İyi bir şeyin olacağına inanmak, sadece hayal kurmak mıdır, yoksa bugünü yaşama biçimimizi gerçekten değiştiren bir güç müdür? University of Essex'ten Wijnand A. P. van Tilburg ve University of Limerick'ten Eric R. Igou'nun Journal of Happiness Studies dergisinde yayımladıkları "Dreaming of a Brighter Future: Anticipating Happiness Instills Meaning in Life" başlıklı araştırma, bu soruya çok çarpıcı bir cevap veriyor. Araştırmacılar üç ayrı çalışmada katılımcılardan geleceklerini hayal etmelerini istediler. Bir grup katılımcı geleceklerinin bugünden daha mutlu geçeceğini düşünürken, kontrol grubundaki katılımcılar herhangi bir gelecek tahmininde bulunmadı. Ardından herkese, bugünkü sıradan davranışlarının -çalışmak, spor yapmak, birine yardım etmek gibi- hayatlarında ne kadar anlam taşıdığı soruldu. Sonuç dikkat çekiciydi: Geleceğin daha mutlu olacağını hayal eden katılımcılar, bugünkü davranışlarını çok daha anlamlı buluyordu.
Araştırmacılara göre bunun nedeni aslında oldukça yalın: Gelecekte mutlu olacağımıza inandığımızda, bugünkü davranışlarımızı o mutluluğa götüren bir araç olarak görmeye başlıyoruz. Aynı davranış artık sadece "yapılması gereken bir şey" değil, "bizi oraya taşıyan bir adım" hâline geliyor. Zihin, bir şeyi araç olarak gördüğü an, ona anlam yüklüyor. Bu bulgu bana uzun zamandır anlattığım bir gerçeği yeniden hatırlattı: İnsan, yarının iyi olacağına inandığında, bugünün sıradan anlarına bile bambaşka bir gözle bakmaya başlar. Sabah erkenden kalkıp işe gitmek, bir sınava çalışmak, zor bir günü tamamlamak... Bunların hiçbiri kendi başına anlamlı değildir; ancak "bir yere varacağıma" inandığımız anda gerçek anlamını kazanır. Aynı emek, umutsuzken yük gibi hissettirir; umutluyken ise bir yolculuğun parçası gibi hissettirir.

HAYATA VE KENDİNE İYİ GÖZLE BAK
Düşünün: Uzun bir tedavi sürecinden geçen bir hasta, iyileşeceğine inandığında her ilacı, her kontrolü bir "adım" olarak görür. Aynı süreç, umutsuzken sadece bir "dayanma" hâline döner. Değişen tedavi değildir. Değişen, geleceğe dair taşıdığımız beklentidir. Ya da küçük bir işletme açan birini düşünün. İlk aylar zordur; müşteri azdır, yorgunluk çoktur. Ama "birkaç yıl sonra burası ayakta kalacak" diye inanan bir esnaf için her gün açılan kepenk bir yatırımdır. Aynı yorgunluğu, geleceğe dair hiçbir umudu kalmamış biri yaşasa, o kepenk sadece bir yüktür. Olay aynıdır. Bakış değişince emeğin anlamı da değişir.
Yıllardır anlattığım DAT Sistemi -Durum, Anlam, Tepki- tam olarak bunu anlatır: Karşılaştığımız durum çoğu zaman elimizde değildir, ama ona yüklediğimiz anlam bizim seçimimizdir. Ve verdiğimiz tepkiyi belirleyen, durumun kendisi değil, o anlamdır. Geleceğe umutla bakmak, aynı durumu farklı bir anlamla okumamızı; farklı bir anlam ise bugüne farklı bir tepki vermemizi sağlar. Tasavvufta buna yakın çok güzel bir anlayış vardır: Hüsn-i zan. Yani hem kendimize hem hayata iyi gözle bakmak, en zor günde bile bir hayrın saklı olabileceğine inanmak. Bu, gerçekleri görmezden gelmek değildir. Aksine, aynı gerçeğe bakıp içinde bir kapı aralığı görebilmektir. Yüzyıllardır gönül insanlarının anlattığı da tam olarak budur: İnsan neye iyi niyetle bakarsa, zamanla ona benzer.
İLERİYE BAKAN BUGÜNÜ BİLİNÇLİ YAŞAR
Bunu her fırsatta anlatıyorum çünkü hayatta gördüğüm en büyük fark, insanların yeteneğinden değil, geleceğe dair taşıdıkları beklentiden doğuyor. İki insan aynı zorlukla karşılaşabilir; biri "bu bir son" der, diğeri "bu bir geçiş" der. Aradaki fark, olayda değil, o olaya yüklenen anlamdadır. Elbette burada bir noktanın altını çizmek gerekir. İyi bir geleceğe inanmak; sorunları görmezden gelmek, tedbiri elden bırakmak ya da "nasıl olsa düzelir" diyerek harekete geçmemek anlamına gelmez. Sağlıklı bir umut, çalışmanın yerine geçmez; çalışmaya anlam katar. Gerçek iyimserlik, gözünü kapatan değil, ileriye bakarken bugünü daha bilinçli yaşayan bir bakış açısıdır.

BAKIŞ AÇIMIZI NASIL DEĞİŞTİRİRİZ?
1- Her akşam güne dair küçük de olsa iyi giden bir şeyi not edin. Zihin neyi ararsa onu bulur; iyiyi aramaya alışan bir zihin, zamanla iyiyi daha kolay görmeye başlar.
2- Geleceğinize dair somut, ulaşılabilir bir hayal kurun. Belirsiz bir "bir gün iyi olur" beklentisi yerine, "birkaç ay sonra şurada olacağım" diyebileceğiniz net bir resim çizin. Zihin, somut hayale daha güçlü bağlanır.
3- Bugünün sıradan işlerini o hayale bağlayın. Bir raporu bitirmek, bir yürüyüşe çıkmak, bir kitap okumak... Bunları "sadece yapılması gereken" değil, "vardığım yere giden adımlar" olarak görün.
4- Çevrenizdeki umut dilini fark edin. Sürekli "nasıl olsa olmaz" diyen bir çevre, sizin umut kaslarınızı da zayıflatır. Umutlu insanlarla vakit geçirmek, bu kasları güçlendirir.
5- Günün sonunda kendinize sorun: "Bugün, vardığım yere dair attığım bir adım muydu?" Bu tek soru bile, sıradan bir günü, bir amacın parçasına dönüştürmeye yeter. Durum aynıdır. Değişen, ona yüklediğiniz anlamdır.
UNUTMAYIN
Anlam değişince umut değişir. Umut değişince bugün değişir. Belki de hayat bize sürekli aynı soruyu soruyor: Yarına nasıl bakıyorsun? Çünkü nasıl baktığınız, bugünü ne kadar anlamlı yaşadığınızı da belirliyor. Yarının iyi olacağına inanan bir gönül için bugün asla sıradan geçmez. Her sabah, o güzel geleceğe atılmış küçük bir adımdır.