Herkesin hayatında bir dönüm noktası vardır. Match Point filminde olduğu gibi, bazen metroyu kıl payı kaçırmanız, bazen teniste topunuzun çizginin bir santim içeriye ya da dışarıya düşmesi hayatınızı akışını değiştirebilir. Annesi vokal koçu olan Jessie Buckley şarkı söyleyerek büyümüştü. 2008'de İngiltere'de yayınlanan müzikal yetenek yarışmasında finalde kaybetmesi belki de ona Oscar kazanma yolunu açtı, bunu bilemiyoruz. 16 Mart'ta öğreneceğiz. Yarışmayı kaybeden genç kız müzikal sahneden dramatik oyunculuğa yönelir. Royal Academy of Dramatic Art'ta eğitim alır. Ve su akar yolunu bulur. Türkiye'de geçtiğimiz haftalarda vizyona giren Hamnet filmi, William Shakespeare'in 11 yaşında hayatını kaybeden oğlu Hamnet'in öyküsünü anlatıyor. Ancak büyük yazarı merkezine almıyor. Aksine annenin bakışına odaklanıyor. Hamnet romanından uyarlanan film, tarihsel bir dipnot gibi görülebilecek bir kaybı, derin bir yas anlatısına dönüştürüyor. Romanın yazarı Maggie O'Farrell, Shakespeare efsanesinin gölgesinden sıyrılıp hikayeyi geride kalanın gözünden kurmuştu; filmin de bu yaklaşımı sürdürdüğü anlatılıyor.

Hamnet'in öyküsü aslında tarih kitaplarında birkaç satırdan ibaret. Stratford'da yaşayan bir aile. İkiz kardeşler Judith ve Hamnet. 16. yüzyıl İngiltere'sinde salgın hastalıkların sıradan kabul edildiği bir dönem. Eve giren bir enfeksiyon ve birkaç gün içinde kaybedilen bir çocuk. Baba çoğu zaman Londra'da, tiyatro dünyasının içinde. Evde kalan ise anne. Film, bir çocuğun ölümünü büyük dramatik sözlerle değil, ev içindeki sessizlikle anlatmayı tercih ediyor. Eleştirmenler, anlatının gücünün tam da bu sadeleşmeden geldiğini yazıyor: Kaybı büyütmek yerine, yasın yavaş ilerleyen ağırlığını izleyiciye hissettirmek. Hikayenin kalbinde Agnes Shakespeare var. Doğayla güçlü bir bağı olan, sezgisel, içine dönük ama dirençli bir kadın olarak tasvir ediliyor. Çocuğunu kaybettikten sonra yalnızca evladını değil, dünyaya duyduğu güveni de kaybeden bir anne... Bu yazının amacı bu kadını canlandıran bir muhteşem kadın olan Jessie Buckley'e bir selam çakmak. Yorumlara göre Buckley oyunculuğuyla, bir annenin çöküşünü değil; çöküşle yaşamayı öğrenme sürecini başarıyla canlandırıyor. Öyle bir performans ki kendisine Oscar adaylığı getiriyor.

BAŞARISI TESADÜF DEĞİL
Oyunculuğu, uluslararası eleştirilerde 'sarsıcı' olarak tanımlanıyor. Agnes hem güçlü hem kırılgan. Hem öfkeli hem suskun. Eleştirmenlere göre çocuğunu kaybeden bir kadının çelişkili ruh hâli, abartıya kaçmadan, içe doğru ilerleyen bir oyunculukla aktarılıyor. Gözyaşına yaslanmayan, yüz kaslarındaki en küçük titreşimi bile anlamlı kılan bir performans olduğu vurgulanıyor. Buckley'nin kariyerine bakıldığında bu rolün bir tesadüf olmadığı görülüyor. Daha önce The Lost Daughter'da anneliğin romantize edilmeyen tarafını oynamıştı. Karakterin gençliğini oynarken; anneliğinin yükünü ve kaçma arzusunu göstermişti. Bu performansıyla 'En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu' dalında Oscar'a aday gösterildi. Ödülü kazanamadı ama güçlü bir dramatik oyuncu olarak konumunu pekiştirdi. Ondan önce Çernobil dizisindeki patlamada ağır yaralanan eşinin başında bekleyen Lyudmilla'yı canlandırdı. Sevdiğini kaybetme ihtimaliyle yüzleşen kadının çaresizliğini, abartısız bir oyunculukla verdi. Kayıp duygusunu büyük jestlerle değil, bekleyişle anlattı.
TÜM DUYGULARI YAŞADI
Ancak Buckley'nin bu rolle kurduğu bağ yalnızca mesleki değil. Oyuncu, Hamnet'i çekerken henüz anne değildi. Röportajlarında, Agnes'i canlandırdığı süreçte annelik arzusunun belirgin biçimde güçlendiğini anlattı. Çocuğunu kaybeden bir anneyi oynamanın onda derin bir etki bıraktığını, hayatın ne kadar kırılgan olduğunu başka bir yerden hissettiğini söyledi. Rol, anneliği soyut bir fikir olmaktan çıkarıp güçlü bir isteğe dönüştürmüş gibiydi. Film tamamlandıktan sonra bu arzu gerçek oldu. 2025'in sonlarında bir kız bebek dünyaya getirdi. Böylece Buckley'nin kariyerinde tekrar eden annelik ve kayıp teması, bu kez sahne ışıklarının dışında, kendi hayatında 36 yaşında anne olarak karşılık buldu. Önce kaybı oynadı, sonra doğumu yaşadı. Önce yasın ağırlığını taşıdı, ardından yeni bir hayatın başlangıcını deneyimledi.
OSCAR'A GÖZ KIRPIYOR
Hamnet filmi, 2026 Oscarlarında sekiz dalda aday...En İyi Film kategorisi de bu adaylıklar arasında yer alıyor. Jessie Buckley ise Agnes rolüyle En İyi Kadın Oyuncu dalında Oscar adayı oldu. Bu adaylık, onun kariyerinde annelik teması etrafında kurduğu dramatik çizginin doruk noktası olarak değerlendiriliyor.