Türkiye'nin en iyi haber sitesi

Bendir bir can taşıyor o yüzden ruhunuza dokunur

Günlük hayatın karmaşasından yorulup kendi ruhuna dokunmak isteyen insanların sayısı çoğaldıkça mistik müziklere olan ilgi de arttı. Başta tasavvuf olmak üzere mistik müziklerin yüzlerce yıllık vurmalı çalgısı bendir de revaçta... ’de Bendirhane adlı atölyesinde özel tasarım bendirler üreten alanında bir dünya markası oldu

Giriş Tarihi: 22.9.2019
Bendir bir can taşıyor o yüzden ruhunuza dokunur
Her ne kadar sevsek de, kalbimizde derin bir aşk beslesek de İstanbul hızlı, yorucu bir şehir. İyiyle kötünün, kaygıyla huzurun arasında görünmeyen bir savaş var sanki. Bu da bir gerilim hattı yaratıyor. O yüzden Eskişehir'e varınca huzurun farklı tonları karşılıyor bizi. Eskişehir sanki hızla, yaşama savaşıyla bir ateşkes imzalamış... İnsanı dingin hissettiren bir hal var havasında. İşte Eskişehir merkezde, bir açık hava pasajındayız. Çay ocakları, lokantalar, tavla zarı, çay kaşığı sesleri... Bir mahalle dizisi ambiyansı. İşte tam burada küçük bir atölye. Kendisi küçük ama içeride üretilen işin namı dünyayı sarmış. Müzisyen ve enstrüman yapımcısı Melih Özmen'in kurduğu bendir atölyesi Bendirhane burası. Mistik müziklerin yüzlerce yıllık eşlikçisi, kadim vurmalı bendirler üretiliyor burada... Gürgen ağacı kokuyor içerisi ve yoğun bir oğlak derisi... Ve en çok da emek kokuyor... Melih Özmen öyle alalade bir bendir yapımcısı değil. Yaptığı diyeceğiz ama daha doğru tabirle tasarladığı, üzeri rengarenk desenlerle kaplı bendirler Türkiye'nin her yerine gidiyor buradan. Üstelik sadece Türkiye'yle sınırlı değil müşteri kitlesi. Sipariş üzerine, kişiye özel tasarlanan bendirler alıcı ülkeleri arasında Singapur, ABD, Lübnan, Romanya, Yunanistan, İngiltere, Almanya, Rusya, Malta ve Şili de var. Yani bu küçük, mütevazı atölyeden yanan ışık dünyayı aydınlatıyor. Bendirhane'nin hikayesine gelmeden, genç ustamız, 32 yaşındaki Melih Özmen'in dünyasını anlatmakta fayda var. Özmen öğretmen bir anne babanın en küçük oğlu. İki ağabeyi var. Her iki ağabey de müzikle ilgiymiş. Büyük ağabeyi bir vurmalı çalgılar ustası... Yurt dışında yaşıyor. Küçük ağabey de müzisyen: "Vurmalı çalgılar aslında hayatıma çocukluğumda girdi. Annem çok güzel sanat müziği söylerdi. Ben de ona eşlik ederdim etrafımda ne bulursam vurarak. Ritim kulağım öyle gelişti. Bir de küçükken okulda sırayı çalardım. 'Sırabuka' derdim hatta sıraya."



'SIRABUKA' ÇALMIŞ
İşte küçük yaşlarda eline bir gitar geçiyor Melih'in. Vurmalı zaten genlerinde var. Gitarı kendi kendine öğreniyor. Hatta üniversitede sivil havacılık okurken kafelerde gitar çalıp, şarkı söylüyor. Rock'ın ve dahi heavy metal sularında da geziniyor. Ama bir dönem sıkılıyor gitardan... Artık müzikte ve hayattaki arayışı değişiyor. Tam da bu dönemler tasavvufa ve Divan Edebiyatı'na merak sarıyor. Özellikle Divan Edebiyatı'nın en önemli isimlerinden Şair Nefi elinden ve kalbinden düşmüyor. Tam da bu sıralarda biriyle tanışıyor. Bu arkadaş doğunun mistik sazlarından santur çalıyor... Santur sesi onu, zaten kodlarında kayıtlı olan makam müziğine, bir iç arayışa davet ediyor. Çok geçmeden kendisi de bir santur satın alıyor. Enstrüman çalmaya yeteneği olan Melih santurun kodlarını da kısa sürede çözüyor. Sokakta santur çalıyor uzun süre. Ama zaten bendir hep hayatında, o hiç çıkmıyor...



SOKAK ÖNEMLİ BİR DURAK
Santur ucuz müzik aleti değil bu arada. Herkes soruyor kendisine ben de almak istiyorum diye. Bu arada santur alıp satmaya başlıyor, yine sokakta olup bitiyor bu süreç. Sokak Melih'in kendini arama duraklarının en önemlisi. Orada tanışıyor insanlarla, orada müzik ve hayat sohbetlerinin içinde buluyor kendini. Kendine benzeyen, arayışı olan müzisyenlerle, insanlarla tanışıyor. Başta dedik ya, bendir tasavvuf dahil olmak üzere mistik müziklerin daimi yol arkadaşı... Kalbi... Her 'düm'ünde bir içe bakış, her 'tek'inde bir kendine yöneliş barındırıyor duyabilene. Mistik ve etknik müziklere yöneliyor Melih. Yine o dönemlerde ilginç bir şey geliyor başına: "Çağrı adında bir arkadaşım bir gün beni Konya'ya davet etti. Ama kendisinin cep telefonu kullanmıyor. 'Sen gel, ben seni ararım' dedi. Hayatımda ilk defa Konya'ya gidiyorum. Yanımda çok param da yok, kalacak bir yerim de yok. Santurumu, bendirimi alıp gittim. Geziniyorum, dolaşıyorum saatler geçti. Arkadaşım aramıyor. Biraz panikledim, nerede kalacağım, ne yapacağım bilmiyorum. Hz. Mevlana'nın türbesine gittim. Orayı gezdim. Sonra çıkışta baktım arka tarafta kimsenin gitmediği, yönelmediği bir patika var. Oraya doğru girdim. Yürüdüm bir baktım. Şair Nefi'nin makamı var orada. Hayrete düştüm... Sürekli okuduğum, etkilendiğim insanın makamının orada olduğunu bilmiyordum. Sonra biraz daha yürüdüm. Hiçhane adlı bir mekan var. İçeride müzik meşk ediliyor. İçeri girdim. Müthiş huzurlu bir yer. Bir sigara çıkardım cebimden. Ama ateşim yok. Ön masada oturan birine omzuna dokundum. Ateş istemek için, bir baktım beni oraya çağıran arkadaşım Çağrı. 'Hoş geldin' dedi tatlı bir tebessümle. Ben şaşkın ve hayret içindeydim. 'Sakin ol, dedi. Bunlar küçük tevafuklar. Gönül işleri... Ondan sonra arayışım daha da arttı."



İNSANLAR HAYATIN HIZINDAN YORULDULAR
Yaşadığı olaydan sonra Melih için müzik sadece bir kendini arama vasıtası haline geliyor. Ama bir yandan da iş yapmak lazım. Çünkü üniversiteyi bırakıyor. Bendir yapma fikri geliyor aklına. Araştırmalar yapıyor. Ağaç nasıl bulunur, nasıl bükülür, deri nasıl temin edilir, nasıl gerilir... İlk önce kendisi için bir tane tasarlıyor ve sosyal medyasına koyuyor fotoğrafını. Dakika bir gol bir hemen teklif geliyor birinden "Bana da yapar mısınız?" diye. Sonra işler yavaş yavaş büyüyor. Evden çalışıyor... Hayvan derisinden yapılan bendir kolay kolay akort tutmaz. Sıcak da soğuk da derinin halini değiştirir. O yüzden ısıtırlar genelde. Ama son dönemlerde yapılan bir tür var. Teknik olarak 'havalı bendir' diyorlar. Akort kaçırmıyor. Isıtmaya gerek kalmıyor. Özellikle bu türe odaklanmaya başlıyor. Sonra atölye açıyor. Genellikle oğlak derisi ve gürgen ağacı kullanıyor Melih bendirlerinde... Ama sonradan bir de işin içine bendirleri boyamak giriyor. Japon deri boyama sanatını araştırıyor, öğreniyor... Her bir bendiri boyuyor, desenliyor. Her biri biricik oluyor. Birinin tekrarı, aynısı yok! Siparişler yağmaya başlıyor Melih'e... Ve Bendirhane beş yıl gibi kısa bir sürede bir dünya markası haline geliyor. İnternet üzerinden, sadece kişiye özel tasarım bendirler çıkıyor maharetli ellerinden Melih'in. Ahşap ustası dostu Emirhan Sertyalçın da yoldaşı oluyor bu işte. Bir de ekibe yeni katılan çırakları Serkan Kirlik... Melih, bendire ve mistik müziklere ilginin arttığını söylüyor ve bu durumu da şöyle yorumluyor: "İnsanlar hayatın hızından yoruldular. Hepimizin dünyaya ait payeleri var. Müzisyen, öğretmen, avukat, işçi... Şu bu... Ama özümüzde biz kimiz. "Kendini bilen Rabbini bilir"se biz niye kendimize, kendi içimize bakmıyoruz. İşte kendini arayan insanların sayısı artıyor. Doğal olarak bu müziklere de yansıyor. Bendir ve sufi etkileşimli müziklere olan ilgi de artıyor. Baktığınız zaman bendir bir can taşıyor. Hayvan derisi var üzerinde... Ruhunuza temas ediyor sesi..."

BUGÜN NELER OLDU
ARKADAŞINA GÖNDER
Bendir bir can taşıyor o yüzden ruhunuza dokunur
* Birden fazla kişiye göndermek için, mail adresleri arasına “ ; ” koyunuz
BİZE ULAŞIN