Bir zamanlar 17-20 yaşlarında evlenmek, çocuk sahibi olmak ve yuva kurmak hayatın doğal akışı içinde görülüyordu. Bugünün gençleri ise aynı yaşlarda eğitimlerini sürdürüyor, kariyerlerini düşünüyor, ekonomik bağımsızlıklarını kazanmaya ve kendi hayatlarını kurmaya çalışıyor. Üç kuşakla konuştuk, yıllar içinde değişen gençlik anlayışının izini sürdük. Birinin 20'sinde hayatı çoktan kurulmuştu, diğerinin 20'sinde ise hayat daha yeni şekilleniyor. Artık hayat kurmak yalnızca evlenmek, çocuk sahibi olmak ya da bir eve çıkmak anlamına gelmiyor. Eğitimini tamamlamak, bir meslek edinmek, kendi parasını kazanmak, seyahat etmek, ne istediğini bulmak ve kendi kararlarını verebilmek de bu tanımın önemli bir parçası. Bundan birkaç on yıl önce ise 17-20 yaş aralığında hayatın ritmi başkaydı. Kimi bu yaşlarda evleniyor, kimi çocuk büyütüyor, kimi de çalışmaya başlayarak ailesine destek oluyordu. Peki aynı yaşlar kuşaktan kuşağa nasıl bu kadar farklı hayatlara dönüştü? Biz de bu değişimin peşine düşerek üç farklı aileden üç kuşağın aynı yaşlardaki hayatlarını yan yana getirdik. Kimi eğitimini yarıda bırakıp genç yaşta evlendi, kimi hem okuyup hem çalıştı, kimi ise bugün hâlâ eğitimini sürdürüyor ve mesleki hayallerinin peşinden gidiyor. Aradaki fark yalnızca yaşanılan dönemin şartlarıyla açıklanmıyor. Ailelerin çocuklarından beklentileri, kadınların eğitim ve çalışma hayatındaki yeri, ekonomik koşullar ve bireyin kendi hayatı üzerinde söz sahibi olma biçimi de yıllar içinde değişti. Belki de en dikkat çekici dönüşüm burada ortaya çıkıyor: Geçmişte gençlerden kendilerine bir yuva kurmaları beklenirken bugün kendi hayatlarını kurmaları da en az bunun kadar önem taşıyor. Üç kuşağın hikâyesi, aynı yaşların yıllar içinde nasıl farklı anlamlar kazandığını açıkça gösteriyor.

16 yaşında çalışmaya başlayan, 18'inde evlenip 19'unda anne olan Hasibe Aydın (75) okuyamamanın eksikliğini yaşadı. Bugün altı torununa "Okuyun, kendinizi geliştirin, kendi ayaklarınızın üzerinde durun" diyor. Onların en büyük şanslarından birini ise "Anne ve babaları yanlarında" sözleriyle anlatıyor
Şevval Kurtoğlu (29
EVLİLİK HAYAT PLANIMDA ÖNCELİĞİM DEĞİL
Çalışıyorum, ekonomik olarak kendi ayaklarımın üzerinde duruyorum. Kendi hayatımın sorumluluğunu alabilmek ve istediğim şeyleri emeğimle gerçekleştirebilmek benim için önemli. Şu an evlilik, hayat planımda öncelikli bir yerde değil. Yaşımın ve enerjimin olduğu bu dönemde ülkemizin ve dünyanın farklı yerlerini keşfetmek, özgürlüğümü doyasıya yaşamak ve kendime ait bir hayatı deneyimlemek istiyorum. Bu nedenle şu an evlilik gibi büyük bir sorumluluğun altına girmeye hazır hissetmiyorum. Eğitim, iş ve evlilik gibi hayatımla ilgili önemli kararları ise büyük ölçüde kendim veriyorum. Ailemin fikirlerini önemsiyorum ancak son kararı kendim vermeyi tercih ediyorum. Özellikle kendi hayatımla ilgili konularda, sonuçlarının sorumluluğunu da alabileceğim kararları kendim vermek istiyorum. Gelecekten en büyük beklentim huzurlu, özgür, maddi olarak rahat ve sevdiğim insanlarla güzel bir hayat kurmak. Bol bol gezebildiğim, yeni yerler ve insanlar tanıyabildiğim, kendimi geliştirmeye ve hayatı deneyimlemeye devam ettiğim bir yaşam istiyorum. Bugün kendimi büyük ölçüde hayatını kurmuş, yetişkin biri olarak görüyorum. Ancak hâlâ geliştirmek ve değiştirmek istediğim şeyler var. Kendi kararlarımı verebilmek, çalışıp kendi düzenimi kurabilmek bana yetişkin ve bağımsız olduğumu hissettiriyor. Yine de hayatın hâlâ keşfetmek istediğim birçok tarafı olduğunu düşünüyorum.
Üç kuşağın hikâyesi, değişimin yalnızca evlilik yaşından ibaret olmadığını gösteriyor. Sosyolog Erol Erdoğan'a göre eğitim süresinin uzaması, şehirleşme ve dijital dönüşüm gençliğin süresini değiştirdi. Dün "hayat kurmak" daha çok evlenmek, çocuk sahibi olmakla ilişkilendirilirken, bugün meslek sahibi olmak, kendi parasını kazanmak ve hayallerinin peşinden gitmek de hayat kurmanın önemli parçaları hâline geldi. Ancak yeni bir sorun doğurdu: Büyümeden yaşlanan gençlik

Hatice Kurtoğlu (58)
AİLEM BENDEN İYİ BİR EŞ OLMAMI BEKLİYORDU
25 yaşındayken evliydim ve bir çocuğum vardı. Çalışmıyordum; hayatım daha çok evim, eşim ve çocuğum etrafında şekilleniyordu. 20 yaşında evlenmiştim. O dönemde evlilik hayatımın merkezindeydi ve aile kurmak benim için hayatın doğal bir parçasıydı. Ailem benden iyi bir eş ve anne olmamı, evime ve aileme sahip çıkmamı bekliyorlardı. Eğitim, iş ve evlilik gibi önemli kararlarımı büyük ölçüde ailemin, eşimin ve dönemin şartlarının etkisiyle veriyordum. O yıllarda kendi hayatımla ilgili seçeneklerim ve özgürlük alanım bugüne göre daha sınırlıydı. Gelecekten en büyük beklentim ise eşimle birlikte huzurlu bir hayat sürmek ve çocuğumu en iyi şekilde büyütmekti. Ailemin sağlıklı, mutlu ve düzenli bir hayatının olması benim için en büyük beklentiydi. 25 yaşında evli ve anne olduğum için kendimi hayatını kurmuş bir yetişkin olarak görüyordum. Ancak bugünden geriye baktığımda, o yaşlarda hayatımın daha çok aile ve sorumluluklar üzerinden şekillendiğini, kendime ayırdığım alanın ise daha sınırlı olduğunu düşünüyorum.
Heykeltraş olan ve genç yaşta çalışmaya başlayan 53 yaşındaki Neslihan Tınaz, annesinin kendisine 'kendi yolunu çizmesi' için verdiği desteği bugün hâlâ anlatıyor. Çalışıp ekonomik bağımsızlığını kazanan Şevval Kurtoğlu da (29) ailesinin fikirlerini önemsiyor ancak hayatıyla ilgili son kararı kendisi veriyor

Hacer Güngör (79)
HİÇBİR ZAMAN KENDİME AİT BİR HAYATIM OLMADI
25 yaşındayken üç çocuk doğurmuş bir kadındım ve çalışmıyordum. Kendi paramı hiçbir zaman kazanamadım. O yaşlarda İstanbul'a göç ettik. Aslında bu değişimin hayatımı kolaylaştırdığını söyleyebilirim. Çünkü şehir hayatı, köy hayatına göre çok daha kolaydı. Ben 16 yaşında evlendim. Evliliğimin ilk yılları köyde geçti. Bu nedenle evlilik benim için daha çok bir gereklilik ve büyüklerimizin karar verdiği bir olaydı. Ailemle ilişkilerim hep iyiydi. Dört çocuklu bir ailenin anneliğini yapmak yorucuydu ama bundan hiçbir zaman şikâyetçi olmadım. Hep keyifli ve neşeli geçen bir aile hayatım oldu. Eğitim, iş ve evlilik gibi önemli kararların hiçbirinde benim söz hakkım olmadı. Evliliğime babam karar verdi, çalışma imkânım da hiç olmadı. Hayatımız boyunca Türkiye gerçekliğinde ekonomik sıkıntılarla yaşadık. Bu yüzden 25 yaşındayken gelecekle ilgili en büyük beklentim çocuklarımın sağlıklı bir şekilde büyümesiydi. Genç yaşta evlenince insan ister istemez çabuk büyüyor. Ayrıca hiçbir zaman kendime ait bir hayatım olmadı. Maalesef hâlâ da öyle.
Sude Özmen (20)
KARAR ALIRKEN ÖNCE KENDİ FİKİRLERİMİ BENİMSERİM
Gençlikten yetişkinliğe geçtiğim bir dönemdeyim. Kendi kararlarımı aldığım ve hayatımla ilgili büyük adımlar attığım bir süreç diyebilirim. Geleceğimi düşünüyorum ve özellikle eğitim ile iş hayatında kendime daha fazla seçenek yaratmaya çalışıyorum. Ailemin düşünceleri benim için önemli ancak bir karar alırken kendi fikirlerimi benimser, son kararı kendim veririm. Bence 20'li yaşlar, büyük sorumlulukların ve beklentilerin oluşmaya başladığı bir dönem. İş, evlilik ve hayat düzenini kurma gibi konuların şekillenmeye başladığı bu süreçte bir şeyler başarmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Geçmiş kuşaklarla aramızdaki en büyük farkın eğitim olduğunu düşünüyorum. Bugün bilgiye ulaşmak ve yeni şeyler öğrenmek çok daha kolay. Teknolojinin de bunda önemli bir payı var. Geçmişte eğitim imkânına ulaşamayan birçok insan olduğunu düşündüğümüzde, bugünkü kuşağın en büyük farklarından birinin eğitim ve kariyer olanakları olduğunu söyleyebilirim.

Bade İrem Tınaz (17)
ÖNCELİĞİM EĞİTİMİM
Şu anda Güzel Sanatlar Lisesi'nde tiyatro bölümünde üçüncü sınıf öğrencisiyim. Aynı zamanda dört yıldır Mimar Sinan Devlet Konservatuvarı Çağdaş Dans Bölümü'nde eğitim alıyorum. Şu an önceliğim eğitimimi en iyi şekilde tamamlamak, tiyatro ve dans alanında kendimi sürekli geliştirmek. Dans ve tiyatro alanında ilerlemek ve mesleğimde istediğim noktaya ulaşmak istiyorum. Ailemle çok güçlü bir bağım var ve her konuda yanımda olduklarını hissediyorum. Benden en çok hayallerimin peşinden gitmemi, hayatı dolu dolu yaşamamı ve kendini sürekli geliştiren, bir birey olmamı bekliyorlar. Dans ve tiyatro yolculuğumda da bana her zaman destek oluyorlar. Küçük yaşlardan itibaren ne istediğini bilen biriydim. Kendi isteklerimi dinleyerek yolumu çizdim, ailem de ilgi alanlarımı keşfetmemde bana destek oldu. Özellikle dans ve tiyatro alanında ilerleme kararım tamamen kendi isteğimle şekillendi. Gelecekten en büyük beklentim, mesleğimde hayalini kurduğum noktaya ulaşmak. Kendim için planladığım projeleri hayata geçirmek, sahnede üretmeye devam etmek ve sanat alanında kalıcı işler ortaya koyabilmek en büyük hayalim. Hedefleri olan, ne istediğini bilen ve bu hedefler doğrultusunda disiplinle çalışan bir genç olduğumu düşünüyorum. Dans ve tiyatro alanında attığım adımların, gelecekte kurmak istediğim hayatın temellerini oluşturduğuna inanıyorum.
Neslihan Tınaz (53)
ANNEM BENİ HER ZAMAN DESTEKLEDİ
17 yaşındayken Güzel Sanatlar Fakültesi Heykel Bölümü öğrencisiydim. Ancak birçok öğrenci gibi ben de harçlığımı çıkarmak için yeteneğimi kullanabileceğim alanlarda çalışıyordum. Anaokullarının duvarlarına dekoratif resimler çiziyor, çocuklara seramik dersleri veriyordum. O yaşlarda evli değildim. Hayatımda öncelikle eğitimim, sonrasında ise kariyer hedeflerim vardı. Evlilik, o dönemde hayatımın merkezinde değildi. Ailemle ilişkilerim her zaman çok iyiydi. Babamı çok küçük yaşta kaybetmiştim. Buna rağmen hayatımda her anlamda fedakâr, güçlü ve benimle arkadaş gibi iletişim kuran bir annem vardı. Eğitimimle ilgili aldığım kararlarda ve sonrasında hayatıma dair verdiğim önemli kararlarda beni her zaman destekledi. Benden belirli bir hayat kalıbına uymamı beklemek yerine, ne istediğimi bulmam ve kendi yolumu çizmem konusunda bana güveniyordu. Her zaman hedefi net, ne istediğini bilen biriydim. Bugün geriye dönüp baktığımda, o yaşlarda hayalini kurduğum şeylerin büyük bir bölümünü gerçekleştirmiş olmanın mutluluğunu yaşıyorum.

Mualla Kılıç (75)
AİLEMLE İLİŞKİM, ÇOCUKLARIMLA BENİM GİBİ YAKIN DEĞİLDİ
17 yaşından önce okulda dikiş eğitimi almıştım. Annem de çok iyi bir terziydi ve beni bu konuda oldukça iyi yetiştirdi. Ona yardım ederek para kazanmaya başladım ve terzilik konusunda kendimi çok geliştirdim. O yıllarda çalışmak benim için sadece para kazanmak değil, aynı zamanda bir meslek edinmek ve kendimi geliştirmek anlamına geliyordu. Bizim dönemimizde evlilik yaşı bugüne göre oldukça gençti. Ben de 17 yaşında yeni evlenmiş genç bir kadındım. O yıllarda evlilik benim için hayatımı birleştirdiğim eşimle kendi hayatımızı kurmak anlamına geliyordu. Birbirimize maddi ve manevi olarak destek olmak, kendi kararlarımızı anne ve babamızdan bağımsız verebilmek ve hayatımıza yön verebilmek önemliydi. Aynı zamanda çocuk sahibi olmak ve ailemizi büyütmek de evliliğin doğal bir parçası olarak görülüyordu. Ailemle ilişkim, bugün benim çocuklarımla kurduğum ilişki kadar yakın değildi. Bugün geriye dönüp baktığımda, evliliği ve kendi yuvamı kurmayı özgürlükle ilişkilendirmemin nedenlerinden birinin de bu aile yapısı olduğunu düşünüyorum. Kendi hayatımı kurmak ve kendi kararlarımı verebilmek benim için önemliydi. Eğitim ve evlilik kararlarımı da kendim verdim. Ailem bu konularda bana karşı çıkmadı ve kararlarıma saygı gösterdi. Bu nedenle hayatımın önemli dönüm noktalarında kendi seçimlerimi yapabildiğimi söyleyebilirim. Çocukluğumdan beri en büyük hayalim modacı olmaktı. Bu hayalimi bir ölçüde gerçekleştirebildim. Yıllarca moda evlerinde yöneticilik yaptım ve bu meslekten para kazandım. Ancak bugün geriye dönüp baktığımda, o dönemde bu konuda gerçekten iyi bir eğitim alabilseydim ve doğru şekilde yönlendirilseydim istediğim noktaya çok daha fazla yaklaşabileceğimi düşünüyorum.

Hasibe Aydın (75)
OKUYUN, KENDİNİZİ GELİŞTİRİN YAVRULARIM
20 yaşındayken ev hanımıydım ve çocuğumu büyütüyordum. Evlenene kadar kuaförde çalıştım. Çalışmaya başladığımda 16 yaşındaydım. 18 yaşında evlendim, 19 yaşında da ilk çocuğumu kucağıma aldım. Babam ben 9 yaşındayken, annem ise beni dünyaya getirdiği gün vefat etti. Beni anneannem büyüttü. Hayatım boyunca kararlarımı kendim almak zorunda kaldım. Annemin ve babamın yanımda olmaması, beni çok erken yaşta hayatın gerçekleriyle yüzleştirdi. Biraz da mecburiyetten, doğruyu ve yanlışı kendi başıma öğrenerek hayatımı sürdürdüm. Benim altı torunum var. Onlara her baktığımda hepsi için dua ediyorum ve ne kadar şanslı olduklarını düşünüyorum. Çünkü anne ve babaları yanlarında, okuyorlar ve kendilerini geliştirme fırsatları var. Ben de çok okumak istedim ama şartlarım el vermedi. Buna rağmen okumayı hâlâ çok seviyorum. Bugünkü aklımla 20 yaşıma dönseydim hemen evlenmezdim. Önce kendi ekmek kapımı açar, okur ve bir meslek sahibi olurdum. Kendi ayaklarımın üzerinde dururdum. Ben ellere hizmet edeceğime, eller bana hizmet ederdi. Daha sonra yine evlenmek istersem evlenirdim. Şimdi gençlere tek bir tavsiyem var: Okuyun kuzularım, kendinizi geliştirin yavrularım. Kendi ayaklarınızın üzerinde durun ve kimseye muhtaç olmayın.
Ömür Özmen (55)
O YILLARDA EN BÜYÜK HAYALİM EV ALABİLMEMİZDİ
20 yaşındayken evliydim ve bir çocuk sahibiydim. Kirada oturuyorduk. 18 yaşında severek evlendim. Ortaokuldan sonra nişanlandım ve ardından evlendim. Okulu bıraktıktan sonra evde el işleri yapıyordum. Örgüler örüp çevremdeki insanlara satıyor, çeyizimi de kendi emeğimle hazırlıyordum. O dönem İstanbul'a yeni gelmiştim. Daha önce ailemle Ankara'da yaşıyordum. Yeni bir şehre gelmek ve hayatımın değişmesi bende bir özgüvensizlik oluşturmuştu. Bu yüzden kendi kararlarımı vermekte çok zorlanıyordum. Eşimden ve annemden çok destek alıyordum. Bunda eğitim hayatımın yarım kalmasının da büyük etkisi olduğunu düşünüyorum. O yıllarda en büyük hayalim kiradan kurtulup kendi evimize sahip olmaktı. O dönem eşime, "Bir evimiz olsa da kiraya verdiğimiz parayla buzdolabımızı doldursak" derdim. Evlendikten altı yıl sonra kiradan çıkıp kendi evimize taşındık. Kendi evimize kavuşmak benim için gerçekten büyük bir hayaldi. Annemin 20'li yaşlarıyla benim 20'li yaşlarım arasında bile çok büyük fark var. Annem çok daha büyük zorluklar yaşamış. O zamanlar ünlü bir kuaförün yanında çalışırmış. Emel Sayın, Zerrin Özer gibi ünlü isimlerin saçlarını tararmış. Bize bunları çok sonraları anlatırdı. Biz de masal dinler gibi dizinin dibine oturup onu dinlerdik. Şimdi dönüp düşündüğümde ise annemin bizi büyütmek için ne kadar büyük zorluklar yaşadığını daha iyi anlıyorum. Beni ve kardeşlerimi büyütmek için çok mücadele etmiş. Onun yaşadıklarına baktığımda ben çok daha şanslıydım. Bugün kızımla aramızdaki farka baktığımda da bunu açıkça görebiliyorum. O çok özgüvenli, cesur ve kendi işlerini kendi başına yapabilen biri. Ben ise onun kadar özgüvenli değildim ve eşime daha bağlıydım. Bence bunun temel sebeplerinden biri eğitim. Eğitim, insanın kendine olan güvenini, hayata bakışını ve kendi ayakları üzerinde durabilmesini çok etkiliyor. Bugünkü aklımla 20'li yaşlarıma dönebilseydim önceliğim okumak ve çalışmak olurdu. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak, bir meslek sahibi olmak isterdim. Bunun eksikliğinin pişmanlığını bugün hâlâ yaşıyorum. Şimdi gençlere de aynı şeyi söylüyorum: Okuyun, çalışın, kendinizi geliştirin ve mutlaka kendi ayaklarınızın üzerinde durun.

Erol Erdoğan / Sosyolog
BU DEĞİŞİM SORUMLULUKLARI ERTELİYOR
Kuşaklar arasındaki farklılık doğaldır, hatta gereklidir. Son yıllarda kuşaklar arası değişimi, farklılaşmayı ve çatışmayı daha fazla konuşmamızın en önemli nedenlerinden biri ise dijital dönüşümdür. Çünkü dijitalleşme, bilgiye erişim ve bilginin aktarımı konusundaki hiyerarşiyi değiştirmiştir. Eskiden bilgi ve tecrübe daha çok büyüklerden küçüklere, yani üstten aşağıya doğru aktarılırken, dijitalleşmeyle birlikte bu akış çift yönlü hâle gelmiştir. Artık çocuklar ve gençler, yetişkinlerin sahip olmadığı bilgi, beceri, deneyim ve hatta mesleklere sahip olabilmektedir. Bunun yanında geniş aileden çekirdek aileye geçiş, evliliklerin daha yakın coğrafyalardan daha uzak coğrafyalara doğru yayılması, yoğun şehirleşme, eğitim düzeyinin yükselmesi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmeler de kuşaklar arasındaki farklılaşmayı artıran diğer önemli toplumsal faktörlerdir. Biraz esprili cevap vereyim: Eskiden yaşamak için eğitim alınırken, şimdilerde eğitim, kariyer ve diploma için yaşanıyor. Bu değişim, hayatın birçok aşamasını veya sorumluluğunu erteliyor. En başta evliliği tehdit ettiriyor; evlenenler de çocuk sahibi olmayı daha sonraya bırakıyor. Son yıllarda gençlik süresinin uzadığını ifade etmek için "uzamış gençlik" gibi kavramlar kullanılmaya başlandı. Bunun birçok nedeni var; ancak bana göre temel nedenlerden biri, çocukların giderek daha edilgen, hayattan kopuk, potansiyellerini geliştirecekleri ortamdan uzak yetiştirilmesi ve bunu besleyen helikopter ve ahtapot tipi ebeveynlik anlayışının yaygınlaşmasıdır. Eğitim ve şehir hayatı da bu süreci etkiliyor. Çocukları daha küçük yaşlardan itibaren oyundan, doğadan, sosyal çevreden ve kendi yeteneklerini keşfedip kullanabilecekleri deneyimlerden uzaklaştırıyoruz. Onların yerine daha fazla ders, sınav, ekran ve yetişkin kontrolü koyuyoruz. Böylece çocukların kendi başlarına karar verme, sorumluluk üstlenme, risk alma ve hayatın doğal güçlükleriyle baş etme deneyimleri azalıyor. Bütün bunlar, olgunlaşma ve sorumluluk alma yaşını geciktiriyor. Ben durumu "şarampol" teorim ile izah ediyorum. Dün kişi, büyük ölçüde ailesi ve toplum tarafından şekillendirilen; onların normlarına göre eğitim alan, evlenen, çalışan, emekli olan, hatta hobilerini seçen bir varlıktı. Bugün ise bunun tam tersi bir eğilim güçleniyor: İnsan, aileyi ve toplumu fazla dikkate almaksızın "Ben ne istiyorsam öyle olacak, beni böyle kabul edin" modunda yaşayabiliyor. Dün sağ şarampolde yol almaya çalışıyorduk, bugün ise sol şarampole savrulma riskiyle karşı karşıyayız. Oysa doğrusu şarampollerden birine sapmak değil, yolun ortasında, yani yolda olmaktır. Evet, insan kişidir, bireydir, şahıstır. Kendi tercihleri, hakları ve özgürlükleri vardır. Fakat aynı zamanda aile, mahalle, toplum ve millet gibi aidiyetleri de vardır. Dolayısıyla bugün ihtiyacımız olan şey, aileyi bireyin üzerine çıkarmak ya da bireyi aileden ve toplumdan koparmak değil; haklar ile sorumlulukları, bireysellik ile aidiyeti aynı anda düşünebilen bir denge kurmaktır.