ABD ve AB temelli iki önemli bilimsel araştırma sayılan, İnsan Nöro-Zihin Projesi ile İnsan Beyin Projesi'ne Türkiye'den katılan tek isim olan Bahçeşehir Üniversitesi Tıp Fakültesi Kurucu Dekanı, Beyin Cerrahı Prof. Dr. Türker Kılıç'ın ilginç yaşam öyküsünün yanı sıra insan beyninin bilinmeyenlerinin anlatıldığı "Beyin Nedir?"den "Yaşam Nedir?"e/ Bir Hayat Serüveni Türker Kılıç isimli kitap yayınlandı. Gazeteci Mert İnan'ın kaleme aldığı ve Epsilon Yayınları'ndan çıkan kitapta, insan beyninin gizemleri, yapay zeka ve bağlantısal bütünlük adı verilen yeni bilimsel paradigmanın ayrıntıları dikkat çekiyor.
Biz de bu vesileyle beyin ve beyinle ilgili yapılan araştırmaların geleceği ile ilgili Türker Kılıç ile konuştuk...
- "Mutluluk hormonu, aşkın fizyolojisi gibi tanımlamalar en büyük uydurmalar" diyorsunuz kitabınızda. Bunu biraz açar mısınız?
- Sistem hiçbir zaman anlatıldığı kadar tekdüze çalışmıyor. 86 milyar çarpı 15 bin bağlantıdan oluşan bir bağlantısallık söz konusu. Beynin işleyişi, bazılarının anlattığı kadar basit değil. Birilerinin serotonin diye dilinden düşürmediği kimyasal öyle bir yere bağlanmıştır ki öldürmekle orgazm olan, hastalıklı beyin yapısı ortaya çıkar. Bilim dünyasında bu tür vakaların durumu tartışma konusudur. Kimyasallar dışında, beyin tümörleri de farklı hasar ve düşünce bozukluklarına neden olabilir.
Beyninde tümör olan birinin karakteri değişebilir, öyle biri değilken küfürbaz, saldırgan olabilir. Otokontrol mekanizması zarar gören kişinin kimyasal sentezlemesi ile sağlıklı insanlardaki sentezlenme aynı değildir. Özetle beyin kimyasalları sinapslardan salgılanmadan önce onbinlerce farklı molekül harekete geçiyor.
YAPAY ZEKA İŞİMİZE MANI OLMAYACAK
- Yapay zekanın hep, insan iş gücünün yerini alacağından korkuluyor. Sizce bundan korkmalı mıyız?
- Yeni uygarlık ve kültürde bugünden farklı özgürlük alanları ortaya çıkacak. Günü geldiğinde robotların da bizler gibi yaşamın parçası ve yaşam hakkı olduğunu kabulleneceğiz. Canlılık atan bir kalp değil, bilgi işleyen bir zeka ve zihin gerektirir. Bilgi işleyen her sistem aynı zamanda zeka yaratan bir özellik gösteriyor. Bu durum sadece insan beynine özgü değil. Yapay zeka, bilgi işleme sistemini daha iyi anlamamızı, insan zekasının matematiksel olarak ölçülebilmesini sağlayacak. Yapay zekanın ileri aşamalarında kendi kendine öğrenen cihazlar hayatımıza girecek. Kaldı ki yapay zeka insanın çocuğu gibi gelişiyor. Çocuğunu kabadayı gibi yetiştirirsen banka soyguncusu veya mafya babası olur. Hümanizmi, eğitimin önemini, sevgi, saygıyı öğretir ve gösterirseniz örnek birey ortaya çıkar. Yapay zekanın nereye evrileceğine, insanlığın davranış ve seçimleri karar verecek.
Yeni paradigmada yapay zekanın kontrolden çıkması diye bir kavram yok. En büyük yanılgımız, yaşamın kontrolünün insan elinde olduğu, hayatı kontrol ettiğimizi zannetme düşüncesi. Bu durum, yaprağın ormanı kontrol ettiğini sanması kadar saçma ve gerçek dışı.
BEYNİMİZİN YÜZDE 100'ÜNÜ KULLANIYORUZ
- "Beynimizin sadece yüzde 10'unu kullandığımız ise uydurma bir söylem. Herkesin yüzde 100'ü aynı değil ancak herkes kendisinde var olan yüzde 100'ü kullanıyor" diyorsunuz. Bu da ezberleri bozan bir açıklama. Bunu biraz daha açar mısınız? Niye bugüne kadar böyle bildik ve aslında neden böyle değil?
- Sizin beyninizde 86 veya 100 milyar nöron olmasının önemi yok. Ne kadar çok zihinsel aktivite, o kadar çok bağlantısallık demek. Kaldı ki, beynimiz her gün bağlantısallık akış hızını kendisi belirliyor. Bugün hızlı düşünüp hızlı kararlar alırken, ertesi gün daha yavaş düşünüp durağan olabiliyoruz.
Bir futbolcunun maçın başındaki beyin akış hızıyla, doksanıncı dakikadaki akış hızı aynı değil. Sistemin işleyişinde tek bir neden ve çözüm yok. Sistem sürekli farklı davranış gösterebiliyor. Potansiyel zihin kapasitemiz içinde kullanabildiğimiz kısmına akıl diyoruz. Örneğin, benim keman çalma potansiyelim var ancak keman çalamıyorum. Öyleyse zeka olarak keman çalabilecek kapasitem olsa da akıl olarak şu an için keman çalamıyorum.
Zeka potansiyeli, akıl öğrenileni tanımlar. Zeka ile bilinç ayrımı ise daha keskindir. Zeka bir çeşit varoluş çabası ve içinde bulunduğumuz bağlantısallığa adaptasyon becerisidir. Bilinç ise varoluş farkındalığımızdır. Bu nedenle beynimizin sadece yüzde 10'unu kullandığımız ise uydurma bir söylem. Herkesin yüzde 100'ü aynı değil ancak herkes kendisinde var olan yüzde 100'ü kullanıyor.
- "Yeni dünya düzeninde zeka ve çalışkanlık kavramları yerini iyilik ve yaratıcılığa bırakacak" diyorsunuz... Zekanın önemi neden azalacak?
- Yeni dünyanın en önemli iki kavramı zeka ve çalışkanlık değil, iyilik ve yaratıcılık olacak çünkü yeni bilimsel aydınlanma, hepimizin, her şeyin tek bir vücudun hücreleri gibi bütünlük ve bağlantısallık içinde olduğu düşüncesi üzerine kurulu. Bu varoluş, güçlü olanın genini aktardığı, öne geçtiği "gen bencil" kültür kodlarını değil, işbirliğini öne çıkarıyor. Yeni bilim paradigmasının esas dayanağını, yaşam ve varlığın bağlantısallığı oluşturucak. Bilimsel devrim sayesinde diyalektiğin yerini bağlantısal bütünlük; beden, zihin, bilinç ayrılığının yerini ise bütünsellik alıyor. "İnsan için yaşam" kültürü, "yaşam için insan" ilkesine dönüşüyor. Yaşam ağı içinde her varlık eşdeğerlidir. Yaşam açısından arıkuşuyla benim aramda fark yoktur. Oysa içinde yetiştiğimiz kültür, bireyciliği ve "ben" kavramını temel kabul ediyor. "Ormanı yaprak için" gören anlayış yerine, "yaprağı orman için" gören bir düzene geçeceğiz.
- Gelecekte depresyonun cerrahi yöntemlerle çözülebileceğini söylüyorsunuz. Hangi yöntemlerle ve nasıl gerçekleşecek bu? Şu an bu konuyla ilgili çalışmalar var mı?
- Nörozihin cerrahisi gün geçtikçe gelişiyor, ilerliyor. Nörozihni değiştiren cerrahi yöntemler, hassas anatomik hedeflerin, hücresel hatta gen düzeyinde uyarılması esasına dayanıyor. Optogenetik ve berraklaştırma yöntemleri, yakın gelecekte nörozihin cerrahisinin temellerini oluşturacak. Berraklaştırma yöntemi, beyin dokusunun tamamen şeffaflaştırılmasına, herhangi bir kesit almaya gerek kalmadan beynin üç boyutlu bir bütün olarak görüntülenmesine olanak sağlıyor. Berraklaştırma yöntemi sayesinde beynimizdeki farklı bölgelerin, nöronların uzanımları ve birbirleriyle olan bağlantıları görüntüleniyor.
NÖROZİHİN CERRAHİSİ
Korku, heyecan, endişe gibi farklı duygu durumlarını anlamak için söz konusu görüntüleme tekniği kullanılıyor. Önümüzdeki birkaç yıl içinde ışık kullanılarak nöronlarda kontrollü operasyonlar başlayacak.
İlk olarak 2005 yılında, bilim insanı Karl Deisseroth ve arkadaşları, nöronal aktivitenin milisaniyelik zaman diliminde ışıkla kontrol edildiğini göstermişti. Orta beyin bölgesindeki nöronların uyarılması sonucu depresyonun kontrolü sağlanabiliyor. Şu an olmasa da nörozihin cerrahisinin en fazla kullanılacağı alanın depresyon olacağına inanıyoruz.
Depresyon, yanlış zihin üreten beynin hastalığı olarak tanımlanıyor. Bu hastalık sadece beyindeki serotonin oranının azalması nedeniyle ortaya çıkmıyor.
Depresyona neden olan birçok etken var. Gelecekte bu hastalığın tedavisi de nörozihin cerrahisiyle gerçekleştirilecek.
Günümüzde MR ile neredeyse 100 milyar nöronun oluşturduğu bilgi ve enformasyon ırmağını görüntülerken, gelecekte tek bir nöronun oluşturduğu bilgi ağını görüntülemek mümkün olacak.
ÇOCUK YETİŞTİRİR GİBİ
- "Çocuğa öğretilen her şey günü geldiğinde robotlara da öğretilecek. Robotlara da duygu katılabilir. Duygu da bir kodlama Yapay zeka insan zekasının matematiksel olarak ölçülebilmesini sağlayacak. Bu durum yeni bir kültür ve dünya düzenini ortaya çıkartacak" diyorsunuz.
Nasıl olacak bu? Açar mısınız?
- Geleceğin robotları, insanlar gibi bilgi işleme becerisine sahip olacak ve bir insan evladı gibi robot yetiştirip büyütenleri göreceğiz. Ayrıca robotlara da duygu katılabilir. Gelecekte duygusu, hisleri olan robotlar hayatımıza girebilir. Sonuçta duygu dediğimiz de bir kodlama. Düşünceler gibi duyguların da bir matematiği var. Biz insanlar, ucu bucağı olmayan ormandaki bir yaprak olduğumuzu bilmek durumundayız.