Bu disiplinsiz gençler, bize yaratıcılığı öğreti
Ali Vural, 20 yılı aşkın süredir eğitimci. Üniversitelerde okutman olarak çalışmış, halen Mersin Uğur Koleji'nde İngilizce öğretmeni. Ritchie ve Hannah'dan kendisinin de pek çok şey öğrendiğini söylüyor: "Biz eğitim sistemimizde çocuğun yaratıcılığını öldürüyoruz. Bu iki disiplinsiz çocuğun bize öğrettiği bir şey var, çok yaratıcılar. Özgür bir dünyaları var. Özgüvenleri çok. Yeteneklerini sergiliyorlar. Biz çocukların yaratıcılığını yok ediyoruz. Erdem gitar çalmak istedi, ben saza gönderdim, şimdi gitara döndü. Mesela keşke baştan onu gitara gönderseymişim. Bizim okullarda ezberci bir anlayış var. O çocuklardan bunu öğrendim."
Hanah'yla da konuştuk
Hannah'ya Türkiye'de geçirdiği bu bir haftayla ilgili soru sormak için İngiltere'den ulaştık. Hannah, aileyi çok sevdiğini ancak bu kuralların ona uymadığını söylüyor: "Türkiye'deki aileyi sevdim. Onların kültürü ve geleneğine göre çocuklarına verdikleri disiplin doğruydu. Ancak ben bu disiplinden çok hoşlanmadım. Benim iyi bir annem ve kız kardeşim var. Ama onları da çok sık görmüyorum doğrusunu isterseniz."
Kamera manlar dan İpod'a yar dım
Erdem, Ritchie ve kameramanlarla güzel bir dostluk kurmuş. "Bir gün kameraman ve Ritchie ile beraber bakkala gittik. Bir şeyler satın aldık. Parayı ödemek için cüzdanımı çıkardığımda Ritchie, çok param olduğunu söyledi. 'Erdem benim bu kadar param olsa, hiç tutmazdım, hemen harcardım,' dedi. Ben de iPod almak için para biriktirdiğimi söyledim. Ertesi gün, Türkiye'den ayrılacaklardı, son günleriydi, kameramanlar bana bir zarfla para uzattı. İçinde de bir mektup çıktı: 'iPod'una yardım etmek istedik. Her şey için çok teşekkürler,' diye. Çok sevindim. Güzel bir arkadaşlığımız oldu, Şimdi iPod'umu aldım, kullanıyorum."
Ritchie kalk , davar gütmeye gidiyoruz
Ali Vural, Hannah ve Ritchie'yi Mersin yaylalarında yaşayan yörüklerin hayatını görüp, yaylada yaşayan anne ve babasıyla tanışmaları için yayla gezisine götürmüş. İlk gece köy hayatını sevmişler, yemek yemişler, eğlenmişler. Ertesi sabah ise yaylanın zorluklarını yaşamışlar. Ali Vural, bunu da şöyle anlatıyor: "Sabah 05.00'te kaldırdım Ritchie'yi, 'Kalk,' dedim, 'davar gütmeye gidiyoruz.' Bana bağırdı, kalkmak istemedi ama ben onu yine de götürdüm. Ama şanssızlık işte, Ritchie'yi küçükken keçi tepmiş. Çocuk, keçileri görünce ağlamaya başladı çocuk. Korkuyormuş. O yüzden maalesef davar güdemedik, ama bu olayın dışında yaylada birlikte çok güzel vakit geçirdik."
YAYLADA MİNİ ETEĞE İZİN VERMEDİK
Ali Vural, 1986-88 arasında İngiltere'de yaşamış. Oğulları Erdem de geçen yıl İngiltere'ye dil kursuna gitmiş. İngiltere'yi tanıdıkları için onlarla vakit geçirmek çok zor olmamış. Çocuklara huzurevi ziyaretinden yayla gezisine, limon bahçesinde işçilikten ev temizliğine kadar bir sürü iş yaptırmışlar. Bu süreçte asi gençler günden güne yola gelmiş. İlk başta karşı çıktıklarını kolayca yapmaya başlamışlar. Ali Vural: "Bu çocuklar parçalanmış ailelerin çocukları. Hannah, babasıyla hiç görüşmüyor. Annesi onu 17 yaşındayken dünyaya getirmiş. Ritchie'nin babasıysa onu tek başına yetiştiriyor. İkisi de okulu bırakmış. Ben onlara bir baltaya sap olmayı, saygıyı ve aile sıcaklığını göstermeye çalıştım. Çocuklar beklenenin aksine son derece uyumlu çıktı. Ama yönetmen sürekli onları kışkırttı. Sanırım programa malzeme çıkmasını istiyordu. Zorla sigara bile verdi onlara," diyor. En büyük çatışma, Hannah ile Canan Vural arasında geçmiş: "Bir sabah yaylaya gidilecekti. Hannah gitmek istemiyordu. Herhalde gitmek istemediğinden kısacık bir mini etek giymiş. O etekle yaylaya gitmesi uygun olmazdı. Ben de 'Üstünü değiştirmezsen, evde kalırsın,' dedim. Kaldı ve benimle temizlik yaptı. Temizlik yapmayı istemedi tabii başta, tartıştık, ikimiz de çok sinirlendik. Ama sonuçta benimle bütün gün temizlik yaptı, sonradan da üstünü değiştirdi." Erdem Vural: "Beni de onları da en çok zorlayan, etrafta sürekli kameraların olmasıydı. Öyle yaşamaya alışmamışız. Bir gün Ritchie'yle kaçtık hatta. 'Dışarı gitmek istiyorum,' dedi. İkimiz çıkacaktık, kameramanlar da gelmek istedi. Aşağıda beklemeye başladık. Ritchie mikrofonu çıkardı, 'Sen de çıkar,' dedi, ben de çıkardım. 'Şimdi koşuyoruz, bizi bulamayacaklar,' dedi. Ben mırın kırın ederken, o bastı deparı gitti, ben de arkasından gittim. Evde kola içmeye izin olmadığından ben de kolaya hasret kalmıştım, 'Cips kola alayım, ırmak kenarında yeriz,' diye düşündüm. Bir de marketten çıktık ki elimde cips kola, kameramanlar önümde. Bir şey demediler, ama kolayla cipsi yiyemedik." Erdem, İngiliz gençlerin hayatıyla kendi hayatı arasındaki farkları şöyle yorumluyor: "Ben öyle gece dışarı çıkmayı sevmem. Annemlerle yaşadığım en büyük sorun, basketbol antrenmanı uzun sürdüğünde beni arayıp ulaşamadıklarında çıkıyor. İzin vermedikleri ama yapmak istediğim tek şey herhalde internet kafeye gidip saatlerce oyun oynamak olurdu. Ben Hannah ve Ritchie'nin hayatlarını yaşamak istemezdim. Ama bizden çok daha serbestler. Benim önümde iki yıl sonra gireceğim üniversite sınavı var, onlarda böyle bir stres yok. Tek özendiğim bu oldu."
AKŞAM MONOPOLY OYNADIK
Akşamları monopoly gibi oyunlar oynamışlar. Son akşam da Ritchie ve Hannah, yemek hazırlamış. Canan Vural, "Hannah'nın çok evcimen bir kızdı. Yemek yerken kızımız Göksu'ya da yediriyordu. Onları öğrencimiz, çocuğumuz gibi görmeye başladık. Bu çocukları bırakmayalım, burada kalsınlar, bizim çocuğumuz olsunlar, istedim. İkisi de yetenekliydi. Ritchie graffiti yapıyormuş, harika gitar çalıyordu. Hannah kuaförlük yapıyormuş. Köyde yaşayan üniversite öğrencisi bir kızımıza İngilizce dersi verdi. Doğal bir öğretmenlik yeteneği vardı. Bu çocukların hayatta amacı yok. Yoksa çok iyi gençler. Arkalarından ağladım. Onları özledim bile," diyor. Ritchie ve Hannah, İngiltere'ye döndükten sonra Vural ailesiyle iletişime geçmiş. Erdem, Ritchie'ye "Nasılsın?" diye sorduğunda Ritchie, çok memnun kaldığını, ancak İngiltere'deki hayatını tercih ettiğini söylemiş. Ritchie'nin babası ise Ali Vural'ı arayarak teşekkür etmiş ve "Ritchie'nin sizin açtığınız yoldan ve okula devam etmesi için çalışacağım," demiş.
Hanah anesine mektup yazdı
Canan Vural, Hannah ve annesinin Türkiye'ye gelmeden kısa bir süre önce büyük bir kavga ettiklerini, hatta Hannah'nın annesine yumruk attığını öğrenmiş. Bunun üzerine Hannah ile oturup annesine bir mektup yazmışlar: "Annesi Hannah'yı doğurduğunda 17 yaşındaymış. Sanki Hannah ve annesi, kardeş gibi ya da arkadaş gibiler. Türkiye'ye gelmeden bir süre önce Hannah, içki içip işe gidiyor, işten atılıyor, eve gelip annesiyle tartışıyor. Hatta annesine yumruk atıyor. Bunun üzerine evden ayrılıyor. 'Nerede kalıyorsun?' diye sorduğumda 'Arkadaşlarımda kalıyorum,' dedi. Ben de eve dönmesi, annesiyle barışması için onunla konuştum. Annesine mektup yazdı. Bu çok önemli bir adımdı onun için."