Triatlon; yüzme, bisiklet ve koşunun ardı ardına, saatler boyu yüksek tempoda yapıldığı, kelimenin tam anlamıyla insanüstü bir dayanıklılık sporu. Çiğdem Gülgeç Akduman, bu zorlu disiplinde İsveç'te Türk bayrağını dalgalandırarak Avrupa Şampiyonu unvanını göğüsledi. Tarihe geçen milli triatletimiz ile yaşadığı büyük zaferinin öncesini konuştuk. Kurumsal hayatın monotonluğundan şampiyonluk kürsüsüne uzanan ilham dolu hikayesini, Atina'daki bir konsoloslukta gelinlikle başlayıp tarihi stadyumda koşarak biten evlilik hatıralarını ve zihnindeki sınırları nasıl yıktığını anlattı.
- Avrupa şampiyonu olduğunuz o tarihi an, finiş çizgisini geçerken ilk aklınızdan geçen neydi?
- Finişe girerken eşim her zamanki gibi seyircilerin arasında beni bekliyordu. Elindeki Türk bayrağını bana uzattı. O an sunucunun "Türk bayrağıyla geliyor, Türk sporcu geliyor!" anonsunu duydum. Sanırım o saniyelerde, günlerce, haftalarca ve aylarca verdiğim tüm emeğin karşılığını aldım. Tarifi gerçekten imkansız bir mutluluk ve gururdu. İlk düşündüğüm ailem ve eşim oldu; çünkü bu yolculukta en büyük destekçilerim onlar. Dışarıdan bakıldığında sürpriz bir sonuç gibi görünebilir ama ben bu yarış için aylarca çok katı bir disiplinle çalıştım. İsveç'te ilk kez bir Türk kadın sporcunun zirvede yer alması benim için bambaşka bir gurur kaynağı.
- Triatlon dışarıdan sadece bir fiziksel dayanıklılık sporu gibi duruyor. Yarışın asıl büyük savaşı nerede veriliyor?
- İşin içine girdiğinizde asıl mücadelenin kaslarınızla değil, zihninizle olduğunu anlıyorsunuz. Mesafeleri insanlara anlatırken bile bazen kafalarında canlandıramıyorlar. Yarışta yaşadığınız acı, yorgunluk ve sürekli konfor alanınızın dışında olma hissi sizi zihinsel olarak inanılmaz yıpratıyor. Açıkça yarışın içinde birçok kez "Acaba bıraksam mı?" diye düşünüyorum. Ama bu tamamen zihninizin size oynadığı bir oyun. O sese inanırsanız bırakmak en kolay seçenek. Asıl başarı, o sesi susturup devam edebilmekte. Bence yarışın en büyük savaşı tam olarak burada, kafanızın içinde veriliyor.

SIKIŞMIŞ HİSSEDİYORSANIZ HAYATINIZDA SPORA YER AÇIN
- Altı buçuk yıl süren bir kurumsal hayatınız oldu. Bu tür hayatta sıkışıp kalmış hisseden beyaz yakalılara ne önerirsiniz?
- Triatlon kariyerimin elit seviyede devam ederken hayatın gerçekleri gereği çalışmam gerekiyordu ve havacılık sektörüne girdim. Profesyonel spor hayatını havacılık gibi vardiyalı ve çok yoğun bir meslekle yürütmek kolay değildi. Spor benim için sadece yarışmak değil, nefes aldığım, iş stresini ve kötü enerjiyi attığım yerdi. Zamanla şirket içinde sporcu kimliğimle tanındım ve derecelerim iş arkadaşlarımı spora teşvik etti. Şu an antrenörlük yapıyorum ve çok fazla beyaz yakalı öğrencim var. Onlara yaşadıklarımdan yola çıkarak rehberlik ediyorum. Spor, insanın sosyalleşmesini ve kendini keşfetmesini sağlar; iş hayatında da verimliliği artırır. Eğer kendinizi sıkışmış hissediyorsanız, küçük de olsa kendinize sporla ilgili bir alan açın. Hayatınızın değiştiğini göreceksiniz.
EN BÜYÜK FEDAKARLIK ZAMANDAN VERMEK
- Başarıya giden yolda yaptığınız en büyük fedakarlık nedir?
- Hiç şüphesiz zamanımdan vazgeçmek. Sosyal hayatımdan, ailemden, arkadaşlarımdan, hatta kendime ayıracağım vakitten bile fedakarlık ediyorum. Tüm planlarımı antrenman programıma göre yapıyorum. Profesyonel bir triatlet olarak günüm sabah erken saatlerde ilk antrenmanla başlar. Gün içinde kendi işlerimle ve öğrencilerimin programlarıyla ilgilenir, akşam ise ikinci antrenmana çıkarım. İnsanların en az bildiği ama bizi en çok zorlayan rutin, hafta sonları bile gün doğmadan kalkıp saatlerce sürecek uzun antrenmanlara hazırlanmaktır. Birçok insan pazartesi sendromu yaşarken, bizim en rahat nefes aldığımız gün toparlanma günümüz olan pazartesidir.

İLHAM OLMAK EN BÜYÜK MUTLULUK
- Başarılar geldikten sonra hayatınızda neler değişti ya da değişmedi?
- En çok değişen şey insanların beni tanımaya başlaması ve aldığım harika manevi destekler oldu. Çocuklara ilham olabilmek madalyadan daha değerli. Değişmeyen tek şey ise karakterim ve hayata bakışım oldu. Başarının getirdiği özgüveni hiçbir zaman egoya dönüştürmedim.
- Çocuklara tek bir branş yerine neden triatlonu önermeliyiz?
- Triatlon; yüzme, bisiklet ve koşuyu birleştiren çok yönlü bir spor. Çocuklar tek bir hareketi tekrarlayıp sıkılmak yerine, üç farklı disiplinle eğlenerek gelişiyorlar. Bu spor çocuklara dayanıklılığı, zaman yönetimini, problem çözme becerisini ve yüksek özgüveni aşılarken, atletik koordinasyonlarını da muazzam güçlendiriyor.
- Bundan sonraki en büyük hedefiniz nedir ve yıllar sonra nasıl hatırlanmak istersiniz?
- Eylül 2026'da Fransa'nın Nice kentinde düzenlenecek Ironman 70.3 Dünya Şampiyonası... Hedefim sadece kürsüye çıkmak değil, kürsünün en üst basamağında yer alıp dünya şampiyonu olmak. Bu Avrupa Şampiyonluğu bunu başarabileceğimin kanıtı... Yıllar sonra geriye dönüp bakıldığında ise sadece madalyalarımla değil, "Çok çalıştı, hiç vazgeçmedi, her zaman mütevazı kaldı ve onun sayesinde ben de spora başladım" cümleleriyle hatırlanmayı isterim.

BU YARIŞ BİTECEK! BİZ BURAYA GEZMEYE GELMEDİK
- Zor bir spor yapıyorsunuz. Yarışlarda hiç vazgeçmenin eşiğine geldiğiniz oldu mu?
- Geçen yıl Lüksemburg'daki yarışta bisiklet etabında ciddi bir teknik problem yaşadım ve yol kenarında 15 dakika çaresizce bekledim. Sorun çözüldü ama derece hedeflediğim yarış gözümün önünde uçup gitmişti. Koşuya geçerken eşimi gördüm, ağlayarak "Bırakıyorum" dedim. Bana tek bir şey söyledi: "Asla! Biz buraya gezmeye gelmedik." O cümle beni kendime getirdi. Koşuya çıktım ve her şeye rağmen yarışı sekizinci bitirdim. O gün öğrendim ki bazen en büyük başarı madalya kazanmak değil, vazgeçmek için yüzlerce nedeniniz varken devam edebilmektir.
TRİATLON TÜRKİYE'DE HIZLA YAYILIYOR
- Türkiye'de triatlon hak ettiği ilgiyi görüyor mu? Balıkesir'in hayatınızdaki yeri nedir?
- 2001 yılında başladığımdan bu yana sporcu sayısı ve organizasyonlar çok arttı ancak Avrupa ile kıyaslandığımızda hala kat etmemiz gereken yol var. Medyada daha çok yer bulmalı, çocuklara erken yaşta tanıtılmalı ve sponsorluklar artmalı. Ben yaşadığım şehir olan Balıkesir'de çok şanslıyım. Balıkesir bugün ülkemizde triatlonun kalbi konumunda. Eşim de dahil olmak üzere pek çok insanın bu şehirde triatlon kültürünün gelişmesi için çok büyük emekleri var. Bu kültürün içinde yetişip ülkemi temsil etmek benim için büyük bir minnet kaynağı.

HAYATTAKİ EN BÜYÜK ŞANSIM AİLEM
"2024 yılında Yunanistan'daki Ironman yarışında üçüncü oldum. Ertesi gün ise Atina'daki Türk Konsolosluğu'nda evlendik. Nikahtan hemen sonra gelinlik ve damatlıkla, ilk modern Olimpiyat Oyunları'nın yapıldığı tarihi Panathenaic Stadyumu'na gidip birlikte koştuk! Bizi gören insanlar alkışlıyor, tezahürat yapıyordu. Hatta stadyumda kürsüye çıkıp gelin çiçeğimi seyircilere fırlattım. Bizim için unutulmaz bir anıydı. Sporun içinden gelen bir eşim olması benim için büyük şans. Kendisi eski bir sporcu, hakem ve spor yöneticisi. Bazen günde 7-8 saat antrenman yapıyorum; eşim hiçbir zaman "Artık yeter, eve gel" demedi, aksine her zaman en büyük takım arkadaşım olarak beni destekledi. Annemin de yarım kalan sporculuk hayali bana geçti. Babam da bana her zaman duyduğu güveni hissettirdi. Ailem ne kadar teşekkür etsem az. Eğer bugün bu noktadaysam, bunun en büyük mimarları hiç şüphesiz annem-babam ve elbette beni en iyi anlayan eşim."