Bazen birini seversin. Kalbinle, ruhunla, bütün iyi niyetinle. Ama her seferinde bir şeyler eksik kalır. Bir yerde bir kopukluk olur. Ya o çok sever, sen karşılık veremezsin... Ya da sen seversin, o kaçar. Kimse kötü değildir aslında. Herkesin içinde sevme potansiyeli vardır. Ama herkesin sevme şekli birbirinden farklı olabilir. Hayatımız boyunca kurduğumuz tüm yakın ilişkilerin (romantik, dostça ya da ailevi) hepsinin belirli bir ritmi vardır. Ve bu ritim çoğu zaman çocukken öğrendiğimiz bir melodiden gelir. Bu melodiye psikolojide 'bağlanma stili' denir. Hepimizin ilişkilerde bir 'dili' vardır. Kimi ilişkide huzuru arar, kimi fırtına olmadan aşkı hissedemez. Kimi biriyle yakınlaştıkça içine kapanmak ister, kimi de karşısındakinin ilgisini sürekli ölçmek, test etmek zorunda hisseder. Bu farklılıklar tesadüf değildir. Çocukken sevgiye, ilgiye ve korunmaya nasıl ulaştıysak; yetişkinlikte de o duyguyu yeniden yaratmaya çalışırız. Hatta bazen acı da olsa, tanıdık olanı seçeriz. Psikolojinin büyük ustalarından biri olan John Bowlby, "İnsanın doğuştan gelen bir bağ kurma ihtiyacı vardır" dediğinde aslında bize şunu anlatıyordu: "Bir çocuk için en temel ihtiyaç sadece süt, battaniye ya da bir çatı değildir. En temel ihtiyaç, duygusal güvenliktir. Ve bu güven, çoğu zaman bakım veren kişiyle kurulan ilk bağda şekillenir." İşte o zaman büyürüz ama içimizde bir şey hep eksik kalır. Bir dokunuş, bir bakış, bir sarılma... İşte bu yazıda, ilişkilerde neden hep aynı döngüyü yaşadığımızı, neden bazı ilişkiler bizi tüketirken bazılarının şifalandırdığını ve en önemlisi, bu bağlanma desenlerinin nasıl değiştirilebileceğini konuşacağız.

İYİLEŞMEK CESARET İSTER...
İlişkiler, kendimizi aynada görme biçimimizdir. Birini severken aslında geçmişimizle, çocukluğumuzla ve kendimize verdiğimiz değerle yüzleşiriz. Bu yüzden bağlanmak sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir yolculuktur. Kimi bu yolculuğa sağlam adımlarla başlar, kimi her adımda sendeleyerek... Ama en önemlisi, herkesin yola çıkma hakkı vardır.
Belki çocukken hep güçlü olmak zorundaydın. Belki hislerini gösterdiğinde ciddiye alınmadın. Ya da seni sevmeleri için hep "fazla" olman gerekti: fazla başarılı, fazla uyumlu, fazla anlayışlı... Şimdi yetişkinliğinde bir ilişki seni yorduğunda, belki de yorgun olan sadece sen değilsin. İçindeki küçük çocuk da hâlâ sevilmek için çabalıyor.
Ama bu hikâye burada bitmek zorunda değil.
Çünkü bağlanma stili değişebilir. Terapiyle, farkındalıkla, sağlıklı bir ilişkiyle...
Unutma, insanın en derin yaraları ilişkide açılır ama en derin iyileşme de yine ilişkide olur. Yeter ki cesaretin olsun...
Çünkü sevgi, en çok da korkmamayı öğrendiğimizde güzelleşir.

DÖRT FARKLI İLİŞKİ ÇEŞİDİ VAR
1- Güvenli bağlanma
Güvenli bağlanan bireyler için sevgi bir savaş değildir. Ne korku vardır içinde, ne kaçma isteği. Bu kişiler yakınlıktan kaçmaz, tersine ilişkide derinlik ararlar. Duygularını rahatça ifade edebilir, karşısındakinin de duygularına alan açabilirler. Bu tarz bireyler genellikle çocuklukta şefkatli, duyarlı ve tutarlı ebeveynlerle büyümüştür. Ağladığında gelen bir anne, düşüp dizini yaraladığında yanında diz çöküp onu anlayan bir baba... Bunlar bir çocuğun "ben değerliyim" inancını oluşturur. Ve bu inanç, ilerideki ilişkilerde köklü bir güven haline gelir.

2-Kaygılı bağlanma
Kaygılı bağlanan bireyler, ilişkilerde sevgiye susamış bir çocuk gibidir. En büyük korkuları terk edilmek, unutulmaktır. Sürekli olarak partnerlerinden ilgi ve onay beklerler. "Beni seviyor musun?" sorusu bazen açıkça, bazen davranışlarla defalarca sorulur. Bu bağlanma stili genellikle tutarsız ebeveynlik sonucu gelişir. Bazen yanında olan, bazen yok olan bir ebeveyn; sevgi verirken aynı zamanda da ceza uygulayan bir anne ya da baba... Bu çocuklar sevginin varlığına değil, kaybına alışır.

3- Kaçıngan bağlanma
Kaçıngan bağlanan bireyler için ilişkiler, özgürlüğe tehdit gibi algılanabilir. Duygusal yoğunluktan rahatsız olurlar, "bana karışma" duvarları örerler. Kendi başlarına olmayı tercih ederler ama bu bir huzurdan çok, savunmadır. Bu kişiler çoğunlukla çocukken duygusal olarak mesafeli ya da tepkisiz ebeveynlerle büyümüştür. Ağladığında "abartma", duygularını ifade ettiğinde "duygu zayıflıktır" denmiştir belki de. Sonuç olarak kişi duygularını bastırmayı öğrenmiş ve bağ kurmak yerine bağımsızlığı yüceltmiştir.

4- Korkulu (çelişkili) bağlanma
En karmaşık bağlanma stili budur. Korkulu bağlanan bireyler hem sevilmek ister hem de sevilince panikler. İlişkiye başlar ama sürdüremez, yakınlaşınca rahatsız olur ama uzaklaşınca da acı çeker. Adeta duygusal bir salıncakta yaşarlar. Bu stilin kökeni genellikle çocuklukta yaşanan travmalar, istismar ya da ağır ihmal deneyimleridir. Güvenilecek bir figür olmamıştır. Ya da sevgiyle korku aynı anda verilmiştir. Bu yüzden sevgi artık bir güven kaynağı değil, potansiyel bir tehdit haline gelir. İlişkilerde hep aynı hikâyeyi yaşamak tesadüf değildir. "Neden hep aynı tip insanları çekiyorum?" gibi soruların cevabı çoğu zaman bağlanma stilinizin derinliklerinde gizlidir.