Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakütesi'nde uluslararası ilişkiler alanında yüksek lisans yapar ve 1976-1982 yılları arasında Ortadoğu Teknik Üniversitesi'nde İngilizce okutmanı olarak çalışır. Ancak o dönemlerde genç olan herkes gibi, hayatı yeni bir askeri darbeyle kesintiye uğrar. Bu defa hâki renklerden, ölümlerden, hapislerden kaçan kendisi değildir ama eylül darbesinden hemen önce evlendiği ressam eşi Orhan Taylan, Barış Derneği davasından aranmaya başlar. Bu arada tek çocukları Ferhat henüz anne karnındadır. Üç yıl sürecek hapis hayatına ve cezaevi kapılarına alışmadan önce bebeğin doğmasını beklerler. Ferhat dünyaya gelir gelmez de, babası elinde bavuluyla Maltepe Askeri Cezaevi'nin yolunu tutar. Tabii bu arada ODTÜ'deki okutmanlık görevi askeri darbe ortamının etkisiyle sona ermiştir: "Onlar kovmadan ben ayrılayım dedim," diye anlatıyor o günleri Melek Ulagay. 70'lerin kadın gerillası, 80'lerde bir tutuklu eşidir artık ve yıllar yılı hapishane kapılarını aşındırır, gider gelir. Bu arada çeşitli gazete ve dergilerde yazılar yazmaya, çeviriler yapmaya başlar. Ama aklının bir köşesinde Hollanda'dayken ucundan bucağından katıldığı belgesel filmcilik merakı kalmıştır. Bir süre aile şirketi İbrahim Ethem Ulagay'ın yönetim kurulunda da yer alır ama ağabeyi gazeteci Osman Ulagay'la birlikte şirketi Fransızlara satarak, istediği bir hayat geçirmek ister. İstediği hayatın içinde ise mücadele etmemek diye bir seçenek yoktur; o yüzden 1992'de kurulan Helsinki Yurttaşlar Derneği'nin kurucuları arasında yer alır. "Yaparak öğrendim," dediği belgesel filmcilik onu yine çok sevdiği ve kendisini kurtaran ilk halkın topraklarına götürür, Zeugma'ya. Nurdan Arca'yla 1992'de kurdukları ve sadece belgesel filmler çeken Ajans 21 yapımı olan Buluşma'dan sonraki ikinci filmi Zeugma Yalnız Değil, bu yıllar sonraki dönüşün hikâyesini anlatır. 2006'de namus cinayetine kurban giden Şemse Allak'ın öyküsünden yola çıkarak yaptığı Karanlıkta Diyaloglar ise, namus cinayetleriyle ilgili yapılan ilk belgesel olarak sanat ve kadın mücadelesindeki yerini alır. Bu arada dostlarıyla birlikte Fransız Sokağı'na kapak olsun diye açtıkları Cezayir Restoran'dan başka, bir başka dostu Kutluğ Ataman'ın Peruk Takan Kadınlar'ının 'Hostes Leyla'sı da yine Melek Ulagay'dır. Kendi hayatından izler taşıyan Leyla karakterinde Melek Ulagay, 12 Mart darbesi koşullarında devrimci bir genç kurye kadının 30 yıl sonra Cihangir ya da Nişantaşı'nda orta-yüksek sınıf evinde hikâyesini, makyaj masasının önünde peruğunu düzeltirken anlatır. Yıllar takvim yapraklarından günler, haftalar, aylar götürürken yaşamının temposu hiç değişmeyen insanlar, takvimi de yapraklarını da anlamsızlaştırır. Onlardan biridir Melek Ulagay. O yüzdendir ki Irak Dünya Mahkemesi'nin koordinasyonunda, Ermenistan Türkiye Sinema Platformu'nun kurulmasında ve en son da Çocuklar İçin Adalet Çağırıcıları'nın arasında hep onun ismi vardır. Tüm acılarına, mücadeleye, fedakârlıklarına karşın Melek Ulagay bugün "Bir hayatım daha olsa yine böyle yaşardım," diyor.

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Yine böyle yaşardım
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN