VERİ ŞEFFAFLIĞI SAĞLANMALI
İstanbul Bilgi Üniversitesi İletişim Fakültesi Kültür Yönetimi Bölümü'nden Dr. Özgür Uçkan, sanat piyasasından bahsedebilmenin 'olmazsa olmaz'ının müzayedeler olduğunu söylüyor: "Batı'da 17. yüzyıldan itibaren kurumsallaşan sanat odaklı müzayede evlerine benzer yapıların gelişimi bizde çok daha sonra olmuştur. Müzayede bir satış yöntemi olarak uzun zamandır kullanılmaktaysa da, sanat odaklı profesyonel müzayede evlerinin kurulması 1980'lere gider. İlk müzayede evleri galeri kökenliydi ve bence bu da doğal bir gelişmeydi. Yaklaşık 40 yıldır kökleşmiş, hacim yaratan belli sayıda müzayede evimiz var. Bu kurumlar, Batı'daki benzerleri gibi, sadece sanat eserlerine değil, antika vb. nesnelere de yer veriyorlar. Ama Türkiye sanat piyasasının hacmini, fiyatlarını ve gelişimini galerilerle belirleyenler de onlar. Bizdeki müzayede evlerinin kapasitesi, artık küresel ölçekte iş gören Christie's, Sotheby's gibi benzerlerinin elbette çok altında. Ama bu durum, bizim sanat piyasamızın sınırlarıyla ilgili. Bu oturmamış, henüz gelişmekte olan piyasanın sınırlarını belirleyen ise çok karmaşık bir nedenler manzumesi. Türkiye'de görece köklü bir müzayede kurumsallaşması var ve bu yapı, sanat piyasamızın teminatlarından biri. Elbette veri şeffaflığını ve veri işleme standartlarını uluslararası düzeye çıkarmaları koşuluyla. Henüz bu düzeyde olmadıklarını da eklemek gerek. Aynı şeyi sanat piyasamız için de belirtmek gerek. Bizdeki piyasa henüz oturmuş değil."
MÜZAYEDE İZLEMENİN DE BİR ADABI VAR
Müzayedelere katılmak çoğu koleksiyoner için, gösterinin bir parçası haline gelmek demek. Yaşanan çekişmeler kışkırtıcı olabiliyor. Müzayedeye giderken genelde koyu renk giyiniliyor. Ancak büyük koleksiyonerler bizzat müzayedeye katılmayı pek sevmiyor. Çünkü eğer rekor bir satış olursa bunu zaten medya yoluyla duyurabiliyorlar. Ve bir aksilik olup da teklifleri geri dönerse, kimlikleri gizli kalabiliyor. Bu yüzden online ya da telefonla müzayedeye katılan ya da vekil gönderenlerin sayısı hayli fazla. Müzayede salonları heyecanını korumaya devam etse de, artık neredeyse tüm müzayedeleri internet üzerinden canlı izlemek mümkün. Bu sayede heyecan sosyal paylaşım sitelerine taşınıyor. Bir yandan müzayede izleyip, diğer yandan da müzayedeyi sizinle birlikte izleyenlerin yorumlarını Twitter üzerinden takip etmek büyük keyif.
1900'LERİN BAŞINDAN BU YANA TÜRK MÜZAYEDELERİNDE İLKLER
* Türkiye'de açık arttırmacılığın tarihi oldukça eski. İlk örnekler, miras yoluyla geçen varlıkların satışı.
* Portakal Sanat ve Kültür Evi'nin müzayede evi, en eskilerden. 1900'lerin başında Yervant Portakal, antikacılığa ve müzayedelere Kapalıçarşı'da başlamış. Ev ve saraylarda müzayedeler düzenlemiş.
* 1980 sonrasında müzayede evleri otellerde bayraklı müzayedeler düzenlemeye başlar. İlk çağdaş resim sanatı müzayedesi ise 1988 yılında Antik A.Ş tarafından düzenlenir.
* 1970'lere kadar resim satışı galerilere dayansa da müzayede evlerinin artışıyla bugün Türkiye'de yaklaşık 150 milyon dolarlık bir sanat piyasasından bahsetmek mümkün.
* İlk büyük rekor satış, Osman Hamdi Bey'in 1906'da yaptığı Kaplumbağa Terbiyecisi isimli resmin satışı. Resim 2004'te Antik A.Ş'nin düzenlediği müzayedede Eczacıbaşı ve Kıraç ailesi arasındaki mücadele sonrası 5 trilyon liraya satılmıştı.
* Sotheby's'in Türk sanatıyla ilgilendiği ilk müzayede... 1990 yılında İstanbul Yıldız Sarayı Silahhne'de 36 sanatçının yapıtlarının satışa çıkarıldığı bir müzayede düzenlenir. Müzayedede Burhan Doğançay'ın bir yapıtına 11 bin 997 dolar verilir. Bundan sonra 2009'da Londra'da düzenlenen Türk Çağdaş Sanatı başlıklı müzayedeye kadar Sotheby's, Türkiye'yle ilgili bir müzayede düzenlemez.
* Burhan Doğançay'ın Mavi Senfoni eserinin 2009'da 2 milyon 200 bin TL'ye satılması yine müzayede tarihimizin en önemli rekor satışlarından.
* Müzayedede ilk video eseri ise 2009'da satılır: Canan'a ait İbret-i Numa. (Kaynak: Türk Plastik Sanatları'nda İlkler, Oğuz Erten.)
RESİMDEN KAZANDIĞIMI DAVALARA HARCADIM
2009'da Sotheby's'in Londra'da ilk kez düzenlediği Türk Çağdaş Sanatı Müzayedesi'nde Ruhani'ye 175 bin lira verilince, Taner Ceylan yaşayan en pahalı Türk ressamı olmuştu. (Bu rekor birkaç ay sonra Burhan Doğançay tarafından egale edildi. Bkz. üstteki fotoğraf.) Taner Ceylan'a müzayedelere bakışını sorduk: "Sotheby's tarafından yapılan müzayede Türk resminin duyurulması için önemli bir adımdı. Ne var ki daha sonra galeriler bu müzayedelere katılan sanatçıların eserlerini, sırf satış gerçekleşsin diye tanımadıkları tehlikeli sanat tacirlerine ve faturasız sattılar. Üzerinden yıl bile geçmeden, satılan bu eserler yurt içindeki müzayedelere verildi. Yerel müzayedeler bu durumu kötüye kullanıyor. Sanatçıdan izin almadan görselleri istedikleri gibi kullanıyor, yanlış basıyor, hatalı biyografiler yayımlıyor ve telif ödemiyorlar. Sotheby's ile başlayan bu ışıltılı Türk sanatı dönemi bitti. İstisna kabul edilmesi gereken bir durum kaideymiş gibi anlaşılır oldu. Gençler halen bunun etkisinde. Kariyerlerini, müzayedeler üzerinden yapabileceklerini sanıyor ve yanılıyorlar. Böyle bir ihtimal en azından yerel müzayedeler açısından yok. Öyle olsaydı, resimden kazandığımın çoğunu bu müzayede şirketlerine açtığım davalarda harcamazdım!"
SANAT VE PİYASASI AYNI ŞEY DEĞİL
Sanat tarihi üzerine çalışmalarıyla tanınan sosyolog Ali Akay, Türkiye'de genç sanatçıların müzayedelerde çok eserinin olmasını risk olarak değerlendiriyor: "Mezat, 19. yüzyılda Paris sanat merkezi olduğu sırada, 1801'de Mezatçılar Odası'nın girişimiyle kurulmuş bir yapıdır. Paris'te borsanın olduğu mahalle ile aynı mahallede yapılanmaları mezadın bir borsa sistemine yakınlığını göstermektedir. Kataloglanmış, yani kayıt altına alınmış eserlerle kayıt altına alınmamış eserler olarak iki grupta toplanan bu düzenleme, iki değil üçüncü bir kişinin (artıran) müdahalesiyle, ikili sözleşme modelinin dışında bir yapıya sahiptir. Türkiye'de bugün değer üzerine kurulu olan bir mezatta çok genç sanatçıların bulunması, sanatın ilerlemesi bakımından riskler taşımaktadır. Çünkü sanat ve piyasası aynı şey değildir. Sanat eseri bir meta olarak ele alındığında, burada yer bulmaktadır. Bunu da belirleyen koleksiyoncular, ikinci el satıcılar ve onların oluşturduğu piyasadır. Sanatçı ise eserini düşünen ve üreten kimsedir. Bu iki ayrı işin birleşmesi ise modernleşmiş kapitalizm ile alakalıdır. Türkiye'de bir yanda sanat üretimi diğer yanda ise sanat piyasası ve müzayedesi vardır. Söz konusu ayrım sanat üretimi bakımından önemlidir. Bu iki ayrı alanın iç içe geçiş sürecini yaşamaktayız."
MÜZAYEDE AJANDASI
* Bugün, Swissotel'de Artam Antik A.Ş'nin 275. Müzayedesi düzenlenecek. Klasik Tablolar ve Osmanlı Eserleri başlıklı müzayedenin gözde parçası Osman Hamdi Bey'in Vazo Yerleştiren Kız tablosu
* Beyaz Müzayede tarafından düzenlenecek 22. Beyaz Müzayede, 18 Aralık'ta Nişantaşı'nda bulunan Sofa Otel'de gerçekleşecek.
MÜZAYEDELERİN İLKLERİ KÖLE PAZARLARIYDI
Ali Artun'un Çağdaş Sanatın Örgütlenmesi adlı eserine göre, müzayedelerin tarihi M.Ö 5. yüzyıla kadar uzanıyor. Heredotos o tarihlerde her yıl Babil'de gelinlik kız ve köle müzayedeleri yapıldığından söz ediyor. Sanat müzayedeleri ise M.Ö 3. yüzyılda başlıyor. Bugünkü anlamıyla ilk müzayede evi İsveç'in Stockholm şehrinde 1674'te kuruluyor ve Auktionsverket halen faal. Onu 1744'te İngiltere'nin Londra kentinde kurulan Sotheby's izliyor. 20. yüzyılda Sotheby's ağırlıklı olarak kitap satışıyla uğraşsa da, bugün 1766'da kurulan Christie's ile birlikte dünyanın en önemli müzayede evi.
BİR MÜZAYEDE MÜDÜRÜNÜN İTİRAFLARI
Müzayede müdürlüğü diye bir meslek var. Salonun çoşkusunu ve rekabetin amansızlığını en yakından hisseden ve hissettiren bir iş. Mesleğin efsane isimlerinden biri Christie's'in baş müzayedecisi Christopher Burge. YKY'den Mine Haydaroğlu çevirisiyle çıkan Sanat Dünyasında Yedi Gün kitabında Sarah Thorton şunları anlatıyor: "Burge, 'Satış zamanı geldiğinde tam gaz başlarım. Öncesinde en az 50 kere prova yaparım, gerçekleşebilecek bütün olasılıkların üzerinden geçer, çılgın gibi çalışırım," diye açıklıyor. Kravatını ayarlayıp koyu gri takım elbisesini düzeltiyor. 'Akşam satışlarında seyirciler düşmanca davranabiliyor,' diye devam ediyor. 'Romalılar'ın kolezyumundaki gibi tek bir el hareketiyle karar verilsin diye bekliyorlar. Tam bir felaket, bol kan görmek ve 'Atın sunu dışarı' diye bağırmak istiyorlar. Ya da rekor fiyatlar bekliyorlar. Büyük heyecanlar, bol kahkahalar istiyorlar. Kısaca tiyatroda mutlu bir aksam geçirmeyi bekliyorlar.' Burge sektördeki en iyi müzayedecilerden sayılıyor. 'Aslında ne kadar korktuğumu bilseniz,' diye açıklıyor. 'Bir müzayede insanlığın gördüğü en sıkıcı şeylerden biri. İnsanlar iki saat boyunca orada oturup bir enayinin monoton sesini dinliyor. Salon sıcak. Rahatsız. İnsanlar uyukluyorlar. Bizim elemanlarımız açısından çok stresli. Ve benim için de tam bir dehşet deneyimi.' 'Ama iyi vakit geçiriyor gibi görünüyorsunuz,' diye karşı çıkıyorum. 'Nedeni viski,' diyor iç çekerek."