- Tophaneliler çok mu dindar? - Dindar olan da var, olmayan da var. Tophane'de bazı tarikatlar da vardır ama Ramazan'da açık yerler de. Giderek dindarlaşma eğilimi artmış olabilir ama bu tek başına Tophane'nin sorunu değil, bütün Türkiye'nin sorunu. Çatışma yaşanmaması için, o insanların yeniliği kabul etmesini sağlayacak yollar açmak gerekir, bu da yeni gelenlere düşer. - Saldırganlar arasında da içki içenler vardır... - Var elbette. Ama dediğim başka bir şey, bir var olma, bir kimlik, bir yaşama alanını koruma refleksi bu. - Olanların rantla bir ilişkisi var mı? - Onu çok yakından bilmiyorum. Fakat kapatılan ev bile bu insanların yaşam alanından bir parçanın kopması demek. Bir taraftan Galataport da başlayacak ve sıkışacak bu insanlar. Galeriler açıldıkları zaman gençlere çağrı yapabilir, onları davet edip, sürecin içine katabilirdi. - Diyalog yani... - Tabii bütün mesele burada. Mahalle halkından bir şey bekleyemezsin, o çünkü kendisine bir tasallut olduğunu düşünüyor. - Gerçekten Alperen Ocaklarıyla ilişkileri var mı bu gençlerin? - Onlar da var, Menzilciler de var. Ama bunlar Türkiye'nin gerçeği. Şimdi Güngören'e de, Bağcılar'a da gitsen aynı tepkiyle karşılarşırsın. - Bunun dinsel ve politik bir tepki olmadığını düşünüyorsunuz yani. - Dinsel tepki böyle lokal bir yerde gerçekçi görünmüyor. - Bundan sonraya dair öngörünüz ne? - Eğer doğru hareket edilirse geçiş daha yumuşak olabilir. Ama belki bu insanlar daha da saldırganlaşabilir, çünkü bu insanlar yaşama tarzlarını değiştirmek istemiyor. Tophanelilere tarih bilincini anlatmak lazım, semtin dokusuna sahip çıkmayı öğretmek lazım, ama bir yandan da değişimin kaçınılmaz olduğuna ikna etmek lazım. Bana kalırsa İzmir'de BDP'lilere yönelik taşlı saldırı ile Tophane'deki saldırının yapısal olarak hiçbir farkı yoktur. İkisinin altında da kendisi gibi olmayanı kabullenmeme yatıyor.