Röportaj vesilesiyle randevulaşmak için kendisini aradığımızda, telefonun diğer ucundaki ses etkiliyor bizi önce. Tıpkı naif enstrümanı kanun gibi, pırıl pırıl, su gibi akan bir ses ve üslupla konuşuyor... Sazını icra ederken de, konuşurken de ruha dokunmayı biliyor; ünü artık ülke sınırlarını aşıp, çoktan uluslararası sulara yelken açmış kanuni Göksel Baktagir...
Tıpkı Mevlevi kültürünün pergel metaforunda olduğu gibi bir ayağını geleneğe sabitleyen, diğer ayağıyla dünyayı dolaşan sanatçı; Türk musikisinin en derinine attığı çıpaya bağladığı sanatını, kainatın tüm ses deryasında gezdiriyor yıllardır.
Baktagir'in yeni albümü 'Aşk Masalı' yayınlandı. Biz de vesileyle Baktagir'in kapısını çaldık. Karşımızda bir müzisyenden öte, sazıyla bütünleşmiş, hem insan ruhunun, hem müziğin derinliklerine talip mütevazı bir bilge gördük...
- Aşk Masalı nasıl bir albüm Göksel Bey? Sizce diğer albümlerinizle kıyasladığınızda farklılıkları, özellikleri neler?
- 'Aşk Masalı' benim için 26 yıl öncesinde duygularımı enstrümantal müzik formunda besteleyip albümler halinde sunduğum zamandan bu yana birikmiş ve demini almış ezgilerimin arasında bazen beni zorlayıp, bu ezginin içinde sözü olmalı dedirten ve sözlere kavuşup şarkılara dönüşen bir duygu projesi. Bu süreç içinde sözlü hale gelen şarkılarımı Çiğdem Gürdal gibi gönül sesi güçlü bir yorumcu ile eserler ruh kazandı ve demini almış olan projemiz aynı zamanda yakın zamanda bir albüm olarak ta sanatseverlerle buluşacak.
- Bu kez sözlü bestelerinizi dinliyoruz. Siz enstrümantal olarak da duygularınızı çok derin anlatan bir sanatçısınız. Sözler eklenince müziğiniz nasıl bir yere evriliyor sizce?
- Enstrümantal müziğin büyülü tarafı, her dinleyenin dinlerken kendi metinlerini oluşturduğu sınırsız bir titreşim alanıyla kuşatıyor kalpleri. Aslında içlerinde bazı ezgilerim adeta benim sözümü çıkar bu melodiden dedirtircesine beni o kanala çekti ve ilk başlangıçta ben ezginin sözünü hissederek ortaya çıkardım. Sonrasında da kıymetli şairlerimiz ile melodilerin seyrindeki güfteler ortaya çıkarılmaya başlandı. Şunu da eklemek isterim ki zaman zaman o kıymetli şairlerimizin güftelerinin melodisini oluşturma çabasıyla da besteler yapmaya gayret ettim.
- Enstrümantal ve sözlü beste arasında sizin için farklar neler? Her iki duyguyu nasıl anlatırsınız?
- Sesler dünyasının musikiyle örülmüş enstrümantal hali size sınırsız bir alan sunarken, en güçlü şiirde bile sözlerin sınırları çerçevesince o empatiyle duyguyu sınırlandırırsınız.
- Siz eserlerinizin hikayelerine de çok önem veriyorsunuz. Hatta bu konuda bir kitap da yazdınız. Bu albümden iki-üç parçanın hikayesini bizimle paylaşabilir misiniz?
- 'İpek Böceği'nin hikayesi: Bir koza, bir engellenmişlik... Koza delinirse dönüşüm kelebek ve ardında bırakılan ipek saflığı... Yıllar önce bir hikaye okumuştum. Malum ipek yapımı kozaların canlı canlı kaynayan kazanlara açılmasıyla gerçekleşiyor. Sadece bir dönem Hindu'lar artık kozalardan ipek yaparlarmış. Gerçi ortaya çıkan ipek ikinci kalite olurmuş ama hikayenin arkasındaki derin mana beni çok etkilemişti. Hindu'lar cana kastetmemek için yapıyorlarmış. Bu hikayenin etkisiyle, kocasını denebilecek ve Kelebek haline gelen kelebeği kendi duygu tuvalimde resmetmeye çalıştım.
- Müziğinizle yerelden yola çıkıp evrensele ulaştınız. Dünyanın pek çok önemli müzisyeniyle sahne aldınız, çalışmalar yaptınız. Bu açıklığınız, farklı müziklerle olan kesişmeleriniz ve dostluğunuz nereden kaynaklanıyor sizce?
- Hepsinin sırlı tarafı gönülden yaklaşmakla oluyor ve yüce Allah'ın bizlere sunduğu güzelliği heyecan duyarak, saygı duyarak işlemeye çalışarak o güçlü bağlar oluşuyor.
- Caz müzisyenleriyle de çalışmalarınız oldu. Sizce cazdaki doğaçlama duygusu bizim musikimizde de var mı? Nasıl?
- Caz müziğin en büyük esprisi, bireysel ruhun ön planda olduğu doğaçlama bölümlerdir. Aslında musiki kültürümüzde yüzyıllardır o caz formu işlenmeye devam etmektedir. Enstrümanlarla yapılan caz formu 'Taksim' adını almış. Dini musikimizde 'Kaside' adını almış, Lâdini musikimizde de 'Gazel' adını almıştır.
- Bizim musikimiz makam musikisi. Her makam farklı duyguları ifade ediyor ve çok zengin. Size ilham veren, hayatınıza zaman zaman fon müziği olan makamlar hangileri ve neden?
- Evet Türk Müziği makam müziğidir ve 'perde' müziğidir. Notalar 'perdelerle' kalbe tesir edecek en ince halde işlenir. Her makamın ayrı bir kokusu vardır. Ben icra ettiğim kanun sazına da yakıştırdığım Kürdîlihicazkâr makamını çok severim.
- Bugüne kadar pek çok öğrenci yetiştirdiniz. Eğitmenlik maceranız nasıl gidiyor ve sizin için ne ifade ediyor?
- Sırlı yolculuğuna dahil olduğum kanun sazı ile olan muhabbetim hiçbir zaman sadece icracı konumunda olmadı ve ileriye yönelik icracılara fayda sağlamak için içini doldurmaya çalıştığım bir eğitim aracı oldu. Pandemi zamanlarında bile online eğitimler vererek, kanun sazına sevdalı icracılara faydalı olacak programlar yaptım. Bu dönemde ise kanun metodunu kendi el yazımla hazırlamaya başladım.
ENSTRÜMANA NASIL YAKLAŞIRSANIZ O DA SİZE ÖYLE YAKLAŞIR
- Kanun bir anlamda sizin sırdaşınız... Onunla baş başa kaldığınız nasıl dertleşirsiniz, neler konuşursunuz?
- Bir enstrüman, icracısının aynasıdır. Ona nasıl yaklaşırsanız onun aksi sedalanır teller üzerinde. En samimi duygularla dokunmaya çalışırım. Teller gergin olsa da duygunun ifadesi yumuşak ve sevgi dolu olmalıdır. Tellere mızrabımı o yumuşaklıkta teslim ederim. Sonrasında sabırla işlerim müziğimi.
- Kanunu duygusal ve teknik olarak diğer enstrümanlardan ayıran özellikleri nelerdir sizce?
- İyi akortlu bir kanun icracıya güzel bir duygu verir ve bir bağ kurar. Ayni zamanda ahenkli duyulan sesler icracıya cesaret de verir. Bu manada olumlu özellikleriyle kendisine bağlar ancak her enstrümanda olduğu gibi teknik anlamda yol alabilmek için sabırla saz üzerinde etütler çalışmak gerekir.