"Alışın her yerdeyiz" propagandası, cinsiyetsizleştirme dayatması ve cinsel özgürlük safsatası, kişiliği daha tam oturmamış gencecik beyinlerde onulmaz hasarlar bırakıyor. Bugün gelinen noktada LGBTİ tehlikesi küresel boyutlara ulaşmış durumda. Dünyada ve Türkiye'de son yıllarda giderek daha fazla tartışılan cinsiyet değiştirme ve cinsiyetsizleştirme uygulamaları, bireyler üzerinde bıraktığı kalıcı etkiler nedeniyle yeniden gündemde.
İsviçreli aktivist Chris Brönimann, yıllar süren hormon ve ameliyat süreçlerinin ardından yeniden erkek kimliğine dönme mücadelesi ve yaşadığı zorluklar, cinsiyetsizleştirme tehlikesinin bireyler üzerindeki etkisinin en çarpıcı örneği... Prof. Dr. Zeki Bayraktar'ın Brönimann ile gerçekleştirdiği özel söyleşi ise ilk kez yayınlanıyor. Söyleşide ortaya çıkan itiraflar dikkat çekerken, Bayraktar da cinsiyet geçiş süreçlerinin yol açabileceği geri dönüşü olmayan sonuçlara karşı önemli uyarılarda bulundu.
Dünyanın birçok ülkesinde çocuklara ve gençlere yönelik hormon tedavileri ile cinsiyet geçiş uygulamaları yeniden tartışılırken, süreçten sonra pişmanlık yaşadığını açıklayan kişilerin sayısı da artıyor. Bu isimlerden biri olan İsviçreli Chris Brönimann, yaklaşık 30 yıl boyunca "mutlu trans kadın" görüntüsü verdiğini ancak yaşadığı ağır fiziksel ve psikolojik yıkımın ardından bunun bir yanılgı olduğunu fark ettiğini söyledi.

ACI VE ÇARPICI İTİRAFLAR
Prof. Dr. Bayraktar'ın Brönimann ile yaptığı kapsamlı söyleşide ortaya çıkan çarpıcı ifadeler, cinsiyet değiştirme operasyonlarıyla ilgili tartışmaları yeniden alevlendirdi. Brönimann'ın en dikkat çekici itiraflarından biri, yıllarca kamuoyu önünde sürdürdüğü hayatın gerçeği yansıtmadığı yönündeki sözleri oldu.
"30 yıl boyunca mutlu trans kadın rolünü oynadım ama sonunda pişmanlığımı itiraf ettim. Geriye dönüşü olmayan bu ameliyatlardan bir genci bile kurtarabilirsem acılarım biraz olsun hafifler" diyen Brönimann, yaşadığı sürecin dışarıdan göründüğünden çok farklı olduğunu anlattı. Bayraktar Hoca'nın Brönimann'ın ile yaptığı röportajın çarpıcı kısımları dikkatinize sunuyoruz.

SPOT IŞIKLARI GERÇEĞİ GİZLEDİ
"30 yıl boyunca mutlu trans kadın rolünü oynadım ama sonunda pişmanlığımı itiraf ettim. Geriye dönüşü olmayan bu ameliyatlardan bir genci bile kurtarabilirsem acılarım biraz olsun hafifler. Çocukluk mantığıma göre kadın olmak mutlak güvenli bir sığınakla özdeşleşmişti. Kızsan sevilirsin, erkeksen dövülürsün. Bu, daha sonraki trans kimlik gelişimimin bilinçdışı olarak atılan ilk tohumuydu."

CİNSİYETİMİ DEĞİŞTİRİRSEM SEVİLİRİM DİYE DÜŞÜNDÜM
"Travmatize olmuş zihnimde kesin bir karar oluştu: Eğer cinsiyetimi değiştirirsem, kadın olursam başka biri olurum. O zaman güzel olurum, sevilirim ve o çocuğun acısından sonunda kurtulurum. Çocukluğumda organik bir cinsiyet disforisi yoktu. Katlanılamaz yaşam gerçekliğinden kaçmak isteyen, geçişi bu acıdan kurtulmanın nihai yolu olarak gören derin travmatize bir ruh vardı."

PSİKİYATRİ RAPORUNU KARABORSADAN SATIN ALDIM!
"İlk psikiyatrik değerlendirmemi karaborsadan satın aldım. Para karşılığında ve yalnızca tek bir görüşme sonrasında bana 'primer trans kimliği' raporu verildi. Nasıl davranacağımı ve ne söyleyeceğimi biliyordum. Mükemmel bir trans kadın imajını simüle ettim. Sadece 20 dakikalık görüşmeden sonra bana onay verdiler. Ameliyat masasında tamamen farklı bir biyolojik kadın olarak uyanacağıma inanıyordum. Fakat anesteziden uyandığım anda ilk düşüncem sert bir gerçeklik şoku oldu: Ben hâlâ benim."

CİNSİYETİM DEĞİŞMEMİŞTİ
"O ilk bilinç anında kendi ruhum bana çıplak gerçeği gösterdi: Cinsiyetim değişmemişti; sadece anatomik olarak değiştirilmişti. Yaklaşık iki yıl içinde 16 ameliyatlık yıkıcı bir cerrahi maraton başladı. Her ameliyat yeni bir umutla başladı ve daha derin bir hayal kırıklığıyla bitti."
"BEN CERRAHIM, GERİ KALANI BENİ İLGİLENDİRMEZ"
"Bir keresinde cerrahıma duygusal durumumu anlattığımda bana şöyle dedi: 'Psikolojik taraf benim alanım değil. Ben cerrahım; sadece teknik ve operasyonel kısmıyla ilgilenirim. Geri kalanı beni ilgilendirmez. 15'inci operasyon sırasında açık onayım olmaksızın müdahale edildi ve bunun sonucunda rektal perforasyon gelişti, kalın bağırsağım delindi."

BUGÜN ELİMDE KALAN TEK İŞLEV İDRAR YAPABİLMEK!
" 56 yaşındayım ve elimde kalan tek işlev yalnızca idrar yapabilmekle sınırlı. O da sorunlu; yıllardır idrar kaçırma ve kronik mesane problemleri yaşıyorum. Bedenimi, zihnimi ve ruhumu yıllar boyunca tahrip eden bu süreç 2006 yılında beni tam anlamıyla dibe vurma noktasına getirdi ve bir intihar girişiminde bulunmama yol açtı. 30 yıl boyunca bir maske takmış olduğumu kabul etmek, kamuya açık şekilde 'yanılmışım' demek inanılmaz bir cesaret gerektiriyordu."

RUHUM HAYKIRDI: BU BİYOLOJİK YALANI BIRAK...
"2024'teki çok şiddetli bir panik atak sırasında ruhum bedenim aracılığıyla haykırdı: 'Buraya kadar! Bu biyolojik yalanı bırak, hatanı kabul et ve geri dön. Sahne arkasında hayatım cerrahi maratonlarla fiziksel olarak parçalanmış durumdaydı; buna rağmen kamuoyu önünde parlak bir trans ikon rolünü sürdürüyordum. Spot ışıkları ve medya alkışı, yıkıcı gerçeklik duygusunu bastıran bir uyuşturucu işlevi görüyordu. İnsan, hayatındaki yanılsamanın tamamen çöktüğü gerçeğiyle yüzleşmek yerine fiziksel bir cehenneme katlanmayı tercih ediyor. Fakat sonunda gerçeklik er ya da geç insanı yakalıyor. Sistem insanları korumuyor; katı bir ideolojiyi koruyor. Ve bu, var olan en yıkıcı transfobi biçimidir."

CHRIS BRÖNİMANN KİMDİR?
1969'da Almanya'da doğdu, 5 yaşından itibaren İsviçre'de yaşıyor. (Zürih)
İkonik trans kadın olarak 1995-2021 arasında İsviçre'nin en ünlü trans aktivisti oldu.
Şimdi derin bir pişmanlık içinde ve trans ameliyatlarının çıkmaz bir sokak olduğunu anlatıyor. Cinsiyetini değiştirmek (erkek iken kadın olmak) için 29 yaşında ameliyat oldu. Christian olan adını Nadia yaptı ve yaklaşık 30 yıl boyunca bu kimlikle yaşadı. İsviçre devlet kanalı SRF'de belgeseli yayınlandı.
Cinsiyet Değiştirme - Christian Nasıl Nadia Oldu / Sex-Change-Wie Christian zu Nadia wurde? isimli bu belgeselde 8 yıl boyunca kameralarla takip edilerek ameliyat süreci ve sonrası ayrıntılı biçimde nakledildi (2004).
İkon seçilmesinin en önemli nedenlerinden biri olan güçlü ifade yeteneği nedeniyle yüzlerce TV programına ve röportaja konuk oldu, etkinliklere katıldı. 2024 yılında detransizyon sürecinde olduğunu duyurdu ve pişmanlığını itiraf etti. Yaşamına erkek spektrumunda ve Chris ismi ile devam ediyor. Kaybettiklerini geri almanın imkânsızlığını göstermek için orijinal ismindeki '-tian' artık yok. Sosyal, tıbbi, cerrahi ve yasal geçişlerin tümünü deneyimleyen ex-trans bir detransizyoner* olarak, bu süreçlerin fiziksel ve ruhsal yıkımlarını anlatıyor ve "Geriye dönüşü olmayan bu ameliyatlardan bir genci bile kurtarabilsem acılarım biraz olsun hafifler" diyor. Aldığı ölüm tehditlerine rağmen trans aktivizmini karşısına alarak bunun için mücadele ediyor.
* Daha önce cinsiyet değiştiren transların, herhangi bir sebeple asıl cinsiyetlerine dönmesi...

BAYRAKTAR: PİŞMANLIK VAKALARI ARTIYOR
Prof. Dr. Zeki Bayraktar son yıllarda cinsiyet geçiş sürecinden sonra pişmanlık yaşayan kişilere ilişkin bilimsel yayınlarda ve vaka örneklerinde belirgin artış görüldüğünü söyledi.
- Dünyada cinsiyet geçiş sürecinden sonra pişmanlık yaşayan insanların sayısının arttığına dair tartışmalar var. Bu pişmanlığın temel sebepleri nelerdir?
- Evet, bu doğru. Bu konuda vaka artışına paralel olarak literatürde de önemli bir artış gözlemliyoruz. Hormon tedavisine başladıktan sonra pişman olanlar olduğu gibi, ameliyat sonrası pişmanlık yaşayanlar da bulunmaktadır. Ne var ki, özellikle cerrahi süreci tamamlayan bireylerde geri dönüş çoğu zaman mümkün değildir ve telafisi olmayan organ, doku ve işlev kayıpları oluşur.
Bu pişmanlığın temel nedeni, bu kişilere vaat edilen sonuçların gerçekleşmemesi ve bunun hem fiziksel hem de ruhsal olarak ciddi bir yıkıma yol açmasıdır. Buna rağmen, ameliyat sürecini tamamlayan birçok birey pişmanlıklarını ifade edememekte, bunu bir utanç olarak görmektedir. Ancak son yıllarda pişmanlığını açıkça dile getiren vakalarda belirgin bir artış gözlenmektedir.

- Batı ülkelerinde bazı devletlerin ve sağlık kuruluşlarının çocuklar üzerindeki hormon tedavileri ve cinsiyet geçiş uygulamalarına yönelik politikalarını gözden geçirdiği görülüyor. Bu değişimin arkasında hangi tecrübeler yatıyor?
- Son sekiz yıl içinde literatürde önemli değişiklikler olmuştur ve birçok Batılı ülke buna paralel düzenlemeler yapmıştır. Bugün bazı ülkelerde 19 yaş altı bireylerde hormon kullanımına yönelik ciddi kısıtlamalar veya yasaklar uygulanmaktadır. 2020 sonrası süreçte Finlandiya, İngiltere, İsveç, Norveç, Danimarka, İtalya ve kısmen Fransa gibi ülkelerde ergenlik baskılayıcı ve çapraz cinsiyet hormonlarına yönelik uygulamalar sınırlandırılmıştır. Benzer şekilde, farklı ülkelerde sağlık otoriteleri bu konuda daha temkinli bir yaklaşım benimsemiştir. 2026 itibarıyla ülkemizde de Sağlık Bakanlığı bünyesindeki bilim komisyonunun önerileri doğrultusunda 21 yaş altındaki bireylerde hormon kullanımına kısıtlamalar getirilmiştir. Ayrıca bu konuda yasal düzenleme çalışmaları da gündemdedir.
- Aileler çocuklarında böyle bir yönelim veya kimlik karmaşası gördüklerinde nasıl bir yol izlemeli? Anne-babalara ve eğitimcilere tavsiyeleriniz neler olur?
- Anne-baba ve eğitimcilerin en önemli sorumluluğu, cinsiyet kimliği gelişimi konusunda bilinçli olmaları ve çocuğa zarar verebilecek yanlış mesajlardan kaçınmalarıdır. 0-6 yaş erken çocukluk dönemi, 6-12 yaş okul ve oyun çağı ve 12-22 yaş ergenlik dönemi gelişim açısından kritik evrelerdir. Bu dönemlerde verilen mesajlar, çocuğun kimlik gelişimini doğrudan etkileyebilir. En küçük tutum hataları bile ciddi sonuçlara yol açabilir. Bu nedenle ebeveynlerin ve öğretmenlerin bilinçli olması şarttır. Böyle durumlar gözlemlendiğinde rasyonel ve bilimsel temelli bir yaklaşım benimsenmeli, gerektiğinde profesyonel destek alınmalıdır. Ancak yardım alınacak kişi ve kurumların da dikkatle seçilmesi gerekir; çünkü bu alanda bilim adı altında sunulan bazı dogmatik ve ideolojik yaklaşımlar da bulunmaktadır.