ABD, 2026 yılına hızlı başladı. Bunun nedeni hiç şüphesiz Beyaz Saray'ın patron koltuğundaki isim: Donald Trump... Washington'da ikinci dönemini geçiren Trump'ın gündemi çok yoğun. Oval Ofis'teki odasında sürekli dünyayı yeni bir şoka uğratan kararlar alıyor. Dış politikada krizlerle, iç siyasette de benzeri görülmemiş bir gerilimle karşı karşıya. Başkan Trump, Venezuela ve İran gibi dış politika alanlarında sert adımlar atarken, ülke içinde federal kurumlar, eyalet otoriteleri ve sivil aktörler arasında ciddi bir çatışma dinamiği ortaya çıkıyor. Bu tablo, ülkede 'gizli ya da açık bir kurumlar arası savaş' söylemini güçlendiriyor. Haberimizde Trump'ın aklındakilere odaklandık. Hem Türkiye'yi de yakından ilgilendiren konularda hem de ABD iç siyaseteni yani geleceğini belirleyecek meselelerde tam olarak neleri planlıyor bunları irdeledik.

GÖÇMENLER VE MİLLİYETÇİLER KARŞI KARŞIYA
ABD iç siyaseti yılın başından beri çok gergin. Sokaklar diken üstünde. Göçmenler ve milliyetçiler her an karşı karşıya gelebilir. Olayları Minneapolis'te federal göçmenlik denetleme birimi ICE tarafından gerçekleştirilen müdahalelerde iki Amerikalının ölümü tetikledi. Demokratlar ve göçmenler ICE'ı istemiyor. Bu durum, Trump yönetiminin ICE'a verdiği desteğin federal otorite ile yerel kamuoyu arasındaki çatışmayı derinleştirdiği eleştirilerini beraberinde getirdi. Trump yönetimi, federal düzeyde ICE ve Department of Homeland Security güçlerini kullanarak göçmenlik denetimini genişletirken, Minnesota Valisi Tim Walz gibi Demokrat yerel liderler bu güçlerin eyalette kalmasını istemiyor. Dolayısıyla ülkede bir yanda kamu güvenliği yönetiminde çatışma riskini artırken diğer tarafta da halk arasındaki kutuplaşma derinleşiyor. Trump aslında ICE üzerinde hem seçmenini konsolide ediyor hem de ülke içindeki etki gücünü artırıyor.

BAŞKAN AZLEDİLİRSE SOKAKLAR KARIŞIR
ABD'de seçmenler, ara seçimler için 3 Kasım'da sandık başına gidecek. Seçimde Temsilciler Meclisindeki 435 sandalyenin tamamı ve Senato'daki 100 sandalyenin 35'i belirlenecek. Bu ara seçim Trump için kritik önemde. Trump, Iowa'da 2026 ara seçim kampanyasında konuşurken, seçimlerin sadece siyasal bir yarış değil kendi siyasi geleceğine yönelik bir mücadele olduğunu vurguladı. Trump'ın bu konuşmasında öne çıkan iki unsur var:
Demokratların kendisini ikinci kez azletmek istediği iddiası..
Bu seçimlerin, gelecekteki federal politikaların kaderini belirleyeceği vurgusu... Bu söylem Trump'ın iç siyasette kendi tabanını bir "muhalefet tehdidine karşı savunma cephesi" olarak konumlandırma çabası olarak okunuyor.

TRUMP'IN SURİYE HESABI: TÜRKİYE DÜZEN KURAN AKTÖR
Trump yönetiminin Suriye dosyasında verdiği ana mesaj, Washington'daki (Beyaz Saray ) ve sahadaki (CENTCOM-ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı) yaklaşımı aynı cümlede topluyor: ABD uzun vadeli ve maliyetli bir Suriye angajmanına kilitlenmek istemiyor; ama kontrolsüz bir boşluk da istemiyor. Bu tabloda Türkiye, Trump ekibinin gözünde "sadece müttefik" değil; Suriye'de dengeyi fiilen etkileyebilen, sahayı yönetebilen ve maliyeti Washington'a yüklemeden düzen kurma kapasitesi olan kilit oyuncu olarak öne çıkıyor. Özetle: Trump'ın Suriye yaklaşımı "askerî yükü azalt, düzeni ortaklarla kur" fikri üzerine oturuyor; Türkiye bu denklemde hem güvenlik hem diplomasi açısından "olmazsa olmaz" görülüyor.

VENEZUELA'DAN SONRA SIRA İRAN'DA MI?
Trump yönetimi yalnızca iç politikada çalkalanmıyor, aynı zamanda dış politikada da Venezuela ve İran gibi krizlere müdahale ediyor. Trump, 3 Ocak'ta Venezuela lideri Nicolas Maduro'yı kaçırarak aslında kendi tabanında büyük sükse yaptı. Şimdi İran'a olası da benzer saldırlar ile "güçlü lider" imajını katlamak istiyor. İran'a yönelik olası senaryoları da şöyle özetleyebiliriz:
Sınırlı cezalandırma: Rejimin iç baskı/şiddet dalgasına yanıt; kısa, vur-çık...
Caydırıcılığı yeniden tesis: İran'ın misilleme kapasitesini "maliyetli" hale getirecek seçili askeri hedefleme...
Nükleer/füze altyapısını geriletme: Daha geniş ama hâlâ hava-deniz ağırlıklı bir kampanya (kara harekâtı olmadan). Bu tür hava-deniz merkezli yaklaşımın masada olduğuna dair çerçeve, ABD'deki uzman analizlerinde de net: "Kara kuvveti sinyali yok; kinetik seçenek hava/seyir füzesi temelli olur."

GAZZE'DE YENİ DENGELER ANKARA YİNE OLMAZSA OLMAZ
Gazze'de ise Trump yönetimi, ateşkesin korunması, silahsızlanma, yeniden inşa üçlüsü üzerinden bir 'geçiş mimarisi' kurmaya çalışıyor. Tam da burada Türkiye'nin rolü Washington ile Tel Aviv'in ayrıştığı ana fay hattına dönüşüyor. Trump, Gazze'de Türkiye'ye diplomasi/insani/ kurumsal geçiş kanalı açarak "bölgesel sahiplenme" üretmek istiyor. Israil Başbakanı Binyamin Netanyahu ise Türkiye'nin bu rolünü, güvenlik ve siyasi meşruiyet gerekçeleriyle sınırlamaya çalışıyor. Bu ayrışma, önümüzdeki haftalarda "ateşkesin ikinci fazı" ve "Gazze'nin yönetimi" tartışmalarının ana eksenlerinden biri olmaya aday.
PEKİN-WASHINGTON HATTI KÜRESEL SİSTEMİ BELİRLEYECEK
ABD ile Çin arasındaki ilişki sadece uluslararası ticaret çatışması değil, aynı zamanda teknoloji üstünlüğü, güvenlik stratejisi ve küresel güç dengesini yeniden tanımlayan çok katmanlı bir rekabet halini aldı. Uzmanlar, bu rekabetin küresel ekonomi ve ulusal güvenlik için "yeni bir teknolojik soğuk savaş" dinamiği yarattığını belirtiyorlar: bu yarışta çipler, yapay zekâ ve nadir toprak elementleri sadece ekonomik ürünler değil, güç projeksiyonu araçları haline geldi. ABD-Çin ilişkilerindeki mevcut çatışma, yalnızca bir ticaret savaşı değil; 21. yüzyılın en önemli küresel güç mücadelesi olarak tanımlanıyor. Trump, Çin ile tam kapasite mücadele öncesinde diğer sorunları halletmek istiyor.
AVRUPA'YI MÜTTEFİK DEĞİL PAZARLIK MASASI OLARAK GÖRÜYOR
ABD Başkanı Donald Trump yönetimi, Ukrayna'dan savunma harcamalarına ve ticaret dengesine kadar uzanan başlıklarda AB'yi stratejik ortaklıktan çok, ABD'nin güvenlik yükünü paylaşmaya zorlanacak bir blok olarak konumlandırıyor. Avrupa başkentleri, Washington'un bu yaklaşımını transatlantik ilişkilerde yeni bir kırılma eşiği olarak okuyor. Trump'ın bitmeyen rüyası Grönland üzerindeki ısrarı, ABD'nin Çin ve Rusya'ya karşı Arktik rekabette alan genişletme stratejisinin parçası olarak değerlendirilirken, bu yaklaşım Danimarka ve Avrupa'da egemenlik, güvenlik ve NATO dengeleri açısından ciddi rahatsızlık yaratıyor.