Ultra maraton yüzücüsü Bengisu Avcı geçtiğimiz 8 Mart'ta Turkuvaz Medya'daki 'Güçlü Türkiye'nin Güçlü Kadınları Zirvesi'ndeki konuşmasına "Merhaba okyanus; işte yine ben geldim" diyerek başlamıştı. Gerçek bir okyanus sevdalısı Bengisu'yu insanlar artık "Ocean's 7'yi tamamlayan ilk Türk" olarak tanıyor. Ama çoğu kişi, üç kez geçişlerini yarıda bırakmak zorunda kaldığını bilmiyor. Herkes zaferleri konuşur ama onların nelere rağmen başarıldığı gözardı ediliyor.

İşte bunların farkına varılması için Bengisu, zaman zaman yaşadıklarını kayda almış. Acı içinde ağladığı anlar gibi... Dertlerini unutmamak çünkü kulaçlarını ancak böyle daha ileri atabilmiş. İşte bu kayıtların boşa gitmemesi için 2024 yılında yolları AXA Türkiye ile kesişmiş, Bengisu Avcı-Deniz Yıldızı-Bir Cesaret Öyküsü belgeseli çekilmiş. 250 saati aşan görüntü kaydından 94 dakikalık bir belgesel yapılmış. Yönetmenliğini Onat Can Karabatak'ın, uygulayıcı yapımcılığını Ali Ergöçmez'in üstlendiği belgeseli izledikten sonra Bengisu Avcı ile uzun bir sohbet gerçekleştirdik. Sabrı için sonsuz teşekkürler.
- Hayatını adadığın yüzme sporuve açık yüzme sevdana dair başarılarınınanlatıldığı muhteşembir belgesel izledik. Sen de ilk kezseyettin. Neler hissediyorsun?
- Hissettiğim en güçlü duygu mutluluk ve gurur oldu. Bu film sadece benim hikâyemi anlatmıyor. Aynı zamanda açık su yüzücülerinin, hayallerinin peşinden gitmekten vazgeçmeyen insanların ve imkânsız görünen hedeflere cesaretle yürüyen herkesin hikâyesini bu. Filmi izleyen herkes kendinden bir parça bulacak. Bu belgesel için çok büyük bir emek verildi. Yıllardır kurduğum en büyük hayallerden biri, bu yolculuğu bir belgeselle ölümsüzleştirmekti. Bugün bunun gerçekleştiğini görmek benim için tarifsiz bir mutluluk.

- Yedi kanalı geçmedenemelerindeüç kez başaramadın.Neler hissetmiştin?
- Manş Denizi ve Kuzey Kanalı'nda hipotermi nedeniyle, Molokai Kanalı'nda ise zehirli denizanası teması yüzünden sudan çıkmak zorunda kaldım. Aylarca, hatta yıllarca hazırlandığınız bir hedefe ulaşamadan sudan çıkmak, otele dönmek ve Türkiye'ye eksik döndüğünüzü hissetmek insanı derinden etkiliyor. Ama geriye baktığımda, o üç başarısızlık bana sabretmeyi, yeniden ayağa kalkmayı, daha iyi hazırlanmayı ve vazgeçmemeyi öğretti.
- Bu sürecin ardında kaç yıl,kaç saat antrenman, kaç kulaç,kaç kavga, kaç lira borç, kaç depresyon,kaç mayo var?
- Sayıları sıralayınca aslında yolculuğun ne kadar büyük olduğu daha iyi anlaşılıyor. Yaklaşık 120 bin kilometre yüzdüm. Bu da 120 milyon metre, yani yaklaşık 60 milyon kulaç demek. Kaç saat antrenman yaptığımı artık ben bile hesaplayamıyorum. Kaç mayo eskittim derseniz, onu gerçekten saymadım. (Gülüyor) Bir milyar kez "Acaba bırakmalı mıyım?" diye düşündüğüm an oldu. On milyar kez yeniden ayağa kalktım. Onlarca boş banka hesabı, limitleri zorlanmış kredi kartları, ödenmesi gereken borçlar... Oceans Seven sadece fiziksel değil, maddi olarak da çok ağır bir yolculuktu.

ALBATROS KUŞLARI GİBİ ÖZGÜRLÜK PEŞİNDEYİZ
- Geçişinde bir çaresizlik anında yardım için Allah'a yakarışın ardından karşına albatros kuşunun çıkmasından bahsettin...
- Cook Boğazı benim için sadece çok zorlu bir parkur değildi, aynı zamanda unutamayacağım bir anıya da ev sahipliği yaptı. Geçiş sırasında bir albatros kuşu uzun süre teknemizin etrafında uçtu. Albatrosların okyanuslarda binlerce kilometre hiç durmadan süzülebildiğini biliyordum. Onu görünce içimden, "Bu iyi bir işaret. Ben de bu parkuru geçeceğim" diye düşündüm. Aslında albatroslarla açık su yüzücüleri arasında bir benzerlik görüyorum. İkisi de uzun yolculuklardan korkmaz. İkisi de fırtınadan kaçmak yerine onunla yaşamayı öğrenir. Hedefe ulaşmak için sabırla, inatla ve büyük bir dayanıklılıkla yoluna devam eder. Belki kanatlarımız yok ama biz de kulaçlarımızla aynı özgürlüğün peşinden gidiyoruz.

BÖYLE BİR AİLEM OLDUĞU İÇİN ÇOK ŞANSLIYIM
- Her türlü çılgınlığında, ölümün kıyısında yüzdüğün anlarda "O mutluysa sorun yok" diyen harika bir anne-baban var. Sporcu anne ve babalarına neler tavsiye edersin?
- Ben çok şanslıyım. Çocukluğumdan beri attığım her kulaçta arkamda oldular. Sadece tribünde alkışlayan anne babalar olmadılar; birçok kanal geçişimde teknede benimle birlikteydiler. Dışarıdan bakınca sakin görünmeye çalışıyorlardı ama onların neler hissettiğini bugün daha iyi anlayabiliyorum. Çocuğunuzu saatlerce buz gibi okyanusta, dev dalgaların arasında izlemek tarif edilebilecek bir duygu değil. Molokai geçişinde zehirli denizanasıyla temas ettiğim anı onların gözlerinden görmek istemezdim. Ben acıyla mücadele ederken, annem hiçbir şey yapamadan tekneden sadece bana bakabiliyordu. Sanırım bir anne baba için en zor şey, evladının acı çektiğini görmek ama ona dokunamamaktır. Buna rağmen bana hiçbir zaman "Artık yeter" demediler. Hep, "Sen mutluysan biz de mutluyuz" dediler. Bu benim için tarifsiz bir güç kaynağı oldu. Sporcu anne babalarına tavsiyem, çocuklarınıza kendi hayallerinizi değil, onların hayallerini yaşama fırsatı verin. Özgür bırakın, yeteneklerinin peşinden gitmelerine izin verin.
- Bir gün anne olursan ve kızının ağzından çıkan ilk kelimeler 'anne, kanal' olursa ağlar mısın, "Sus bakayım mı!" dersin...
- Sanırım bunu zaman gösterecek. Benim maceram çok zorluydu, kimsenin yaşamasını istemem. Okyanus o gün ne isterse o oluyor aslında, size söz bırakmıyor.

EŞİM BANA GÜÇ VERİYOR
- Gelelim kariyerinde en önemli yoldaşına... Biricik sevgilin, eşin, meslektaşın, antrenörün, kum torban, dert ortağın Egor Tropeanon ile nasıl tanıştın? Nerede evlenme teklif etti?
- Egor sadece saydıkların değil, takım arkadaşım, tekneden beni besleyen kişi, antrenman arkadaşım... Bazen sert eleştirmenim. Attığım kulaçların ritminden bile o gün nasıl hissettiğimi anlayabilecek kadar beni tanıyor. İtalya'da tanıştık. İlk büyük açık su maceramızı ise Cebelitarık Kanalı'nda birlikte yaşadık. İlişkimiz de aslında açık suda, zorlukların içinde büyüdü. Bu yüzden bazı parkurlarda yanımda olamaması ikimiz için de çok zordu. Kuzey Kanalı denemem sırasında zatürre olduğu için teknede yanımda değildi. Tsugaru'da da aynı şekilde birlikte olamadık. Eksikliğini her kulaçta hissettim. Çünkü yıllardır başımı her çevirdiğimde teknede ilk gördüğüm yüz oydu. O güven duygusu, o bakış, bazen tek bir cümlesi bile güç veriyor.

BANA SABRI ÖĞRETTİ, KİBRİ UNUTTURDU
- Sakın inkar etme; okyanusla konuştuğunu biliyoruz. Sohbetlerinizi anlatır mısın?
- O benim sırdaşım. İlk kez Manş Denizi'nde onunla gerçekten tanıştım. Sonra her kanalda, her okyanusta konuşmaya devam ettik. Sevincimi de ona anlattım, korkumu da... Bazen en büyük hayallerimi, bazen de kimseye söyleyemediğim endişelerimi. O ise hiç cevap vermedi; dalgalarıyla beni sınadı. Bazen kabul etti, bazen geri çevirdi. Bana sabrı öğretti, kibri unutturdu ve doğanın karşısında insanın ne kadar küçük olduğunu gösterdi. İnsan okyanusu fethedemez. Okyanus izin verirse karşı kıyıya ulaşır. Ben her kulaçta bunu yeniden öğrendim. Aramızda görünmeyen bir bağ oluştu. Ona hep içimi döktüm, o da bana cesareti, sabrı ve umudu öğretti.
- Okyanuslardaki kirliliğe karşı mücadele de ediyorsun. Büyülü derinliğin sorunlarından bahseder misin?
- Birleşmiş Milletler'in Sudaki Yaşam Savunucusu olarak her kulaçta denizlerin korunmasına dikkat çekmeye çalıştım. Çünkü yıllar geçirdikçe okyanusların değiştiğini gözlerimle gördüm. Deniz suyu sıcaklıkları artıyor, ekosistemler değişiyor, bilim insanları gibi biz açık su yüzücüleri de bunları görüyor, yaşıyoruz. Özellikle zehirli denizanalarının göç ve çoğalma dönemleri artık eskisi gibi değil. Su sıcaklıklarının değişmesiyle birlikte farklı bölgelerde ve beklenmeyen zamanlarda çok daha yoğun şekilde karşımıza çıkabiliyorlar. Eğer okyanuslar hayallerimizi gerçekleştirme fırsatı veriyorsa, bizim de onu korumak için üzerimize düşeni yapmamız gerekiyor.