Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Türk toplumbiliminin yöntem sorunu var

Emre Kongar'ın koordinatörlüğünde hazırlanan Türk Toplumbilimcileri kitabı, çeşitli güncellemelerle yeniden basıldı. Kitapta, Türkiye'de toplumbiliminin gelişmesine katkıda bulunmuş önemli isimlerin ortaya koyduğu modeller ve düşünceler anlatılıyor

Emre Kongar'ı hangi özellikleriyle tanımlamaya çalışsanız, diğer bazı özellikleri eksik kalır. 1963'te Mülkiye'den mezun olmasından beri Türkiye'nin siyasi, idari, akademik, kültürel ve sanat hayatına önemli katkılarda bulundu. Yorulmak ve durmak bilmeksizin çalıştı. Bilim adamıdır, kültür adamıdır, sanat adamıdır, bir bakanlıkta müsteşarlık ve TV'de program yapmıştır. 30'dan fazla kitap ve sayısız makale yazmıştır; köşe yazmıştır. Kongar, görüşlerine katılmasa bile pek çok kişinin düşünme tarzına ve kişiliğine saygı duyduğu bir isimdir. Tutarlı olmaya önem verir, kelimelerini dikkatle seçer. İnsanları sever ve bu yüzden de sevilir. Geçtiğimiz dönemde SABAH yazarı Mehmet Barlas ile yaptıkları Yorum Farkı isimli televizyon programı sayesinde konuların işleri kişiselleştirmeden de tartışılabileceğini, farklı düşünceleri savunan insanların da iyi arkadaş olabileceğini gösterdiler. Prof. Dr. Emre Kongar, sadece Türkiye'nin Toplumsal Yapısı gibi model öneren ve oluşturan kitaplar yazmakla kalmadı; aynı zamanda Türkiye'de toplum biliminin gelişmesine katkı sağlamış biliminsanlarının düşünce sistemlerini anlamaya ve açıklamaya çalışan incelemeler de yaptı. Hatta denilebilir ki öğrencilerini yönlendirerek bu alandaki çalışmalara önderlik etti. Bu neviden derli toplu çalışmaların ilki sayılabilecek olan Türk Toplumbilimcileri iki cilt halinde 80'lerin başında ve ortasında yayımlandı. Bu ciltlerde Türk toplumbilimibiliminin gelişmesine yapmış isimlerin düşünce sistemleri incelendi. Bölümler, Kongar'ın koordinatörlüğünde kendisi ve o zamanki doktora öğrencileri tarafından yazıldı. Türk Toplumbilimcileri kitabını önemli kılan birçok özellik var. Birincisi: Bu alandaki en kuşatıcı ve sistemli inceleme olması. İkincisi: Kuşaklar arası bir işbirliği ve çalışma neticesinde ortaya çıkarılması, buna rağmen de bir dil ve anlatım birliğinin sağlanması. Üçüncüsü: Sadece toplumbilim alanında çalışanları ilgilendiren bir uzmanlık kitabı gibi görünmesine rağmen herkes tarafından okunup anlaşılabilecek bir açıklıkla yazılması. Aradan neredeyse 30 yıl geçtikten sonra Remzi Kitabevi, iki cildi tek bir ciltte birleştirerek ve bazı güncellemelerle yeniden yayımladı. Bu vesileyle Emre Kongar ile görüştük...
- Türk Toplumbilimcileri alanındaki ilk çalışma mıydı?
-
Bir anlamda evet, bir anlamda hayır. Evet, çünkü Türk toplumbilimcileri üzerine toplu bir çalışma yoktu. Ama aynı zamanda 'Hayır' da denebilir; çünkü benden önce çok değerli yazar ve bilim insanları Türk düşünce tarihi üzerine değerli kitaplar yazmışlardı. Ayrıca tek tek de monografiler özellikle referans kitaplarında bulunabilir.
- Kitap Türkiye'de pek rastlanmayan türde bir kuşaklararası birlikte çalışma örneği. Çeşitli bölümleri o zaman doktora öğrenciniz olan araştırmacılar yazdı.
-
Kitabın en övündüğüm yönü ve belki de en özgün olan tarafı budur. Biliyorsunuz, Türkiye'de bilimde de, sanatta ve edebiyatta (ve hatta gazetecilikte) olduğu gibi egosu yüksek yıldızlar vardır. Bunlar kendilerinden başka pek kimseyi beğenmez, kimseyle de işbirliği yapmazlar. Oysa ben esas olarak kendimden önceki yazarlara büyük bir minnetle, kendi çağdaşlarıma, yaşıtlarıma saygıyla, ve benden sonraki kuşaklara da bir sevgi, güven ve destek duygusuyla yaklaşırım. Bu duygularımın ne denli haklı, doğru ve verimli olduğu bu kitabı beraber yazdığım doktora öğrencilerimin kariyerleriyle kanıtlandı. Akademik hayata devam edenlerin hepsi profesör oldu. İçlerinden rektörler, dekanlar, enstitü müdürleri, bölüm başkanları çıktı. Bu görevleri halen devam edenler de var. Onlarla övünüyorum. Zaten bu nedenle ilk baskılarda isimlerinin kapakta yer almasını şart koşmuştum.
- Kitabın önsözünde 'yalnız bilim adamı'nın dramından söz etmişsiniz. Toplumbilimciler için de bu geçerli mi?
-
Bilim insanı her şeyden önce bir aydındır. Gerçeği arar, kalabalıklara dalkavukluk yapmaz. Bu arayışı sırasında, gerçeğin peşinde koşarken yalnızlaşır, siyasal ve geleneksel değerlerle çatışmalar yaşayabilir. Gerçeği arama çabaları, genellikle kimse tarafından da desteklenmez, tam tersine politikacılar bundan pek hoşlanmaz. Çünkü siyaset genellikle gerçekler üzerinden değil, imajlar ve umutlar üzerinden yapılır.
- Toplumbilimciler hak ettikleri itibarı gördü mü?
-
Burada karşılıklı bir ilkellik, az gelişmişlik söz konusu: Toplum yeterince gelişmemiş olduğu için, toplumbilimsel çalışmaları yeterince değerlendirmiyor. Ama unutmayalım, profesör unvanlı birçok şaklaban da saçma sapan, tarihsel ve toplumsal gerçeklere aykırı düşüncelerini 'bilim insanı' kisvesi altında topluma satmaya çalışıyor. Bu iki az gelişmiş davranış biçimi, toplumbilimcilerin, yani gerçekten toplumsal gerçeğin peşinde koşanların yeterince değerlendirilmelerini engelliyor.
- Türkiye'deki siyasi durumla toplumbiliminin gelişmesi arasında nasıl bir ilişki var?
-
Doğrudan bir ilişki var: Göreli özgürlük dönemlerinde toplumsal bilimler gelişiyor ve serpiliyor. Özgürlüklerin sınırlandığı ve kısıtlandığı dönemlerde toplumsal bilimler geriliyor.

Kitapta ele alınan toplum bilimciler
Ziya Gökalp, Prens Sabahattin, Hilmi Ziya Ülken, İbrahim Yasa, Niyazi Berkes, Nurettin Şazi Kösemihal, Cahit Tanyol, Cavit Orhan Tütengil, Mübeccel Belik Kıray, Mehmet Ali Şevki, Mehmet İzzet, Ziyaeddin Fahri Fındıkoğlu, İsmail Hüsrev Tokin, Mümtaz Turhan, Muzaffer Şerif Başoğlu, Sedat Veyis Örnek.


ARKADAŞINA GÖNDER
Türk toplumbiliminin yöntem sorunu var
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN