İlişkimizi besleyen şey müzik o olmayınca arıza çıkıyor

Giriş Tarihi: 10.8.2014

Türk Halk Müziği'nin güçlü yorumcusu Yavuz Bingöl, meslektaşı Öykü Gürman'la bir süredir hem iş hem de aşk ilişkisi yaşıyor. İkiliyle ilişkilerini, müzikal birlikteliklerini konuştuk. Söz, Bingöl'ün Başbakan'ın iftar yemeğine katıldığı için eleştirilmesine de geldi

Yavuz Bingöl 35 yıldır müziğin içinde bir isim. Sevgilisi Öykü Gürman'sa, Bingöl'ün kariyeriyle kıyaslandığında daha yolun başında. Birlikteliklerini iş hayatlarında da devam ettiren ikili, zaman zaman aynı sahnede yer alıyor. Aralarındaki uyum büyük ilgi görmüş olacak ki, iki sevgili müzikal birlikteliklerini Harbiye Açıkhava Sahnesi'ne taşıdı. Bingöl ve Gürman, 18 Ağustos'ta Türkiye'nin en önemli konser platformunda klarnet ustası Serkan Çağrı ile senfonik bir konser verecek. Bingöl'ün altıncı kez çıkacağı sahnede ilk kez yer alacak olan Gürman heyecanlı. İkiliyle verecekleri konser öncesinde buluştuk.

- Sevgilisiniz ama son zamanlarda sizi müzik partneri olarak da bir arada görmeye başladık. İlişkiniz mi bu süreci doğurdu?
- Öykü Gürman:
Kendiliğinden oldu aslında. Şarkılar buraya getirdi bizi. Hüsnü Arıkan'ın Hoşgeldin ve Ahmet Kaya'nın Merhaba şarkılarının düetini yaptık. Sonra başka parçalar girdi... Bir baktım, bir repertuvar oluşmuş...
Yavuz Bingöl: Müzik birlikteliği özel bir şey. Televizyon, günlük hayatta yaşadığımız sorunlar evde de zamanımızı alıyor. Öykü'yle müziğe sığındığımız zaman her şey yolunda gidiyor. Müzik diliyle konuştuğumuzda sıkıntı yok. Her çifte öneriyorum. Herkese öneriyorum aslında. Müzik, enstrüman çalmak hayatı kolaylaştıran bir şey, ilişkiyi de kurtaran, üretime yol açan, çocuğunuzmuş gibi heyecanlandıran bir şey.

- Tanışmadan önce de Yavuz Bingöl hayranı mıydınız?
- Ö.G:
Çok değildim açıkcası. Yabancı müzik özellikle flamenko dinliyordum. Türk şarkıcıları küçümsediğim için değil, tarz olarak beni besleyebildiklerini düşünmüyordum. Ama kardeşim Berk'le birlikte Yavuz Bingöl'ün ilk albümündeki Turnalar şarkısını ilk dinlediğimizde çocuktuk, çok beğenmiştik. Piyano ve gitarla türküyü birleştirmesi bizi çok şaşırtmış ve etkilemişti. Yavuz Bingöl'ün yaptığı işleri takip ediyorduk çünkü o farklı bir şey yapıyordu. Boyalı Direk türküsünü söyledikten sonra da türküleri özümsemiş ve özünden kaybettirmeden sunan kişilere karşı mesafeli durduk. Çünkü nasıl karşılanacağımızı bilmiyorduk, çünkü 'Deforme ettiniz' diyen de oldu, takdir edip 'Yeni nesle türküleri sevdirdiniz' diyen de. Yavuz bizi çok iyi anladı.
Y.B: Beni de böyle eleştirdiler çünkü... Piyanoyu bağlamanın yanına katıp türkü söylemeye başladığımda otantik ve yerel takılan halk müzikçilerden eleştiri almıştım. O döngü değişmez, bir dönem ben, sonra Öykü ve Berk yaşadılar.

- Öykü Hanım'ın gençliği ve dinamizmi sizi motive ediyor mu?
- Y.B:
Öykü benden daha heyecanlı. Bende yılların ağırlığı var. Bazen, 'Bizim yaşımıza gel, hele müzikte 35 yılını doldur bakalım aynı heyecanı yaşayacak mısın?' diye felsefe yapıyorum ama içimden de 'Bu kız mezara kadar aynı heyecanı taşır!' diyorum. Şarkı söylerken Öykü için hayat duruyor. Şarkı söylemediği zamanlar mutsuz, müzikten uzak durduğu zamanlar keyifsiz olan biri.

- Siz öyle değil misiniz?
- Y.B:
Ben de öyleyim ama hayatımın başka alanlarındaki sorumluluklarımdan dolayı bunu dert etmiyor görünüyorum. Otokontrollüyüm.
- Ö.G: Müzik benim hayatımın önceliği. Ondan beslenen biriyim ve olmazsa yokum. Benim kendimi ifade etme şeklim. Müzikle uğraşan insanlardan zarar gelmez. O nedenle Yavuz'la ilişkime güveniyorum.

YAVUZ'DA BİR KADININ İSTEYEBİLECEĞİ HER ŞEY MEVCUT
- Evde hangi konularda sohbet ediyorsunuz?
- Y.B:
Müzik konuşmak bize iyi geliyor.
- Ö.G: Hatta müzikten konuşamadığımızda sıkıntı başlıyor. Ailevi, özel, genel konuları konuşmak durumunda kaldığımızda sıkıntı yaşıyoruz.
- Y.B: Herkesin memleketine, olan bitene duyarlılığı var tabii ki. Ve bu durum bizim eve başka şekilde yansıyor. Alışkanlığımız da var, ne kadar az müzikten konuşursak o kadar mutsuz oluyoruz. İlişkiyi besleyen şey müzik.

- Sabah akşam da müzik mevzusu sürmez ki...
- Ö.G:
Sürer. Müzik bitmez. Müzik bitmezse, bu ilişki de bitmez. Sonsuz, derya deniz bir durum.
- Y.B: Sorunuzu anlıyorum, 'Bu müzik böyle devam edecekse, ömür boyu birlikte mi olacaksınız?'... Onu Allah bilir. Terazinin dengesi önemli. İyi ve güzel şeyler ağır basıyorsa sürdürülebilir bir ilişki yaşıyorsunuz. Sıkıntılar olmuyor mu? Oluyor elbette. Çözme şekliniz, uyguladığınız formül, formülü birlikte yapma şekliniz önemli. Bizim de bağırış çağrışlarımız oluyor mutlaka. Ama bir enstrümandan çıkan ses kadar çıkıyor sesimiz.
- Ö.G: Her şey bitebilir, plan yaparak hayatı yaşamamak gerekiyor. Akışa bırakmak lazım. Ben anların çok kıymetli olduğunu bilip, o anlara gereken değeri vererek yaşamayı tercih ediyorum.

- İkiniz de çok duygusal insanlarsınız. Bu birliktelik için zor değil mi?
- Y.B:
Çok zor. Öykü daha da duygusal belki de kadın olduğu için... Erkek milleti kadındaki duygusallığı çözse daha uzun sürer ilişki. Ben de duygusalım ama bazen onu hiç etkilemeyen, beni etkileyen şeyler oluyor. Bazen de o kızıyor bana, 'Bunu nasıl görmezsin, nasıl takmazsın?' diye... Duygusal olmak üretim açısından şahane bir şey ama yorucu...

- Siz önemli bir müzik adamısınız. Sevgiliniz de olsa, genç bir müzisyenle aynı sahneyi paylaşmak egonuzu etkilemiyor mu?
- Y.B:
Müzik tek başına yapılan bir şey olmadığı için bu paylaşım beni rahatsız etmiyor. Hep orkestra müziği yaptığım için yüksek bir egom oluşmadı.

DIŞARIYA KARŞI DAHA VERİCİYİM
- Kendinizi evlilik değil de ilişki adamı olarak tanımlıyor musunuz?
- Ö.G:
Güzel soru (gülüyor). Ben de bunun cevabını merak ediyorum...
- Y.B: Hem çevrem hem de alışkanlıklarım, kendimce sürdürmeye çalıştığım toplumsal duyarlılık, yapmak istediğim yardımlar nedeniyle zor bir adamım. Bunu benimle yaşayan insanlar iyi biliyor.
- Ö.G: Dışarıya karşı çok vericiyken zaman zaman ilişki içinde çok içine dönük olabiliyor. Bencillik demeyelim ama böyle bir huyu var.

- Uzaktan sevmek sevmelerin en güzeli o zaman...
- Ö.G:
Evet. dışardan biri için öyle... Bahsettiği, ilişki içine girdiği zamanki zorluğa hak veriyorum. Kişilerin kendi özel alanlarına son derece saygı duyan biriyim.
- Y.B: O kadar dışarıya vericiyim ki, bazen yakınımdakilere kalmıyor. Bazı hallerim var, o konuda bencillik yapabiliyorum.

- Ne mesela?
- Y.B:
Kafama estiği zaman gidip istediğim yerde zaman geçirmek... Yoksa ayakta duramıyorum.

- Geçmiş aşk hayatınız bir sır olmadığı için rahatlıkla soruyorum; genç ve güzel kadınları kendinize aşık etme konusundaki sırrınız ne?
- Y.B:
Bir sırrım yok ya...
- Ö.G: Yavuz kadın ruhundan çok iyi anlayan bir adam. Bir kadının isteyebileceği her şey mevcut onda. Saygı, sahiplenme duygusu... Bir kadının her şeyi olmayı başarabiliyor. Geri kalan sıkıntıları da aşıyoruz bu özellikleri sayesinde.

UZATILAN ELİ SIKTIM DİYE VATAN HAİNİ İLAN EDİLDİM
- Başbakan'ın iftar yemeğine katıldığınız için eleştirildiniz...
- Bir davete icabet ettik. 12 yıllık iktidarı boyunca Başbakan'la temasım üçü geçmez. Demokratik açılımla ilgili toplantıya katıldım. Gezi olaylarının ardından yapılan toplantıda yer aldım. Bir de son olarak iftar yemeğine gittim. Son 12 yılda yaptığım konserlere bakıp hükümetle bir menfaat ilişkimi göstersinler, gösteremiyorlar. 'Solda duran Alevi bir sanatçı olarak niye o iftara katıldın?' diyorlar.

- Niye katıldınız?
- Ülke ciddi bir kutuplaşmaya gidiyor. Bu kutuplaşmayı hem sağcısı hem solcusu yapıyor. Çevremize bakın; Azerbaycan ile Ermenistan arasında küçük çaplı çatışmalar başladı. Suriye'de beş yıldır çatışma var. Irak'ta IŞİD diye bir örgüt var. Birbirini boğazlama ortamının ortasındayız. Gazze'nin İsrail'le durumu ortada. O kutuplaşmayı önlemek adına katkıda bulunmak için yemeğe icabet ettim.

- Fotoğrafınız da eleştirildi.
- Başbakan bana elini uzatmış 'Hoş geldin Yavuz Baba' demiş, ben de elimi uzatmışım. Durum bu ama oradaki resim kötü. Sanki herkesi yarmışım Başbakan'ın elini sıkmak için kendimi paralıyormuşum gibi... Hiç öyle değil. Ben geride duruyordum. Başbakan kalkıp masamıza geldi. Orhan Bey'in elini sıkınca beni gördü, benim de elimi sıktı. Hatta başka şeyler de söyledi. Orada bir arkadaş 'Solcular dışarı' dedi. Başbakan da güldü. Dedi ki 'Yavuz solcudur ama sağduyuludur.' Başbakan'ın yerinde Kılıçdaroğlu olsun, o geceye sağcı bir sanatçı davet edilse ve o da gitse bunlar mı olacaktı? Nezaketsizliği, küfürü, ailemden başlayıp inandığım değerlere uzanan bir hakaret zincirini hak etmedim. Bunu sosyal medyada 100 kişi yapıyor. Pir Sultan Abdal idam sehpasına giderken Hızır Paşa taşlatmış halka. Sevenleri de kıyamamışlar gül atmışlar. Pir Sultan da 'Ellerin taşı bana hiç değmez, illa dostun gülü yaralar beni' demiş. Çok yakınınızda olan biri bir şey yazdığım zaman üzülüyorsunuz. Bir iftar yemeğine gidip, uzatılan bir eli sıktığım için vatan haini ilan edildim. Orada bir ortam oluşsa nasıl Başbakan'a nasıl bir cumhurbaşkanı hayal ettiğimi anlatırdım...

NASIL BİR CUMHURBAŞKANI İSTİYORUM?
- Bize anlatın...
- 'Bizi 12 Eylül anayasasından hemen kurtarın' derdim. 'Gezi olaylarında ölen vatandaşlarının katillerini bulun ve polisse, polis rozetini sökün, adalete teslim edin' derdim... Ben böyle bir cumhurbaşkanı istiyorum, ülkesinde insanların özgürce, etnik kökenine bakılmaksızın yaşadığı... Başbakan'ın alkışlanması gereken eylemleri de var, eleştirilmesi gerekenler de... Ben Başbakan'a o eleştiriyi söyleyecek özgürlükte bir adamım. Başbakan yalakaları sevmiyor bu çok açık ve net!
BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
İlişkimizi besleyen şey müzik o olmayınca arıza çıkıyor
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN