Şampiyonluk konfetileri yere dökülürken, bir ulusun gözü kürsünün ortasındaki o kadındaydı. Bacağındaki sakatlığın sızısına aldırış etmeden, ağrıyı zihninin arka planına iterek dimdik duruyordu. Ama Türkiye'nin kalbini fetheden şey, boynundaki altın madalya ya da maç boyunca file önünde kurduğu geçilmez bloklar değildi. Bayrak göndere çekilirken, Karayipler'in sıcak adasından çıkıp gelen bu kadının, İstiklal Marşı'nı kelime kelime, gözleri dolarak ve büyük bir gururla ezbere okumasıydı.
Marşın son notası salonda yankılanıp bittiği an, yanı başında duran Hande Baladın şaşkınlık ve sevgi dolu gözlerle ona baktı ve dayanamayıp sımsıkı sarıldı ona. O sarılma, sadece sahadaki iki takım arkadaşının bir zaferi kutlaması değildi. O sarılma, binlerce kilometre öteden gelip bu ülkeyi, bu bayrağı ve bu kültürü özümsemiş bir kadına, bütün bir ulusun kucağını açmasının simgesiydi.

İrlanda kökenli bir isim olan Sinead, kelime anlamı olarak Yaradan lütfetti ya da Allah'ın armağanı anlamına geliyor. Karayipler'in masmavi denizine bakan bir adada doğan bu kız çocuğu, adının hakkını verircesine voleybola bir lütuf gibi dokunacaktı. Peki, Trinidad ve Tobago'nun beton zeminli okul bahçelerinde futbol oynayan o küçük Sinead, nasıl oldu da Türkiye'nin Filenin Sultanları'nın ikinci Milletler Ligi şampiyonluğunda kürsüde İstiklal Marşı'mızı okuyan bir kahramana dönüştü?
Her büyük yeteneğin arkasında, onun yolunu aydınlatan gizli kahramanlar vardır. Sinead Jack-Kısal'ın hayatında da voleybolun zirvesine giden bu meşakkatli yolu döşeyen iki kritik antrenör bulunuyor. İlk kırılma noktası doğup büyüdüğü topraklarda, Trinidad ve Tobago'da yaşandı. Sinead, çocukluğunda voleybolu değil, futbolu seviyordu. Sahada koşmak, topun peşinden gitmek onun için bir tutkuydu. Fakat okul bahçesinde futbol oynarken onu izleyen beden eğitimi öğretmeni ve ilk antrenörü, bu küçük kızda sıradan bir sporcu kumaşı olmadığını anladı. Yaşına göre uzun boyu, patlayıcı sıçrama yeteneği ve olağanüstü atletizmi dikkat çekiciydi. Beden eğitimi öğretmeni, ısrarlı bir şekilde onu futbol sahasından çekip voleybol kortuna yönlendirdi. Sinead ilk başlarda bu değişime dirense de öğretmeninin vizyonu galip geldi. O gün o okul bahçesinde eline tutuşturulan voleybol topu, onun hayatının yönünü sonsuza dek değiştirecekti.

TİTREYEREK ÇIKILAN ANTRENMANLAR...
Trinidad gibi voleybol imkanlarının son derece kısıtlı olduğu, profesyonel lig yapısının bulunmadığı bir adada yetişmek kolay değildi. Ancak Sinead, doğuştan gelen yeteneğini hırsıyla birleştirerek Karayipler sınırlarını çabuk aştı. Avrupa'ya adım attığında önce Polonya liginde AZS Biatystok formasıyla kendini kanıtladı. Fakat onu uluslararası düzeyde elit bir oyuncuya dönüştürecek ikinci büyük kırılma, kuzeyin sert ikliminde, Rusya'da gerçekleşti.
Ekaterinburg kulübüne transfer olduğunda, dünya voleybol tarihinin en ikonik, en disiplinli ve en acımasız antrenörlerinden biri olan Nikolai Karpol'un ellerine teslim edildi. Karayipler'in daimi güneşinden çıkıp eksi 30 derecelere varan dondurucu Rusya soğuğuna uyum sağlamak onun için adeta bir kâbustu.
Titreyerek çıktığı idmanlarda sadece iklimle değil, Karpol'un ağır disipliniyle de mücadele etti. Karpol, kenarda kenetlenen elleri, oyuncularına olan sert bağırışları ama bir o kadar da yetiştirdiği efsanelerle tanınan bir voleybol profesörüydü. Trinidadlı bu ham yetenek, dondurucu soğuğa ve Karpol'un adeta bir askeri kampı andıran disiplin süzgecine direndi.
Nikolai Karpol, Sinead'e sadece blok yapmayı ya da smaç basmayı öğretmedi. Ona dünya standartlarında pozisyon almayı, rakip pasörün elini okumayı, maçın en kritik anlarında soğukkanlı kalmayı ve profesyonel spordaki o kırılmaz zihinsel sertliği aşıladı. Sinead, Rusya'nın amansız soğuğundan ve Karpol'un o meşhur sert okulundan başarıyla mezun oldu. Artık sadece güçlü bir atlet değil, ne zaman ne yapacağını mükemmel bilen, dünya çapında bir orta oyuncuya dönüştü.

VERDİĞİ EMEKLE SAYGINLIK KAZANDI
Rusya'daki zorlu günlerin ardından kariyer basamaklarını hızla tırmandı. Türkiye'ye gelişi, Galatasaray forması giymesi ve ardından Eczacıbaşı gibi dünya devi bir kulübün temel taşlarından biri haline gelmesi, onun ne kadar istikrarlı bir profesyonel olduğunu kanıtlıyordu. Türkiye'deki yıllarında sadece sahadaki oyunuyla değil, mütevazı kişiliği ve sıcakkanlı tavırlarıyla da voleybol camiasının saygısını kazandı.
Nihayet o gün gelip çattığında, Milletler Ligi'nde Filenin Sultanları ile sahaya çıktığında, üzerinde taşıdığı hırs ve sorumluluk gözlerinden okunuyordu. Turnuva boyunca takımın en skorer ismi değildi belki, manşetleri süsleyen bir smaçör olarak öne çıkmıyordu. Sahanın görünmeyen kahramanıydı. File önünde rakiplere ördüğü duvarlar, arkadan gelen arkadaşlarına açtığı alanlar ve en önemlisi de sakatlanmasına rağmen kenara çekilmeyi reddeden o çelik gibi iradesiyle takımın ruhuna güç kattı. Sakatlığına rağmen sahada kalıp son ana kadar mücadele etmesi, Karayipler'de başlayan, Rusya'nın buz gibi şartlarında bilenen o karakterin en somut dışa vurumuydu.
Ve tüm bu uzun yolculuk, şampiyonluk sayısı geldiği o tarihi anla noktalandı. Kürsüde, madalyalar boyunlara takılırken ve Türk bayrağı salondaki en yüksek noktaya doğru süzülürken, Sinead Jack-Kısal sadece durmuyordu. O, kalbiyle, ruhuyla, tüm geçmişiyle oradaydı. İstiklal Marşı'nın ilk sözleriyle birlikte dudakları kıpırdamaya başladı. Yabancı bir ülkenin marşını ezberlemiş bir sporcu gibi değil, o marşın temsil ettiği değerleri iliklerine kadar hisseden bu ülkenin bir insanı gibi okuyordu. Yaşadığı tüm zorluklar sonrası Türk milletinin onu bağrına basmasına karşılık şükran gözyaşlarıydı bunlar...

AY-YILDIZLA TAÇLANAN ZAFER
Marş bittiğinde Hande Baladın'ın ona attığı o içten sarılma, milyonlarca insanın ekran başında hissettiği duygunun özetiydi. Trinidad'da bir öğretmenin dikkatiyle başlayan, Rusya'da Karpol'un disipliniyle şekillenen ve Türkiye'de aşkla, emekle ve ay-yıldızla taçlanan bu hikaye; sporun sınırları, ırkları ve coğrafyaları nasıl aşabileceğinin en canlı kanıtı olarak tarihe geçti. Sinead Jack-Kısal, bu topraklarda sadece bir şampiyonluk kazanmadı; bir halkın kalbini sonsuza dek kazandı.
HAYATIN EN GÜZEL SÜRPRİZİ: EVLİLİK
Hayatın ona hazırladığı en güzel sürpriz ise Türkiye'de sadece bir kariyer değil, hayatının aşkını bulması oldu. Türk voleybolcu Murathan Kısal ile tanışıp hayatını birleştirmesi, onun bu topraklara olan bağını tamamen kopmaz bir hale getirdi. Çift, düğünlerini Sinead'in doğup büyüdüğü topraklarda, Trinidad ve Tobago'nun büyüleyici sahilinde, turkuvaz deniz ve palmiyeler eşliğinde gerçekleşti. Karayipler'deki bu rüya gibi düğünün ardından Sinead için yeni bir dönem başladı. Türk vatandaşlığına geçiş süreci, sadece kağıt üzerinde bir işlem değildi. O, bu ülkenin sokaklarını, insanlarını, kültürünü ve yaşam tarzını benimsemişti. Türk Voleybol Federasyonu'nun da desteği ve federasyon başkanı Mehmet Akif Üstündağ'ın aidiyet vurgusuyla, ay-yıldızlı formayı giyme hakkını elde etti.