AK PARTİ GENİŞ BİR KOALİSYON
- Zaman zaman AK Parti'nin fundamental kökenlerinden söz ediliyor ve bir 'tehlike' vurgusu yapılıyor. Katılıyor musunuz bu görüşe?
- Tehlike mi?.. Erdoğan'ın örgütsel kökleri Erbakan partilerinden gelmekle birlikte siyasi vizyonu daha çok Özal'a benziyor. AK Parti geniş bir koalisyon.
- Tehlike yok mu yani?
- Erdoğan'ın partisi bizim 'big team'(büyük takım) dediğimiz yapılara benziyor. Birçok akımı içine alıyor. Sağın hemen hemen bütün tonlarını, ortasından soluna kadar, bir araya getiriyor. Ben Egemen Bağış'ı tanıyorum. Dış görünümüne göre düpedüz laik bir adamdır. Mehmet Aydın gibi bir adam var mesela. Bir toplantıda karşılaştık, en etkileyici konuşmacı oydu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nu hayranlıkla izliyorum.
- Dünya basınında Türk dış politikasıyla ilgili olarak 'Yeni Osmanlıcılık' tanımlaması yapılıyor. Bir tarihçi olarak bu konuda ne düşünüyorsunuz?
- Ben buna katılmıyorum. Amerika bir süper güç olduğu için dünyanın her yerinde menfaatleri var. Bunun kötü bir sonucu olarak uluslararası konjonktürün düzensizliğe düşebileceği ve işlerin kontrolünden çıkabileceği endişesi çok yaygın. Basın belki de bu yüzden öyle bakıyor meselelere. Bana sorarsanız, şimdilerde sadece şu oluyor: Türkiye doğal ortamıyla yeniden ilgi kurmaya başladı. Eğer Atatürk'ün 'Yurtta Sulh Cihanda Sulh' sözünden ayrılmayacaksanız, Balkanları ve Suriye'yi fethetmeyecekseniz (gülüyor) bu ülkelerle yeniden ilgilenmek ve ilişkileri geliştirmeye çalışmak tabiidir ve iyidir. Aksi yöndeki görüşler abartılıdır. Özellikle Sovyetler'in çöküşünden sonra yeni bir yaklaşıma ihtiyaç vardı. Bu gelişmeler olumludur. Davutoğlu'yla başlamadı şüphesiz ama Davutoğlu'nun kazandığı başarılar çok şaşırtıcı.
- İsrail'le ilişkilerin gerginleşmesine nasıl bakıyorsunuz?
- Dünyada, İsrail'in karşısına çıkmaya hazır olan, hem de dost bir ülkeye ihtiyaç vardır. ABD nedense bağımsız bir politika yürütmüyor İsrail konusunda.
- İsrail'in en büyük dostu ABD ama...
- Biz İsrail'in dostuyuz ama İsrail bizim dostumuz değildir. (Gülüyor) Duruma bakınca öyle görünüyor.
TÜRKİYE'Yİ SADECE LAİK TARAFIYLA ELE ALMAK DOĞRU DEĞİL
- Kitabınızda din önderlerine ve dini gruplara özel bir yer vermenizin nedeni neydi? Modernleşme sürecinde nasıl rolleri oldu bu yapıların?
- Benim öğrencilik yıllarımda Modernleşme Teorisi halen geçerliydi ve ben mesleki olarak bu konuda uzmanlaştım. Türkiye bu teoriye en mutabık ülkelerden biriydi. Mesela Niyazi Berkes'in Türkiye'de Çağdaşlaşma kitabı o dönemin anlayışını besbelli bir şekilde ortaya koyar. Ama bunları aşıp zamanımıza kadar devam edecek bir kitap Türkiye'yi sadece laik tarafıyla ve bu bakış açısıyla ele alırsa olguları tam olarak kavrayamaz. Laik tarafın kronolojisi, meşhur kişileri filan bellidir. 'Muhafazakar tarafı nasıl ele alabiliriz, kronolojisini nasıl tayin edebiliriz' sorusunu sorduğumda karşıma bu yapılar çıktı. Bu din önderleri önemli. Çünkü muhafazakar olmakla birlikte oldukça dar bir zamanda çok büyük bir nüfuza sahip oluyorlar. Mevlana Halid'in Hindistan'dan Osmanlı topraklarına dönmesi ve ölümü arasında 16 yıl geçti. Said Nursi, Risale-i Nur'u 1925'ten 40'lı yıllara kadar yazdı. Gülen hareketi de 33 yılda çok büyük bir hale geldi. Bunu anladığımda din kronolojisinin esasını anlamaya başladım. Ayrıca bu önderlerden başka din kültüründe önemi olan başka şeyler de var. Sırat-ı Müstakim dergisinin ortaya çıkması konusu çok önemli mesela. Niye Jöntürklerin güçlenmesinden sonra yayımlanmaya başlıyor bu dergi?
- Niye?
- Çünkü radikal laikçiler ilk kez iktidar sahibi oluyor ve muhafazakar tarafı muhalefet konumuna sürüklüyor. Ya da Necip Fazıl'ın kariyerini nasıl anlatacağız? Fransa'da okuduğu sırada hiçbir şey öğrenmediğini yazıyor kitaplarda ama sanıyorum ki her şeyi öğrendi. Çünkü o sıralarda nüfuz sahibi, sağcı, Katolik yazarların büyük başarıları vardı Fransa'da. Necip Fazıl bu birikimden de yararlanarak yeni bir sağcı, İslamcı siyaset ve liderlik modelini ortaya koydu.
LAİK KÜLTÜR TÜKENMİŞ DEĞİL
- Kitabınızdaki tezlerden biri Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde radikal laikçi akımın, muhafazakar akımı baskı altına alıp yok etmeye çalıştığı.
- Son dönem Osmanlı ve Türkiye tarihinde zaman zaman bir akım ön plana geçip diğerini baskı altına alabiliyor. Jöntürk devrimiyle başlayıp 20'li ve 30'lu yıllarda ortaya çıkan devlet politikası muhafazakarları hedef aldı. O zaman ortaya konan ideal, milli, laik Türk imajına uyamayan insanlar çok olumsuz bir havada yollarını bulmak zorunda kaldılar. İşe bakın ki son dönemin en etkili din önderlerinden Said Nursi'nin ortaya çıkışı da o dönemdedir.
- Şimdi durum ne? İşler biraz tersine dönmüş gibi sanki. Muhafazakar akım çok daha etkin bir konuma geçti.
- Modernlik sürekli değişen, giderek daha uzaklara geçen bir ufuk. Bu ikisinin aslında diyalektik bir iletişimi var. Bazen çarpışıyorlar, bazen birleşiyorlar. 'Şu anda hangisi daha etkilidir' diye sorarsanız AK Parti'nin başarıları sağcı tarafın daha etkili olduğunu açıkça gösteriyor.
- Sizce Türkiye'de laik kültür yok olma tehlikesiyle karşı karşıya mı?
- Şu anda siyasi yelpazenin sol tarafı zorluk çekiyor. Ama Türkiye'de laik kültür de tükenmiş değildir. Kitabımda bütün dönemleri farklı yazarlar üzerinden ele aldım. Bu listeye bakarsanız hemen hepsi aslında laiktir. En muhafazakarı Tanpınar'dır ama Tanpınar'ın romanlarında İslam ile ilgili bir şey bulmak zor. O bir kültür muhafazakarı. Laik kültür tükenmiş değildir ama bir zaaf ve zayıflık döneminden geçiyor.