Kırmızı halıda kahkaha atıyor. Röportajlarda kendisiyle dalga geçiyor. Oscar konuşmalarında bile yüzünde o tanıdık mahcubiyet var. Ama Emma Stone'un en az bilinen tarafı, o gülüşün aslında başarılı bir savunma sanatı olması.
Asıl ismi Emily... Çocukluğunda panik ataklarla mücadele eden bir kızın, kontrol edemediği hayatı sahnede kontrol etmeyi öğrenmesinin hikayesi onun kariyeri. Oyunculuk onun için bir kariyer planı değil; kaygısını hizaya sokma biçimi. Bu yüzden rahat görünen her performansının arkasında obsesif bir hazırlık var.
Çevrenizde kaç tane aile tanıyorsunuz, 11 yaşındaki kızı istedi yaşadığı bölgeyi değiştiren? 11 yaşında oyunculuğa başlayan Emma, 15'ine geldiğinde ailesini
Arizona'dan
California'ya taşınmaya ikna etti. Neden peki?
Çünkü hayali ya da hedefi mi diyelim
Los Angeles'taki oyuncu seçmelere katılmaktı. Stone, bugünkü moda deyimle oyunculuğun 'anda kalma'nın bir yolu olduğunu keşfetti. Korkularımı oyunculukla yönetebilirim diye düşünmüş olmalı. Çevremde çocuğunu pedagoga götüren aileler var. Daha liseye gelmeden benim adını bile duymadığım sakinleştiricileri kullanan çocuklar var. Oysa reçete Emma Stone'da var: Özgüven ve bir sanat dalıyla uğraşmak...
ŞÖHRETİ CİDDİYE ALMIYOR
Tabi aile desteği çok önemli, o da bunu hiç unutmadı:
"Onların desteği olmadan hiçbir şeyi başaramazdım. Yani, liseden mezun olup da 'Tamam, güle güle. Uçağa binip, otobüse binip ya da kendi arabamla Los Angeles'a gidip bunu deneyeceğim' diyecek gibi değildim. Onların desteği olmadan imkansızdı. Babam 20'li yaşlarında kendi şirketini kurdu ve çok girişimci, işin üstesinden gelen bir adamdı. Annemin babası, yani büyükbabam, annem 22 yaşındayken ani bir kalp krizi sonucu vefat etti. Bu yüzden annemin zihniyeti hep şöyleydi: 'Hayat çok kısa. Yarın ne olacağını bilmiyoruz. Bu yüzden bir şey hakkında derin bir bilgiye sahipsek, hadi yapalım.' Bu kişiliklerin birleşimi ve böyle bir şeyi finansal olarak yapabilecek durumda olmamız... Dolayısıyla bunu yapma fırsatına sahip olduğum için son derece şanslıydım."
Dönelim daha 40 yaşına gelmeden kariyerine iki oscarcık, dört de adaylık sığdıran Emma'nın kariyerine... Güçle mesafeli bu kadın, şöhreti ciddiye almıyor. Vogue dergisine verdiği farklı röportajlarında Oscar sonrası kendisine yüklenen 'ikon' sıfatlarını abartılı buluyor. Küçükken Los Angeles'a taşınmak isteyen, şöhret sonrası kabuğuna çekilen bir kadın... Kadın karakterlerin 'tatlı ama yüzeysiz' yazılmasına tahammülü yok. Hikayeyi seçme hakkını istiyor. Yetmiyor, bir röportajında Hollywood'da erkek oyunculara ödenen rakamların kadınlarınkinden daha fazla olmasını eleştirerek, "Şimdiye kadar başrolü paylaştığım erkek oyuncular adaleti gözeterek kendi fiyatlarını düşürsün" demişti. Ne çok erkek düşman kazandı, kim bilir!

ALKIŞTAN ÇOK RİSKLE İLGİLENİYOR
Son yıllarda yapımcılığa yönelmesi de tesadüf değil demek ki. Bu konu da tanıdık geldi mi? Türkiye'de de başat karakterlerin hep erkek olması, ama kadınların mutlaka 'en iyi yardımcı kadın' olarak onore edilmesi, tüm dünyanın sorunuymuş demek ki...
Emma Stone'un asıl radikalliği burada: Sevilmekten çok saygı görmeyi tercih ediyor. Alkıştan çok riskle ilgileniyor. Gülüşü sıcak ama o gülüşün arkasında sürekli tetikte bir zihin var. Hollywood yıldızı değil sadece; kendi mitini sabote etmeyi bilen bir oyuncu.
Birdman'de babasına 'önemli değilsin' diyen öfkeli kız olarak şöhretin içi boş tarafını yüzümüze vurdu; La La Land'de görülmek isteyen, hayali kırılgan ama ısrarlı bir genç kadına dönüşerek sistem içinde yerini aldı, Poor Things'te ise artık kimsenin bakışına ihtiyaç duymayan, arzusu ve merakıyla dünyayı kendine göre kuran bir kadın oldu.
Emma Stone'un yolculuğu yıldızlaşmaktan çok, bakışın yönünü değiştirmekle ilgili: Önce görünmenin acısını, sonra tanınmanın cazibesini, en sonunda da onaydan bağımsız olmanın özgürlüğünü oynadı.

SEN ÖNEMSİZSİN!
Emma Stone'un çocukluğunun zor geçtiğinin altını çizdik. Yaşadıklarını da sinemayla beyaz perdeye taşıyor. Onun rol aldığı Birdman, yönetmen Inarritu'nun filmi... Kara mizah türü bu filmde Emma Stone; Michael Keaton, Edward Norton gibi isimlerin arasından sıyrılarak performansıyla En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu dalında Oscar'a aday oldu. Alamadı, o ayrı... Filmde rehabilitasyondan yeni çıkmış, kırılgan ama keskin zekalı kızı oynuyordu, sanki kendisini...
2015 senesinde çekilen filmde babasına yaptığı o uzun konuşma... Bundan 11 yıl önce sosyal medyanın görünürlük çılgınlığına isyan, belki de onun geleceğinin şekillenmesini sağladı: "Sen önemsizsin!"