İstanbul'un mutena bir semtindeyiz. Ne semtin adını ne de az sonra hikayelerini okuyacağınız kadınların adını deşifre etme şansım yok. Bir masanın etrafında dört kadınız. Ben elimde kahvem onları dinliyorum şaşkınlıkla, çünkü bir arada olduğum üç kadın da coğrafyanın ayrı yerlerinde doğmalarına rağmen, birbirlerine benzer hayatlar yaşıyorlar, üçü de aynı dertten muzdarip. Hepsi mutsuz, hepsi çaresiz, hepsi sinirli, hepsi çeşitli fiziksel hastalıklar yaşıyor ve bunun tek bir nedeni var: Kocaları. Çünkü onlar kocalarını başka kadınlarla paylaşmak zorunda kalmış, buna razı olmuşlar. Bu üç kadının her birinin kendileri kadar modern, iş güç sahibi, eğitimli kumaları var. Gariptir, daha çok eğitimsiz kadınların kabullendiği kumalık, artık büyük şehirlerde eğitim görmüş kadınların da ilişki tercihi haline gelmiş durumda. Eskiden kumalıkla ilgili araştırmalar yapılır ve eğitim düzeyiyle kumalık arasında paralel ilişkiler kurulurdu. Artık sosyoloji biliminin bu araştırmaları güncellemesinde ve şehirli kumalar için yeni veriler toplamasında fayda var. Büyük şehirlerde giderek yaygınlaşan 'modern kumalık', 'metreslik'ten farklı bir şey. Metreslikte yeni kadın toplumdan ve ilk kadından gizlenir, deşifre olması durumunda inkar edilirken; modern kumalıkta hem ilk kadının hem de toplumun rızası var. Geleneksel kumalıkta bütün kumalar aynı evde yaşarken, modern kumalıkta kadınlar ayrı ya da aynı evde olmalarından öte birbirini tanımaları, varlıklarını bilmeleri, rıza göstermeleri öne çıkıyor. Anlayacağınız; bulundukları alanlarda kendilerini ispatlamış erkekler eşlerinin yanı sıra başka eş arayışlarına giriyor, yeni-alternatif hayatlara hiç düşünmeden balıklamasına atlıyor ve bunu yaparken evliliğini bitirme gereği de duymuyor. Üstelik birçoğu yasal eşlerinin sorumluluklarını üstleniyor, onları maddi olarak destekliyor ve bir şekilde bu yasal eşlerle 'modern kumaları'nı bir araya getirmeyi bile başarıyor.
KOCAM O KADINI ÇOK SEVİYOR
E.F, 49 yaşında, 35 yıllık evli. 14 yaşında, üvey annesinden kaçmak için görücü usulüyle evlenmiş. Üç tane çocuğu var, iki kızı evli, tek oğlu bekar. Uzun yıllar diş teknisyeni olarak çalışmış, yedi yıl önce yaşadığı psikolojik sorunlar nedeniyle hipertiroid hastalığına yakalanmış ve işini bırakmak zorunda kalmış. Bir süredir bir kafede çalışıyor. Eskiden bir oto kiralama şirketi sahibi olan 59 yaşındaki kocası, birkaç yıl önce iflas etmiş, ama şimdi yine kendisine ait bir işyeri var. Kocası kendisini aldatmaya ilk kez 1989'da başlamış, o zaman küçük kızına hamile olduğunu anlatıyor: "Tanıdığım bir kadınla yakaladım. O kadın da evliydi, daha sonra kocası da yakalamış. Ve adamcağız üzüntüsünden 27 yaşında kalp krizi geçirip öldü. Daha sonra o kadın kötü yola düştü, şimdi duydum ki Ermeni bir beyle evlenip Avusturya'ya yerleşmiş." E.F'nin kocası 1989'dan sonra bir daha iflah olmamış: "Kocamın ikinci gayrımeşru ilişkisi görümcemin bir arkadaşıylaydı. Ve artık ben modern bir kumam olduğunu kabullenmiştim. Bu ikinci kadınla tam altı yıl yaşadı." E.F'nin kocası bu ikinci ilişkiden sonra karısından ayrılmak istemiş, ama E.F inadım inat diye tutturup boşanmamış. Bu altı yıllık ilişkisi bitince hiç ara vermeden yeni bir ilişkiye yelken açmış: "Şu anda da 40 yaşında evli bir kadınla birlikte. Beş yıldır onunla beraber. Evime getiriyor. Ben her şeylerine tanık oldum. Şimdiye kadar çok kadınla birlikte oldu, ama bu kadını çok sevdi, ben bile anlayabiliyorum ve öylece izliyorum." E.F bu son ilişkiden sonra dayanamayıp evi terk etmiş, bir yıl kadar evli kızının yanına gitmiş, ama daha sonra evine geri dönmüş: "Kadın her hafta benim evimde. Kocam kumamı kabul etmemi istiyor. O kadınla da çok konuştum, yapma-etme dedim. Hatat oğlum yakaladı, ayrı ev tutmak mecburiyetinde kaldık ona. Kocam o kadından vazgeçsin diye bütün birikimimle ev aldım, onu bile kocamın üstüne yaptım. Ama olmadı, olmadı. Şimdi evde odalarımız ayrı, iki ev arkadaşı gibiyiz. Kocam 'Hiçbir şeyime karışma, ben de sana karışmam' diyor. Aramızda böyle gizli bir anlaşma var." Neden boşanmadığına dair sorumuzu ise şöyle yanıtlıyor: "Nereye gideyim? Hayatım boyunca mutsuz oldum, mutluluk nedir bilmiyorum. Evlenmeden önce çocuk yaşta hoşlandığım biri dışında başka bir duygu bilmiyorum." Başından beri mutsuz olan evliliğini bitirememe gerekçesini ise "Boşanmış bir kadın olarak bu toplamda yaşayamazdım," diye açıklıyor. Hayattan tek istediği ise, huzur. Dileğiyse kumasının kocasını terk etmesi, kocasının eve kadın getirmemesi: "Yapıyorsa dışarıda yapsın ama benim evime sokmasın onları."
BU GENÇLER NİYE KOCALARIMIZA GÖZ KOYUYOR?
M.T, 40 yaşında. Üç oğlu var. Kocasıyla kaçarak evlenmiş. Evlendikten sonra altı yıl boyunca ailesiyle görüşmemiş, çünkü aile evliliğini onaylamamış. Kocası daha önce amcasının kızını da kuma getirmiş. O ilk kumadan kaçmak için İstanbul'a gelmişler. Ve geldikten bir yıl sonra yeni kuma girmiş hayatına. Kocası dört yıldır bu yeni kadınla yaşıyor. Üstelik bu yeni kadın kocasıyla ortak evine gidip geliyor. M. T. kumasına hizmet ediyor, işten yorgun geldiği zamanlarda onun için yemek yapıyor, kahvesini dahi ayağına götürüyor. "Kocam ailesinin zoruyla amcasının kızını kuma getirmişti, aslında o da amca kızını istemiyordu. Dört yıl boyunca üstüme kuma gelmesine katlanmaya çalıştım, ama ne yaptıysam bununla baş edemedim. Bir gün kocama dedim ki, bu kadını bırak kiminle evlenirsen evlen. Nereden bilecektim böyle olacağını. Şimdi bunu niye yaptın diye sorduğumda sen istemiştin diye başıma kakıyor." M. T. boşanmayı hiç düşünmemiş, zaten düşünse de kendisine yeni bir hayat kurma isteğine sahip değil. Ayrıca kocasının nikahlısı olmayı önemsiyor ve bu nikahı başka bir kadına vermek istemediğini söylüyor. Kocasının kendisine ve çocuklarına baktığını, kirasını ödediğini, faturalarını yatırdığını, evini nafakasız bırakmadığını anlatıyor. Ancak bütün bunları söylerken bir yandan da "Keşke bir ekmeğe, zeytine muhtaç olsaydım da geceleri 'Şimdi onu mu öpüyor, onun elini mi tutuyor' diye düşünerek ağlaya ağlaya uyumasaydım," diyor. Kendisinin çok sevdiği kocasının bunu neden yaptığına dair sorumuzu ise, "Aşık olmuş, onu çok seviyor, ne yapabilirim ki bu aşka saygı duymaktan başka," diye yanıtlıyor. Kumasının zaman zaman evine geldiğini ama ona hiçbir zaman "Niye kocamı elimden aldın?" diye sormadığını, bunu kendisine yakıştıramadığını anlatıyor."Ben hiç yüzümü yere eğer miyim, Allahından bulsun," demekten de kendini alamıyor. Eve geldiğinde kocasının o kadınla değil de, kendi odalarında yatmasını "Kocam o kadar şerefsiz değildir," diye anlatıyor övünçle. Kuması üniversite mezunu, iyi bir işi olan bir kadın. M.T.'nin kocasıyla üç yıldır karı-koca hayatı yok ama yine de kocasının kumasına ayrı bir ev açmamasını bir teselli olarak görüyor. Üstelik oğullarının da bu yeni 'abla'yı sevdiklerini ve eve geldiğinde bazen kalması için onların ısrar ettiklerini anlatıyor. M.T. İstanbul'un göbeğinde kumalı hayata alışmış, kadınlığından vazgeçmiş, kaderine boyun eğmiş ve kendisini oğullarına adamış: "Size derdimi nasıl anlatayım, zaten anlatsam da ne değişir ki? Bu benim kaderimmiş, bakıyorum da televizyonlara, gazetelere daha kötü hayatı olan kadınlar var, buna da şükrediyorum. Ben de kocamın sadece beni sevmesini isterdim, ben de kocamın her gece yanımda uyumasını isterdim, ben de kocamın bir başka kadına aşkla bakmasına tanıklık etmek istemezdim. Ama oldu işte. 20 yıllık evliyim, üç tane boyum kadar oğlum var, nereye gideyim bu yaştan sonra? Ya başkaları gibi yeni bir ev tutsaydı, bizi bırakıp gitseydi, buna da şükür. Sırf bunu yapmasın diye kadın geldiğinde ona iyi davranıyorum, bir tek kem söz bile etmiyorum, zaten bence ona da yazık. Bir yandan da anlamıyorum, bu genç kızlar evli erkeklerden ne istiyorlar? Bekar erkeklerin soyuna kıran mı girdi gelip bizim kocalarımıza göz koyuyorlar, yuvalarımızı yıkıyorlar?
KENDİSİNİN DÖRT, KUMASININ İKİ ÇOCUĞU VAR
N.Z, 38 yaşında. 18 yıllık evli. Kocasıyla severek evlenmiş. Dört çocuğu var. Ünlü bir kafeyi işleten kocası altı yıldır bir başka kadınla yaşıyor. Eve altı-yedi ayda bir geliyor, son zamanlarda 15 günde bir gelmeye başlamış. N.Z. kumasıyla şimdiye kadar hiç tanışmamış, onu hiç görmemiş. Ama çocukları babalarının bu ikinci eşini tanıyor, onunla vakit geçiriyor ve artık bu cici anneyi yadırgamıyor. Kocası ilk önce kumasını, geçici olarak birlikte olduğu 'dost'u olarak tanıtmış. O da 'erkeğin elinin kiri' diye önceleri bu ilişkiyi ciddiye almamış, hevesini alır gelir diye düşünmüş. Zaten koca o günlerde henüz ortak evlerinde onlarla birlikte yaşıyormuş. Ancak işin ciddiyetini, kocası ikinci kadına ayrı bir ev tutunca fark etmiş. Zaten bir süre sonra da kocasının bu kadından çocuk sahibi olduğunu öğrenmiş. "Bunu öğrendiğimde nüfus cüzdanımı çıkarttım ve kocamın suratına çarptım, 'git beni boşa, ben bunu kaldıramam,' dedim. Kocam yalvardı, yakardı, ayaklarıma kapandı, 'O benim metresim, ona hiçbir zaman nikah kıymam, benim karım sensin,' dedi. Sonra düşündüm nereye gidebilirdim ki, babam yok, bir tane yoksul annem var. Dört çocuğumu alıp onun başına gitsem, hepimiz aç açıkta kalırız. Ne bir işim var, ne de bir mesleğim. Ben şimdiye kadar evlilik, annelik dışında bir şey yapmadım ki. Daha sonra da sırf o kadını mutlu etmemek için bile olsa, boşanmamam gerektiğine karar verdim." Kocasının bu türden yalvarmalarına rağmen, şimdi o kadından ikinci çocuğu da yaptığını, üstelik birlikte çalışmaya başladıklarını da anlatıyor. N.Z. birkaç yıl önce sağlık sorunları nedeniyle doktorun tavsiyesiyle hamile kalmak ve doğum yapmak zorunda kalmış, küçük kızı şimdi dört yaşında. Bunu duyan kumasının da kocasından derhal ikinci çocuğu yaptığını ve sürekli kendisiyle rekabet ettiğini söylüyor. N.Z artık yaşadığı bu tuhaf evliliği anlatırken şakalaşmaktan, bazen argo sözcükler kullanmaktan kendini alamıyor: "Duydum ki kocam bu kadına çok zengin olduğunu, parayla hamur yaptığını, memleketimizde dörtbeş tane villasının olduğunu anlatıp, kandırarak birlikte olmaya başlamış önce. Kadın da buna inanmış. Ben bu kadının kocamı gerçekten sevdiğine inanmıyorum, onun gözü parada. Ama zavallı o kadar çok yanılıyor ki, çünkü benim kocamın değil parası pulu, evi bile yok. Gerçi bunu iki çocuk yaptıktan sonra anladı ve şimdi mecburen onun yanında çalışmaya başladı, o da aptallığına doymasın, oh olsun. Bunun gibi kadınlar çok, bu sadece benim gibi evinden başını çıkartmadan kocasına sadık olan kadınların sorunu değil ki, yan komşum anlatmıştı: Bir tanıdığı varmış, iki oğlan çocuğu annesi. Hem de evli haliyle evli adamlarla sırf macera olsun diye birlikte oluyormuş. Kadının kocası bunu duymuş ve o da kocasına pişkince buna kendisinin sebep olduğunu anlatmış, üstelik kocası da affetmiş. Ben samimiyetle boşanmak istedim önce, hem de kimim kimsem olmadığı halde. Ama sonra bu zaferi o kadına tattırtmak istedim, onun çocukları ben yaşadığım sürece hep gayrımeşru olarak kalacaklar. Evet kocam onu çok seviyor, bunu biliyorum, yoksa bizi terk edip gidip onunla yeni bir hayat kurmazdı. Ama beni de boşamak istemiyor gariptir."